“Bir kere söylerim; olur biter”
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Bir TV programında “TEOG’un kaldırılması gerekir; biz TEOG’la mı geldik yav” diyen Cumhurbaşkanı ve AK Parti genel başkanı, şöyle devam etti: “Bakanıma, başbakanıma; bir kere söylerim, olur biter.”
… ve gerçekten ‘oldu bitti’.

Durumdan vazife çıkaran Başbakan, “TEOG’un kaldırılması öğrencileri stresten kurtaracak” şeklindeki açıklamayı ‘TV yoluyla talimat gereği’ Yıldırım hızıyla yaptı.

Milli Eğitim Bakanı ise, önceki gün, taksi durağında “gereği yapıldı” dedi. Geçen haftalarda, cihat dersinin konması ve Evrim Kuramı’nın kaldırılmasının Yılmaz savunucusu, bu kez, “TEOG kaldırılacak; hayırlı olacak; inşallah daha iyi bir sistem gelecek” sözleri ile yetinmek zorunda kaldı.

Şimdi, herkes soruyor: TEOG’dan sonra ne olacak?

Ben ise konuyu Anayasa açısından ele alacağım; önce geçmişe, sonra geleceğe bakarak.

Ya “anayasal oldu bitti”?
16 Nisan halkoylamasına giden yolda en çok kullanılan gerekçeyi hatırlayalım: Çift başlı yürütme, “yürümüyor” ve her an çatışma yaratabilir.

Yapılan ise; çift başlılığa son verme adına, bir kişinin ‘çok başlı’ yapılması: Parti başkanı, Devletin başı, Devlet başkanı, Başkomutan, Cumhurbaşkanı vb ‘baş’ sıfatları.

Düzenleme yetkisi bakımından; yine aynı kişiye en az beş ayrı kategori kararname çıkarma yetkisi (CBK) verildi.
Hemen belirtelim: Değinilen çoklu yetkilerin kullanılması, seçimlerden sonra söz konusu olacak; yürütmeye ilişkin sorumluluk ilkesi de tümüyle ortadan kalkmış olacak.

Şöyle; yürürlükteki Anayasa gereği, Başbakan ve bakanlar, hem TBMM’ye karşı sorumlu, hem de yaptıkları işlemlerden sorumlu. 16 Nisan günü oylanan 6771 sy. lı Kanun yürürlüğe girince, bu sorumluluk kuralları tümüyle kalkacağı için, “Bir kere söylerim; olur biter” sözlerine elverişli ortam ve zeminin varlığı da savunulabilecek.

Ne var ki, bugün itibariyle CB’nin Hükümete, -TV ekranlarından- talimat vermesi bir yana, TEOG konusu Anayasa md. 104’teki yetkilerin kullanım alanı dışında.

Fakat bu konu, güncel uygulamaların vahameti kadar potansiyel tehlikenin büyüklüğü hakkında somut belirtileri, bir kez daha gün ışığına çıkardı.

Ana muhalefet partisi ve liderine laf yetiştirmenin ötesinde dünyaya meydan okuyabilen bakanlar, TEOG hakkında bırakın farklı bir söz veya nüanslı bir beyan cesaretini; proje mimarı bakanlar bile görevde olmasalar da seyirle yetiniyor. Dönemin MEB Bakanı N. Avcı, TEOG’u, “endişe ve strese son” sloganıyla savunan kişi değildi sadece. Milli Eğitim Komisyonu başkanı olduğu sırada ‘4+4+4 yasa tasarısı’ Komisyon’da partililerinin fiziki şiddeti ile kabul edilmesini de meşrulaştırmıştı. Şu anda bakan olmadığı halde, tek kelime duyulmuyor kendisinden.

OHAL KHK ruleti nasıl işletiliyor?
Bu tablo, KHK yoluyla kıyım ruletinde, bakanların ‘seyirci konumu’nu teyit etmiyor mu? Altına imza attıkları kararnamelere on binlerce kişinin adlarını sıralayan listelerin eklenmesi karşısında, kamuoyuna tek bir sözcükle açıklama yapamayan, kapalı kapılar ardında ise, “haksızlık yapılıyor” homurtularıyla yetinen zevat.

‘Korkunç bir despotizm’
6771 sy.lı Kanunun mimarları seçimi kazanmaları durumunda, tümü TBMM dışından atanabilecek olan CB yardımcıları ve bakanların TBMM’ye karşı sorumlu olmayan ve sadece bir kişinin, “Bir kere söylerim; olur biter” sözlerinin sorgusuz sualsiz ve Yıldırım hızıyla Yılmaz uygulayıcısı olacaklarını tasavvur etmek zor değil. Montesquieu’nün 18. yüzyıl için söylediklerini nasıl hatırlamayız?

“Sultan’ın, bu üç iktidarı (yasama-yürütme-yargı) uhdesinde topladığı Türklerde, korkunç bir despotizm hüküm sürmektedir” (De l’esprit des lois,(…), Gallimard, 1970, s.169).

En kötü koalisyon bile…
TEOG vesilesiyle bir kez daha gözler önüne serilen tablo, anayasa dışı işlem ve eylemlerin ötesinde Türkiye yönetimindeki karmaşa ve kaosu ortaya koyması bakımından ibret verici. AK Parti adına konuşanlar her fırsatta koalisyon hükümetlerinin neden olduğu istikrarsızlıktan yakınır. Ne var ki, en sorunlu güç birliği hükümeti bile böyle bir kargaşaya neden olmamıştır.

Demokratik muhalefet için fırsat
Bu musibet, 2019 yolunda muhalefete önemli bir fırsat sunuyor: İlkokuldan üniversiteye kadar, eğitim ve öğretim içerik ve aşamalarını bilimsel veriler ışığında sistemleştirmek; genç kuşakların geleceğini, kişisel iştah ve inisiyatiflerin oyuncağı olmaktan çıkarmak için ortak paydalar oluşturmak.

TV/TEOG/Taksi durağı
Eğer demokratik muhalefet bunu yapmaz ise, TV ekranlarında ve taksi duraklarında sarf edilen sözlerin neden olduğu sistemsiz bir eğitim sürecinde ‘oldu-bitti kuşakları’ yetiştirme sorumsuzluğuna ortak olmuş olur; oldu-bittiler yoluyla anayasal düzenden arındırılan kaos ortamında.