Bir mizahı öldürdün sen!
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

…aldığımız bilgilere göre Alman ZDF Televizyonu yetkilileri bizim burada çekim yapmamızdan rahatsız olmuşlar, güvenlik çağırmışlar (etrafta kimse yok)…

…basın özgürlüğü olduğunu söyleyen ZDF, bu güvenlik aracılığıyla sanıyorum bizi buradan göndermek isteyecekler ama (etrafta güvenlik filan yok, insan yok) biz basın özgürlüğü olan Avrupa’nın en büyük ülkesinde bu basın özgürlüğünü sonuna kadar kullanmak istiyoruz ve buradaki çalışmamızı yapmak ve bitirmek istiyoruz… (Görüntülerde arkadan bir iki araba geçiyor bir de Ahaber stüdyolarında güzel bi gerilimli müzik döşenmiş, dın-dın-dın diye müzik var. Adama araba çarpacak sandım, öyle bir gerilim)

Bakalım AHaber basın özgürlüğünü sonuna kadar nasıl kullanacak?
bir-mizahi-oldurdun-sen-127588-1.
-Görüyorsunuz Almanca bizim burada durmamamız söylüyor güvenlik görevlisi (görevli arkadan uzamaya çalışıyor. Zaten görevli de bildiğin dede, güvenlik onun için ayaklarının sıcak tutulması bile olabilir. Bu arada basın özgürlüğünü yaşamak isteyen acar muhabir görevliyi kolundan tutmaya çalışıyor, buna rağmen basın özgürlüğü mücahidi küçük savaşçımıza yönelik görevliden en ufak ters bir hareket bile gelmiyor)

…Talimat aldı ve o talimat gereği de bizi burada tutmak istemiyor (Basın özgürlüğü mücahidimiz bu lafları söylerken, görevli çoktan arkasını dönmüş, içeriye doğru uzamakta. Hatta görevli binadan çıkan insanları da çıkmaları için bekliyor, onlara yol veriyor)…

Biz içeriye girmiyoruz öyle söylediği için ama buradan çekim yapamazsınız, kamerayı buraya doğrultamazsınız diyor. Biz de çalışmamızı yapmak istediğimizi, çünkü basın özgürlüğü olduğunu söylüyoruz (bu kısmı söylerken muhabir kardeş iyice heyecanlanıyor sanki daha önce hiç telaffuz etmemiş, yaşamamış ve ona hasretmiş gibi “Basın özgürlüğü” diyor)… Çalışmamıza devam ediyoruz (Hah göster bakalım ne çalıştın?)

Kamera girişte bizim basın özgürlüğü mücahidimizi zerrece takmamış güvenlik görevlisi olduğu söylenen dedenin “Mehhh” dermişcesine bakışlarına odaklanıyor.

CUT

Bu sefer tesisin içindeyiz. Önümüzden Alman bir kadın geçiyor. Kadın hafif gülümser gibi kameraya selam veriyor. (Altta yine ınınınını-ınınını diye bir müzik. Sanki kadının elindeki kâğıtlarda cehenneme gideceklerin listesi var gibi bir gerilim müziği)

CUT

Yine kapının önündeyiz.

Bizim burada olmamızdan Alman ZDF yetkilileri oldukça rahatsız oldular. Basın özgürlüğü varya (Ahaber “var ya”yı bitişik yazmak istemiş. Sonuçta basın özgürlüğü olduğu) o yüzden bizde (burada da ‘de’yi ayırmamış ama zaten Ahaber’in tartıştığımız özelliği imla bilgisi tabii ki değil) bu basın özgürlüğünü sonuna kadar kullanmak istiyoruz, bakalım ne konuşuyorlar?

Basın özgürlüğü mücahidimiz otoparkta konuşan iki adamın diplerine doğru yaklaşır.

Evet, sonunda basın özgürlüğü savaşçısının tüm dünyada basın ve ifade özgürlüğünü zangırdatacak haberine:

Bakın görüyorsunuz elleri cebinde gayet rahat, çok kaba bir şekilde duruyor görüyorsunuz…”

Ehhhhh yeter ya? Ya bu adam bu saçmalık için para alıyor hadi onu bıraktım, eli cebinde insanın dünyanın en kötü şeyi ve basın özgürlüğünün önündeki en büyük engel olduğunu düşünüyor.

Kendisinin diğer best of’larına gelirsek:

* Taksim Gezi Parkı’nda kızılağaçla röportaj (Hani gençler marjinaldi asitçiydi, mantarcıydı? Ağaçla konuşmak ne kafası abi?) Başlık: Ne çektin be kızılağaç

* CNN Int. Muhabiri Amanpour’la olmayan bir röportaj (Şizofreni gibi ama şakacısı gibi)

* Fındıklı’dan Cihangir’e çıkan merdivenler Merdivenleri yerinde incelenmesi. Basamakların geceyarısı boyanmasına rağmen grinin tam 50 farklı tonunun kullanıldığının tespit edilmesi haberi. (Valla kesin Pulitzer)

* Toma’yla röportaj.

Bu harika gazeteciyi öncelikle tebrik ediyorum. Samimiyetle kucaklıyorum. Başarılarının devamını diliyorum. Umarım en yakın zamanda ulaştırma bakanlığı gibi değerinin ve liyakatinın bilindiği bir makamda olur. Hem trenlere, hem de internete biraz da siz bu sıra dışı gözlem yeteneğinizle bakar.