Bir karakter olarak Başak burcu
MELTEM GÜRLE MELTEM GÜRLE
Blanche DuBois’in “Ben bir Başak’ım” diye ortaya çıkması şaşırtır beni. Çünkü Blanche her şey olabilir ama Başak burcu olamaz. Birincisi ve en önemlisi, kendine saygısı olan hiçbir Başak hayatının bu kadar dağılmasına izin vermez. Dağıtırsa da hemen titiz bir şekilde toplamaya girişir. Blanche gibi gereksiz hayallerle de oyalanmazlar. Çünkü herkes bilir ki, hayal kuranlar hayal kırıklığına uğrayabilir.

Tennessee Williams’ın en güzel oyunlarından biri olan İhtiras Tramvayı’nın gerilimli sahnelerinden birinde, hikâyenin esas kadını Blanche DuBois kardeşinin kocası Stanley Kowalski’ye burcunu sorar. Henüz olaylar tamamen patlamamış, Blanche’ın özenle sakladığı uygunsuz geçmişi ortalığa saçılmamıştır. Onun için, Blanche’ın kendisini tedirgin eden bu kaba saba adamla konuşmaya çalışması şaşırtmaz bizi. Bir sohbet ortamı yaratarak gerilimi düşürmeye çalışmaktadır belli ki.

Cevap alamayınca genç adamın Koç burcu olduğunu tahmin eder, Blanche: “Koçlar güçlü ve dinamiktir çünkü. Gürültü patırtıyı severler. Eşyaları sağa sola fırlatmaktan hoşlanırlar.” Stanley (ki aslında bir Oğlak’tır) biraz canı sıkılmış bir şekilde “Peki, ya senin burcun ne?” diye sorar. “Ben mi? Ben bir Başak’ım,” diye cevap verir Blanche. “Başak (Virgo) bakirenin (virgin) burcudur,” diye ekler sonra.

Burçlar konusunda uzman olduğumu söyleyemem. Bu işe baş koymuş insanlar biliyorum. Onların yanında bana laf söylemek düşmez. Ama Başak burcunu tanırım. Etrafım onlarla sarılı çünkü. Onun için oyunun dramatik kurgusu açısından anlamlı olsa da (bu Güneyli kadın sonsuz bir genç kızlık fantezisi içinde yaşamaktadır, onun için bakire anıştırması yerini bulur), Blanche’ın “Ben bir Başak’ım” diye ortaya çıkması şaşırtır beni. Çünkü Blanche DeBois her şey olabilir ama Başak burcu olamaz.

Birincisi ve en önemlisi, kendine saygısı olan hiçbir Başak hayatının bu kadar dağılmasına izin vermez. Dağıtırsa da hemen titiz bir şekilde toplamaya girişir. Onun için hayat bir çalışma masası gibidir. Çalışma masasında da gereksiz karışıklıklara, fazlalıklara, yarım bırakılmış işlere yer yoktur. Başaklar aynı anda birkaç şeye birden odaklanmaktan hoşlanmazlar. Disiplinli, düzenli ve temizdirler. Blanche gibi gereksiz hayallerle de oyalanmazlar. Çünkü herkes bilir ki, hayal kuranlar hayal kırıklığına uğrayabilir. Başaklar bunu sevmez. Onlar önlerini görmek ister.

Olasılıkları değerlendirir ve ona göre davranırlar. Gerçekçi ve pratiktirler.

Bundan romantik olmadıklarını çıkarmamak lazım tabii. Ama aşk hikâyelerini bile belli bir ölçülülük içinde yaşarlar. Edebiyatın mutlaka Başak burcu olması gereken karakterlerinden biri Jane Eyre’dir mesela. Mesafeli, ağırbaşlı ve el değmemiş. Evet, Jane’in de başına birtakım acayip şeyler gelir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu acayip şeyin adı Rochester’dır – ki o da muhtemelen Akrep falandır. Fakat romanı okuyanların gayet iyi hatırlayacağı gibi, Jane sağduyusu ve inceliği ile bu fırtınanın içinden sağ çıkmayı başarır. Hatta biraz hasarla olsa da Rochester’ı bile kurtarır. Bunu sadece bir Başak yapabilir bence. Romanın sonunda, her şey düzene girmiş, eşyalar ve insanlar olmaları gereken yere özenle yerleştirilmiştir.

