"Bir sürü sol, ateist ve militan yazar...”
HAYDAR ERGÜLEN HAYDAR ERGÜLEN

Öyle diyorlar, "Yeni Türkiye”, sanırım eskisinin, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yılı olan 2023’e de yetiştirecekler bunu. Kutlu dava ve yürüyüşlerinin adını koyacaklar, eskisinin 100. yılında yenisinin başlangıcında taç takıp, kılıç kuşanıp, kutlayacaklar.

İki mahallenin de şiir ve edebiyat çevrelerini hayli bilirim, birinin içinde yetiştim diğeriyle de hep yakın, çoğu zaman edebi, bazen de arkadaşlık bağlarım oldu. Önde gelen, geride duran pek çok İslamcı yazarla da tanışırım, Cahit Zarifoğlu’yla tanışamamış olmama üzülürüm hala. Türk edebiyatının en değerli şair ve yazarlarından biridir.

Eskişehir’de doğdum, Yunus Emre gibi bir hümanist ve sufi şair ile Nasrettin Hoca gibi bir gülmece ustasını yetiştiren barış, anlayış ve gerçek hoşgörü toprağında. 1970’li yıllarda lisenin ilk dönemine kadar okuyabildiğim Eskişehir’de, 12 Mart askeri muhtırası verildiğinde bir edebiyat dergisi yayımlanmaya başlamıştı. İktidar partisinin uzun dönem Milli Eğitim Bakanı, şimdi de Kültür Bakanı olan Nabi Avcı, ve Ahmet Kot gibi arkadaşlarımın çıkardığı "Deneme” dergisinde yayımladım ilk şiirlerimi, gazellerimi ve 'avangard’ öykülerimi. Tabii hepimiz gibi takma isimlerle, onlar lise öğrencisiydi bense ortaokuldaydım henüz. Atasoy Müftüoğlu gibi İslamcı bir entelektüeli de o zamandan tanırım, o yıllarda Ankara’da "Edebiyat” dergisi ve yayınlarını çıkaran ve uzun bir 'içe kapanış’ döneminden sonra şimdi hiç olmadığı kadar görünür olan Nuri Pakdil’i de Eskişehir ziyaretlerinden.

1983 yılında İstanbul’a çalışmaya geldiğimde şair arkadaşlarımdan Adnan Özer’in tasarladığı "Üç Çiçek” dergisine katıldım. Tuğrul Tanyol, Adnan ve benim çıkardığımız dergide 12 Eylül 1980 askeri darbesinin buluşturduğu farklı kesim ve dünya görüşünden edebiyatçıların ürünlerine yer veriyorduk, bu buluşmayı biz de istiyorduk. Böylece solcu ve islamcı şairlerin ilk kez bir dergide bir araya gelmeleri de "Üç Çiçek” dergisinde gerçekleşti.

Şimdiki cumhurbaşkanı, başbakanken 17 Nisan 2010’da Dolmabahçe’de edebiyatçılarla bir kahvaltı yaptı ve 100’e yakın edebiyatçı katıldı bu kahvaltıya. Ben de katıldım ve sonrasında da içinde olduğum her iki mahallenin de, sosyalist ve alevi, doğal tepkileriyle karşılaştım. O zamanki gazetelerde bu toplantıda söylediklerim yazılıdır. Ataol Behramoğlu’nun yargılanmaması, Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması, vb. Sol, liberal, islamcı, alevi, kürt, rum, ermeni, musevi, her renkten ve her sesten yazar ve şairin yer aldığı bir toplantıydı bu. Başbakan konuşmasına Ece Ayhan’ın etkileyici dizeleriyle başladı, "Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük/Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim”, sonra toplantıda bulunan Hilmi Yavuz’un, Bejan Matur’u dizelerini, Elif Şafak’ın cümlelerini, benim "Anne” şiirimin son dizesini, "bu kez dağlar doğursun beni anne”, okudu. Şunları da söyledi, "Necip Fazıl nasıl kalemine bu toprakların ruhunu çektiyse, Nâzım Hikmet de bu toprakların destanını yazdı. Orhan Kemal, Yaşar Kemal ne kadar bu ülkenin değeriyse, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu da bu ülkenin aynasıdır.” Daha da ileri giderek aydın, yazar cinayetlerine değindi, "Sabahattin Ali, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Hrant Dink sadece ve sadece fikirlerinden, yazılarından dolayı kurşunların ve kirli senaryoların hedefi oldular.”

