Bir kazanın gölgesinde...
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT
Dünyanın dört bir köşesindeki milyonlarca futbolsever, belki de adlarını bile duymadıkları futbolcular için gözyaşı döküyor. Ölüm karşısında tüm düşmanlıklar unutuluyor

Copa Sudamericana finalinin ilk ayağı için Kolombiya yolunu tutan Chapecoense takımını taşıyan uçağın düşmesi, şüphesiz geçen haftanın en tatsız konusuydu. Dünyanın dört bir köşesindeki milyonlarca futbolsever, belki de adlarını bile duymadıkları futbolcular için gözyaşı döküyor. Goller onlara ithaf ediliyor, ezeli rakipler o talihsiz oyuncular için beraber saygı duruşunda bulunuyor. Ölüm karşısında tüm düşmanlıklar unutuluyor.

1949’da 18 futbolcusunu yitiren İtalya’nın yenilmez armadası Torino, 1958’de sekiz bebeğini yitiren Manchester United, 1993’te 18 oyuncusunu kaybeden Zambiya... Brezilya ekibinin başına gelenler duyulduktan sonra birçok futbolseverin aklında belki de bu ekipler canlanıyordu.

Beş sene üst üste şampiyon olan Çizme’nin o günlerdeki süper gücü, o günden sonra belini bir türlü tam doğrultamamıştı. Şehrin diğer takımı Juventus bir deve dönüşürken, onlara gözyaşı kalmıştı. 1976’da elde edebildikleri şampiyonluk, şüphesiz onlar için çok daha fazla bir anlam taşıyordu. Peki çakıldıkları tepenin adını biliyor musunuz... Evet, kimileriniz için Superga bir ayakkabı markası, onlar için mezartaşı!

Matt Busby’nin bebekleri Ada’da 1950’lerin ortasında şaha kalkmıştı. Lige ambargolarını koymuşlar, üst üste iki kere zafere ulaşmışlardı. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Kızılyıldız deplasmanından yarı final biletini ceplerine koymuş bir şekilde Münih’ten havalanmaya çalıştıklarında olanlar olmuştu. Yardımcı antrenör Jimmy Murphy bir takımı ayakta tutmuş; Azrail’le savaşını kazanan Busby camiayı ayağa kaldırmıştı. Vatandaşı Alex Ferguson, onun da yapamadığını başarıp hanedan kurmuştu.

Kim bilir biz belki de onların isimlerini ezbere bilecektik; 27 Nisan 1993’teki o kara gün yaşanmasa. Afrika’nın harika çocuklarıydı belki de onlar. Bir gün Dünya Kupası eleme maçına gitmişler, sonra da yok olmuşlardı. Hayatını kaybedenlerden Derby Makinka, Dominic Iorfa ile Galatasaray idmanına bile çıkmıştı. Kaderin cilvesi, yıllarca adını duymadığımız o milli takım 2012’de tarihlerindeki ilk Afrika Uluslar Kupası’nı çakıldıkları yerin hemen dibinde kaldırmışlardı. Küllerinden doğmak böyle bir şey olsa gerek...

Peki sadece onlar mıydı büyük uçak kazalarının yuttuğu futbol takımları... Adları anılmayanlardan Bolivya’nın faal olarak eski kulübü olan The Strongest 1969’da adeta yok olmuştu. 20 kişilik kafilelerinden kurtulan yoktu, sonradan pilotu suçlayan çoktu.

Bugün Özbekistan’ın en güçlü futbol takımı olan Pakhtakor, Sovyetler Birliği döneminde 15 oyuncu ve teknik direktörlerini kaybetmişti. Onlar da The Strongest gibi çabuk toparlamışlardı.

1987’de ise Peru tarihinin en başarılı iki takımından biri olan Alianza Lima, liderliği yükseldikleri Deportivo Pucallpa karşılaşmasının dönüşünde paramparça olmuştu. 16 futbolcu dışında teknik ve idari kadro da zamanda donmuştu. Onlar bugün ülkenin en çok şampiyon olan ikinci takımı. O gün uçağa binmeseler, kim bilir ezeli rakipleri Universitario’nun gerisinde kalmayacaklardı...

Hikâyesi pek bilinmeyenlerden biri de Kleurrijk Elftal olsa gerek. İngilizce bilinen adlarıyla Colourful 11 aslında bir sosyal sorumluluk projesiydi. Amsterdam’da varoş mahallelerde yaşayan Surinam kökenli gençlerle çalışan Sonny Hasnoe adındaki bir görevli, futbolu bir araç olarak görüyordu. Toplumdan uzak, izole durumda kendi topraklarından gelenlerle bir arada yaşayan bu delikanlıları spora teşvik eden sosyal hizmet uzmanı, bir süre sonra emeklerinin meyvesini almıştı. Beyazlarla iç içe olmaya başlayan siyah çocuklar, giderek topluma daha iyi entegre oluyordu.

Hasnoe, 1986’da bir maç organize ediyor, Hollanda’daki Surinam asıllı futbolculardan oluşan bir karma ile Surinam şampiyonu SV Robinhood çimlerde buluşuyordu. Proje tam bir başarı öyküsüydü ta ki...

1989 yılının Haziran ayıydı. Surinam’daki özel karşılaşmaya birçok Surinam asıllı yıldızın gelmesi planlanıyordu. Fakat bazı oyuncular kulüplerinden izin koparamamıştı. Kalanlar Amsterdam’dan uçağa atlıyor, fakat sağ salim inemiyorlardı.

Hayatını kaybeden 176 kişi arasında 15 de futbolcu vardı. Feyenoord ve Hamburg’dan hatırlayacağınız Romeo Castelen’in kendisi olmasa da annesi ve kız kardeşi o seferdeydi. Kurtulan 11 kişinin arasında üç de oyuncu vardı. İkisi sahalara hiç dönememiş, biri asla eskisi gibi olamamıştı.

Kulüplerini dinlemeyip ceza pahasına erken bir seferle Surinam yolunu tutanlardan Henny Meijer’i olmasa da Ajax’ın unutulmaz file bekçisi Stanley Menzo’yu belli bir yaşın üstündekiler hatırlıyor olsa gerek.

Peki söz dinleyen iyi çocuklar kimlerdi... İşte onlardan bazılarını bugünkü çocuklar bile biliyor. Ruud Gullit ile Frank Rijkaard’ın verilmiş sadakası varmış...

Bakalım küçücük Chapecoense de küllerinden doğabilecek mi...