Gerçek şudur ki, bir Başak için evinin düzeninden daha önemli hiçbir şey yoktur. Başaklar evlerini önemserler. Orada buldukları emniyeti ve huzuru severler. Bunu kaybederlerse de yeniden tesis edebilmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Tolstoy’un Karenin’i kesin Başak’tır mesela. Birçoklarının sandığı gibi sıkıcı ve “düz” bir adam değildir Karenin. O da Jane gibi fırtınanın içinde kalmış, gemisini sağ salim karaya çıkarmaya çalışan biridir sadece. Evindeki düzeni bozulmuş, karısı bir başka adamla tehlikeli bir ilişkinin içine dalmıştır. Tolstoy, her zamanki ustalığı ile, bizi Karenin’in iç dünyasına sokar ve onun da aslında ne kadar incinebilir bir insan olduğunu gösterir. Hayatı şirazesinden çıkmış bu adam, aile düzenini geri istemektedir. Eski hayatına geri dönemezse, dünyanın kanunları değişecekmiş gibi gelir ona. Çünkü istikrar Başaklar için her şeydir. Ne var ki, romanın gidişatı açısından bunun o kadar büyük bir önemi yoktur. Karenin, Jane Eyre kadar başarılı olamaz.

Başaklar mükemmeliyetçidir. Âşık oldukları zaman bile aynı kusursuzluğu ararlar. Hatta denebilir ki, bir Başak kalbiyle olduğu kadar aklıyla da âşık olur. Sevdiği kişinin bütün özelliklerinin kendi beğenilerini tatmin ettiğinden emin olmadan bir ilişkiye girmek istemez. Böyle birini bulmak da çok zor ve hatta imkânsızdır. Onun için belki de ancak bir ideale âşık olabilir. Hiç var olmamış birine. Bir edebi karaktere. Ya da bir hayalete. (Bu düş kurmak anlamına gelmez. Bir fikre bağlanmaktır daha çok.) Ama bir kere âşık olduktan sonra da bunu bir takıntı haline getirebilirler.

Masumiyet Müzesi’nin baş kişisi Kemal böyle bir adamdır mesela. Büyük bir aşkla sevdiği Füsun’un aslında bir fikrin tezahürü olduğunu fark etmez. Füsun’a bağlanırken idealize ettiği bir kadın imgesine ve bunun yaratıcısı olan kendi zihnine zincirlendiğini anlamaz. Sonsuz takıntısı içinde, sevdiği bu kadına (ya da onun mükemmel görüntüsüne) dair ayrıntıları biriktirir de biriktirir.

Bir de evet, Başaklar toplayıcıdır. Pek bir şeyi atamazlar. Bir gün bir işe yarayacağından emindirler çünkü. (Bakın Kemal’in topladıkları müze oldu mesela. Kimsenin aklına gelir miydi? Hayır.) Temizlik yapmanın anlamı asla bir şeyleri atmak değildir. Başaklar için temizlik tasnif etmek demektir. Yerleştirir, düzeltir, saklarlar. Eşyalarla kurdukları duygusal bağ nedeniyle, onları atmanın anıları yok etmekle aynı şey olacağını düşünürler. Bir de, bir şeyi atarlarsa her şeyi atmaları gerekebilir. Bir yerden başladıkları zaman duramayabilirler. Başaklar bundan korkar. Onlar her zaman temkinli ve hazırlıklıdırlar.

Son olarak, Başaklar korkutucu derecede zekidir. Olaylar arasındaki ilişkileri hemen görürler. Her şeyi fark eder ve hatırlarlar. Hiçbir detayı kaçırmazlar. Bir projeye girişmeden önce onlara danışabilirsiniz. Bütün hataları, tutarsızlıkları, eksiklikleri çıkarıp söyleyeceklerdir. Onları memnun etmek zordur bu açıdan. Ama zaten pek iyimser de sayılmazlar. İyimserlik kolay unutanlara özgü bir özelliktir çünkü. Başaklar, insan ruhunun kötülüklerini görmüş ve unutmamışlardır. İyi kalpli ve yardımseverdirler. Ama dünyanın bir gün iyi bir yer olacağına dair pek inançları yoktur. Agatha Christie’nin unutulmaz amatör detektifi Miss Marple da bence bütün bu nedenlerde Başak burcu olmalıdır. Bu geçkince hanım, en karmaşık suçları bile keskin gözlem gücü ve zekası sayesinde kolayca çözer. İyilik yapmak için her zaman hazırdır ama kötülüğü de gözünden tanır. Üstelik Miss Marple yalnızca zeki olmakla kalmaz, bir de kimi Başaklar gibi çok muzip ve sevimlidir.

Zavallı Blanche ise bunların hiçbirinin yakınından bile geçmez. Hayatının kontrolünü kaybetmiştir, hayal dünyasında yaşamaktadır ve temkinli olmaktan çok uzaktır. Üstelik evine bir daha hiç dönemeyecektir. Trajik bir karakter olması da biraz bundandır zaten.

Not: Böyle hafifmeşrep bir konuyu tercih ettiğim için bu seferlik beni hoş göreceğinizi umuyorum. Güneş Başak burcunu terk etmeden, hayatta ve edebiyatta Zodyak’ın bu köşesine düşmüş dostlarıma selam göndereyim dedim.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız