Bir kadını sevmek
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

2014 yılında öldürülen 257 kadının anısına...

“Ah seni anlatabilsem seni…”

Kadını anlatamazsın onu severek yaşarsın ve öğrenirsin…

Boğazın düğümlenir, tutulur kalırsın…

Tek başınasındır, kalırsın tek başına…

Mesela kendinin can alıcı noktasında farkına varmadan istersin demli ve şekersiz bir çay.

Önce dalarsın… Bir çayın deminin damakta bıraktığı tadı alırsın ve onu bulursun, sevdiğin kadını bulursun,  sonra o tadı unutmamak için çayı bitirmek istemezsin, onda sonsuzluğu yaşamak istersin, çayın demindeki sonsuzluğu.

Bir mekânda bulursun onu, kokusunu…

Her sohbette onun konuşulduğunu zannedersin ve istersin herkesin onu sana anlatmasını, onu sevmenin doğruluğunu ve mekânın ona nasıl şahitlik yaptığını bilirsin.

Onunla kadehlerdeki sohbetin ve kahkahanın nasıl bulunmaz bir nimet olduğunu anlatırsın…

Kadehin başındaki sevgiyi bulmaya çalışırsın, çünkü o anın sana sunulan özel bir nimet olduğunu bilirsin bilmesine de o böbürlenerek etrafa bakma arzusu; sanki “Sizler buna şahittiniz” der gibi bakış içinde bulunmak sana verilen bir lükstür.

Sokakta bulursun onu;

Herkeste onu bulursun: karşıdan karşıya geçenlerde, parkta oturanlarda, kahvenin önünde sohbet edenlerde, arabayla önünden geçenlerde hep onu görürsün. Herkesin onun maskesini taktığını zannedersin ve çocuklu annede onu bulursun, mutlu olursun çünkü herkesin senin onu sevdiğin adına ortak karar olduğunu düşürsün... Korkarsın o maskelere dokunmaya arkasından başka biri çıkacak diye…

Korkarsın onsuz kalmanın dayanılmaz hafifliğinde.

Her şey bulantı ile başlar…

Buhrana döner her şey.

Ayaklarının yerden kesildiğini hissedersin, artık çaresizlik ve hüzün tüm vücudunu sarmıştır. Bir yandan ki mutluluğunu bilirsin ama vücudun acıyı bir kere kabul etmiştir.

Titrersin onsuz kalmanın çaresizliği ile…

Kalbinin yerinden çıkacağını hissedersin…

Yere yatıp kıvrılmak istersin kalbinin üstüne…

Hele onu görmek ve ona sarılmak: cennetin lütuf ettiği yeryüzü temasıdır…

Onu görmenin tarifinin bir ayette saklı olduğunu bilirsin, bilirsin tanrıların ona neden kızdığını; yaratılan erkeğin kadın karşısındaki çaresizliğinin tanrıların bile kabul etmeyeceği değer olduğunu…

Hele doğurganlığı yok mu; gerçek anlamdaki yaratma özelliği belki yeryüzünde yok edilme gerekçesidir!

Doğanın yaşam işleyişini sevginle birleştirir…

Güneşin “bahtiyarım” demeni sağladığı için.

Yağmurda hüznünü bulursun…

Her çiçek sevginin renkleridir.

…Ve bir kadını sevmek bir şiirdir.

Mayakovski’nin Liliye olan sadakatini ve nasıl ölümüne bağlı hissettiğini anlarsın…

Nâzım’ı anlarsın Piraye’de…

Sarılmak istersin acımasızca, kırılmasını istersin tüm kabuklarının bir daha kendine gelmemek üzere yok olmasını istersin yalnızlığının.

İnkâr etmek, direnmek istersin ama neyin nereye kadar olduğunu bilmediğin ve dayanamayacağın bir isyanı bastırmak istersin.

Bir kadını sevmek acıyla yüzleşmektir. Bu sevginin diyalektiğidir.

Bir kadını sevmek içinde ikinci bir insanla yaşamaktır.

Gittiğinde bile onu seversin.

Ölüme inat!