Anasayfa ARŞİV Bir sahne sanatı olarak Türkiye

Bir sahne sanatı olarak Türkiye


Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de en önemli sorunu aşırı biçimciliğidir. Kuruluşundan bu yana aşırı biçimciliğe kaçan bir yapı, kelime anlamında, bile isteye biçimlere “kaçan”, “sığınan” bir yapı olması. Türkiye Cumhuriyeti’nin, evet evet temel sorunu işini içeriksiz biçimlerle görmeye çabalaması; bir kere içerik kazanmamış, içeriksiz biçimler üzerine kurulmuş olduğu için toplumun da başından bu yana iyi kötü bu biçimlerle yetinmiş olmasıdır.


Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin; kökleri Osmanlı’nın son 150-200 yılında olan modernleşme projesi, durmaksızın dünya prömiyeri yapan bir tiyatro gösterisine dönüşmüştür. Yukarıdan aşağıya, keyfi olarak ve ağırlıklı olarak da biçimsel, biçimle ilgili ve her biri ortalama 80 yıldır hâlâ toplum sathında mukavemetle karşılaşan, hâlâ toplumun genişçe kesimlerine içselleşmemiş reformları; büyük olasılıkla onun da arzu etmeyeceği bir vurguyla bu reformların başlatıcısının adıyla anarak “devrim” diyen bir toplumsal formasyon, bir devlettir ne de olsa Türkiye Cumhuriyeti.


Ve böyle olunca da tabii, yani içeriklerle özellikle muktedirlerin işi olmayınca, böylesi işlerine gelince, böylesi, bu devletin artık gelenekselleşmiş pragmatizmine daha elverişli olduğu için, mesela bu hafta olan şey gibi bir şey; yani Genelkurmay yetkililerinin “insan hakları”na bir mühimmat, bir cephanelik muamelesi çekmesi, “insan haklarını” psikolojik harekâtta ve ele güne karşı kullanamamış, zamanında kullanmamış olmaya hayıflanması, bundan yakınması çok anlaşılır bir şey.


İnsanlık tarihi boyunca adı daha konulmadan uğrunda ne mücadeleler verilmiş, temellenmesi için ciltlerce felsefe yapılmış, içselleşmesi için ne çabalar göze alınmış bir kavram, “bir insanlık hedefi” olan bir kavram, içeriği olan beyannamenin, “İnsan Hakları Beyannamesinin yayınlanışının 6o’ncı yılında Türkiye Askeri Söylemi’nde “hedef” değil, bir başka hedefe giderken kullanılacak bir “araç” olarak ortaya çıkıyor, ele alınıyor.


Askeri yönetim kademesinin hâlâ faal ya da artık emekli isimlerinin açıklamalarında en fazla dikkati çeken yan da bu hayıflanma ve yakınmanın Avrupa ya da uluslararası top-lululuk ile ilişkilendirilmesi ve “insan hakla-rı”nı kendilerinin “kullanamamış”, “sahiple-nememiş” olmasının kendilerini bu “Batılı izleyiciler” nezdinde zor duruma düşürmüş olmasının açık açık ifade edilmesidir.


Yani “insan hakları” yine toplumun, Türkiye toplumunun içselleştirmiş olması gereken bir şey değil, Türkiye Modernleşme Ti-yatrosu’nda oynanması gereken bir başka perde olarak algılanmakta ve lanse edilmektedir.


Tabii Türkiye’deki bu yaygın ve aşırı biçimcilik çok daha acı sonuçlar da veriyor. Çok daha utandırıcı. Mesela yine bu hafta yaşanan bir başka olay: Türkiye’de idam yürürlükten kalktı, değil mi?


Her ne kadar seçim öncesi sağ partiler birbirlerine İngiliz sicimi, halat atarak bir seçim kampanyası yürütmüş olsalar da, gazetelerde sık sık mesela İran’da insanların, kalabalıkların önünde, bir sokak tiyatrosu coşkusuyla asılış sahnelerinden fotoğraflar yayınlanıyor.


Zaten idam denilen şey tarih boyunca bir tür toplumsal tiyatro olagelmiştir. Yürürlükte olduğu ülkelerde de hâlâ böyle utanç verici bir gösteri olarak sergileniyor olması bir süreklilik yani.


Peki, Türkiye devleti bu süreklilikten, toplumun gözü önünde birilerini idam etmenin işlevsel gösterisinden hâlâ yararlanmıyor mu idam kalktı diye?


Elbette yararlanıyor. Ya da idam sahiden kalktı mı Türkiye’de?


“İnsan hayatının dokunulmazlığı” gibi bir kavramın içselleşmediği, aşırı biçimci kuruluşu ve işleyişi nedeniyle kolay kolay da içselleşemeyeceği bir ülkede “idam” yasalardan çıksa da, bir duygu durumu, bir içsel talep, bir karakter biçimi olarak toplumsal yaşantıdan çıkar mı?


Ankara’da, şehrin ortasında, güpegündüz, komşu pencerelerden bakanların gözü, kameraların objektifleri önünde, polis, elinde anahtarı olan bir eve önce gaz bombası atarak olayı iyice görsel sahnelenmeye uygun hale getirdikten sonra, bir kadını öldürür mü?


Öldürebilir mi? Bu bir idam değil mi? Bu bir insanı idam etme, değil mi? Söyleyin: Daha ne kadar bu ülkede uygarlık, insanlığın demokratik birikimi, bir sahne sanatı olarak kalacak?

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,032AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Turgay Demirel yeniden FIBA Avrupa Başkanı seçildi

Uluslararası Basketbol Federasyonu'nun (FIBA) Almanya'da yapılan Avrupa Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Seçimi'nde...

Öğrencilere şiddet uygulayan okul müdürü görevden alındı

Çankırı'nın Yapraklı ilçesindeki bir ilkokulda, İstiklal Marşı töreninde kürsüye çıkardığı öğrencilere şiddet...

CHP’li Öztrak: Sandığa yapılan darbenin sorumluluğu iktidarın sırtınadır

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Faik Öztrak, YSK'nin İstanbul Büyükşehir Belediye...

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin borcunu açıkladı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, "Büyükşehir Belediyemizin toplam borcu 9,5 milyar...

Akşener: YSK’nin açıkladığı şey gerekçeli karar değil darbe bildirisidir

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, YSK'nin İBB seçiminin iptaline ilişkin açıkladığı...

Nadal, Fransa Açık’ta rekor peşinde

Fransa Açık (Roland Garros) Turnuvası'nı 11 kez kazanan Rafael Nadal, Avustralya Açık'taki 11 şampiyonluğuyla...

AKP, 15 bin kişinin yaşadığı mahalleyi ‘terörist’ ilan etti

AKP Maltepe İlçe Başkanlığı tarafından Maltepe ilçe seçim merkezinin taşınması talebiyle hazırlanan...

AKP’li belediye 21 bin liraya tespih almış!

AKP’den 10 milyon 500 bin TL borçla Elazığ’ın Yazıkonak belde belediyesini devralan...

Fenerbahçe’den ‘UEFA’ açıklaması

Fenerbahçe Kulübünden yapılan açıklamada, "Kulübümüz Yargı Dairesine sevk edilirken, olası UEFA gelirlerinden kesilmek üzere...

Tunç Soyer: Ekrem İmamoğlu’nun her zaman yanında olacağız

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ve...

Sonraki haber