Sonrası 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidar partisinin çoğunluğu yitirmesi, seçimlerin yenilenmesi ve 1 Kasım’da yeniden tek başına iktidar olması, Suruç katliamından Ankara garına, Diyarbakır’dan Ankara, Sultanahmet, Taksim, Vezneciler patlamalarına, pkk ile yeniden savaşa, ışid tehditlerine, yüzlerce asker ve polisin yitirilmesine, binlerce kişinin öldürülmesi ve yaralanmasına, Suriye çıkmazına, mülteci sorununa, Yeni Osmanlı hayallerine...Yeni Türkiye yolunda ilerliyoruz. Sadece Yeni Türkiye mi? Her şeyin aynı zamanda yerli ve milli olması gibi bir hedef de var. Birkaç yıldır İslamcı yazarlar ve dergiler kültürel iktidarın el değiştirmesi gereğini ateşli bir biçimde dile getiriyorlar. "Birgün Pazar”da yine yazmıştım, "sevgili İslamcı arkadaşlar, iktidar dediğiniz solcu yazarları devlet besleyip yetiştirmedi, aksine onlar devletle çatışarak, çarpışarak önemli ve okunan yazarlar oldular. Siz de öyle olmak istiyorsanız bunu yolu rejime biat ve iktidarın verdiği kamu reklamlarıyla dergi çıkarmaktan, sizleri hemen hepsi ellerinde olan televizyon ve gazetelerine yerleştirmesinden geçmiyor. Devlet Necip Fazıl’a yapmadığı eziyeti Nâzım Hikmet’e yaptı, Sabahattin Ali’yi de öldürdü.”

Muhafazakâr yazarların kuruluşu olan, aralarında çok kıymetli dostlarım vardır, TYB(Türkiye Yazarlar Birliği) sitesinde geçtiğimiz aylarda eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’yı eleştiren bir yazı yayımlandı. Köy Enstitüleri, efsanevi Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve onun başlattığı, doğu ve batı klasiklerinden oluşan Maarif Vekaleti Yayınları’nı eleştiren yazar, lise 11. ve 12. sınıf edebiyat kitaplarına göz atınca şok oluyor ve 'eyvah’ diyor: "Bir sürü sol, ateist ve militan yazar, romancı, hikâyeci, şair 'edebiyatçı nabsedilerek’ müfredata demirbaş sokuluyor. Böylece başta Nâzım Hikmet olmak üzere, Aziz Nesin, Yaşar Nabi, Orhan Kemal, Oktay Rifat, Haldun Taner, Enver Gökçe, Süreyya Berfe, Nihat Behram, Refik Durbaş, A. Kadir, Yusuf Atılgan, Füruzan, Ataol Behramoğlu, Haydar Ergülen, Turgut Özakman, Abbas Sayar ve daha bir çok isimleri çocuklarımız ezberlemek zorunda kalıyorlar. İşin bir diğer ilginç tarafı bu yazarların günümüzün sol örgüt militanlarının muhteva ve heyecanlarını besleyenler olması.”

Yahya Düzenli, hiç duymadığım bir isim, internette arayınca 2011’de başbakanın konuşma ve yazılarını hazırlayan ekibin başına getirilmiş olduğunu öğreniyorum. Şimdi devam ediyor mu, bilmiyorum. 2010’da başbakanın Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Ece Ayhan adlarını anarak yaptığı konuşmayla 2016’da sol yazarların ders kitaplarında ne işi var diye soran bu yazı. Türkiye’nin nereye geldiğini görmek için yeter.

Sanıyorum 2023 yılında Türkiye’nin her yerinde Mustafa Kemal Atatürk portrelerinin yerini, Necip Fazıl Kısakürek portreleri alacak. Bir şair olarak mı, hayır. Kutlu davanın mimarlarından bir "Üstad” olarak. Çocuklar da onu şiirleri de olan bir 'yüce’ devlet büyüğü olarak öğrenecek. Devletin bir 'şair’e yapacağı en büyük kötülük de bu olmalı!

(nasbedilmek: tayin edilmek, sayılmak)

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız