Bir ölüme yeniden üzülmek…
ALPER BAHÇEKAPILI ALPER BAHÇEKAPILI

Geçen yıl çok konuşulan, Richard Linklater’ın Oscar adayı filmi Boyhood’u hatırlarsınız. Bir çocuğun, Mason’ın 6 yaşından 18 yaşına kadarki ergenliğinin anlatıldığı filmin çekimleri 12 yıl sürmüştü. Kurgu olduğunu bilmenize rağmen filmin kaçınılmaz ve garip bir hüznü vardı. Mason’ın gözünden izlediğimiz boşanmış ve nispeten ‘sorunlu’ ailenin yaşadıklarına bakarken, zaman zaman onun için endişeleniyordunuz. Ama nihayetinde filmin sonuna geldiğinizde, karşınıza 18 yaşında, hayata pozitif bakan bir ‘genç’ çıkıveriyordu. Sorun yoktu, film sona erip perde kapandığında gülümseyebilirdiniz.

Hayatın kendisi bazen kurgudakinden çok daha farklı olabiliyor elbette. Aynı yöntemle anlatılan farklı hikâyeler çok daha yıkıcı şekilde bitebiliyor. Çocukluktan itibaren anlatılmaya başlayan bir başka hikâyeyi izledim önceki akşam. Kurt Cobain’ın uzun zamandır beklenen, HBO’da gösterilen yeni belgeseli Montage Of Heck’ten bahsediyorum. Belgeselin sonunu hepimiz tahmin ediyoruzdur. Ama arada bilmediğimiz birçok şey de anlatılıyor. Yönetmen Brett Morgen’in 8 yıl boyunca Kurt Cobain’in ailesinin ve yakınlarının arşivlerini taradığı, bunları bir araya getirerek ortaya çıkarttığı, iki saati aşan bir belgesel bu. Hayatının büyük kısmını –istemese de- kameraların önünde yaşamış, hakkında binlerce makale yazılmış, son 25 yılın en büyük rock’n roll yıldızlarından biri hakkında yeni bir şeyler söylemek aslında pek de kolay değil. Üstelik bilinen tüm o hikâyeyi farklı şekilde anlatmak, ya da anlatsanız da bunca yıl sonra derinlerde bir yerlere dokunmak da çok zor. Ama Montage Of Heck, birçok belgeselin yapamadığı özel bir şeyi yapmış. Yaşadığı dönemde kendisi ısrarla reddetse de, bir jenerasyonun sesi olan bir adamın, iç dünyasını da hayli özel bir şekilde göstermiş.

Montage Of Heck, kendisiyle beraber sorunları da büyüyen aşırı duygusal bir çocuğun içindeki tüm o nefretini ve güvensizliğini ‘sanata’ nasıl dönüştürdüğünü benzersiz bir biçimde anlatıyor. Üstelik bunu Kurt Cobain’ı tanıma sebebimiz olan sanatından pek de bahsetmeden yapıyor. Montage Of Heck’te geleneksel belgesellerde alışılageldiği haliyle Kurt Cobain’in albümlerinden ya da bir şarkı sözünün nasıl yazıldığından söz edilmiyor. Bunun yerine onun okulda nasıl dışlandığından, hayal ettiği ideal aile ortamını bulamayışından, 15’indeyken bir gece yarısı tren raylarına oturup ölümü bekleyişinden dem vuruluyor. Üç yaşındayken doğum gününü nasıl kutladığı, ilk sevgilisiyle ilişkileri, Courtney Love’la ‘ev halleri’, çocukları –Frances Cobain Bean’le- nasıl oynadıkları gösteriliyor. Belgesele başlarken Kurt Cobain’in ölmüş olduğunu bilmenize rağmen, izlemeye devam ettikçe ölecek olmasına tekrar tekrar hüzünleniyorsunuz. Montage Of Heck son yıllarda izlediğim en dokunaklı belgesellerden biri. Kurt Cobain gibi benzersiz bir müzisyene dair olduğu için değil sadece, aynı zamanda buhran içerisinde yaşayan bir çocuğu da anlattığı için.

“Elinde yeni albümlerinin master kaydıyla eve uğramıştı. Dinlemeye başladığımda ağlayacak duruma gelmiştim. Mutluluktan değil. Korkudan. Bu her şeyi değiştirecek güçte bir şeydi ve Kurt buna hazır değildi” Nevermind’ı ilk defa dinlediğinde, Kurt Cobain’ın annesi böyle hissetmiş. Belgeseli izlerken siz de benzer bir hissiyata kapılıyorsunuz. Hayranlıkla bakıp korkuyorsunuz. Yitip gidecek işte, diye…