Bir ülke, bir baş bir de deli gömleği
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Ne baş kalacak ne de giysi; sadece kudreti elverdiğince istediği gibi her yöne gelişen ve geliştikçe çeşitlenen bir toplum. Ve o zaman giysilerinden arınmış insanlar birbirlerine çırılçıplak bakabilecek ve dokunabilecekler

Nasıl da sıkıyor bedenimi bu giysi? Hareket etmekte zorlanıyorum. Ben irileştikçe giderek daraldı, dikiş yerleri çoktan patlamış; eprimiş kumaşında yer yer delikler. Çıkarmak istiyorum sırtımdan; “olmaz” diyorlar, “bu giysiyi giymek zorundasın.” Derhal terziler geliyor. Ellerinde iğne ve iplik, patlayan yerler dikiliyor, delikler yamanıyor. İğneleri her seferinde kanırta kanırta tenime batırmaları yok mu... İplikleri etimin içinden geçirip giysiyi bedenime dikiyorlar, bir daha hiç çıkaramayayım diye. Giysi bedenime değil, bedenim giysiye uymak zorunda. Geçmiş tadilatlardan kalma kurumuş kan lekeleri, kaskatı hale getirmiş giysiyi. Kımıldayamıyorum artık, olduğum yere çakılı kalmış, bana ve başkalarına yapılanları izlemekle yetiniyorum. Giysiyi daha rahatıyla değiştirmek yerine, bedenleri buduyorlar. Yağlarımı almışlardı birkaç yıl önce. Şimdi de uzayan kollarımı, bacaklarımı keserek giysiye uydurdular. Yeni kanamalar, kurumuş eski kan lekelerinin üzerinde kırmızı kırmızı parlıyor. Sonra geri çekilip beni süzüyor ve hep bir ağızdan çok yakıştığını söylüyorlar; giysinin rengi beni açmış ve üzerime cuk diye oturmuş, dediklerine göre.

İSYAN EDENLER CEZALANDIRILIYOR

Giysiden kurtulmak isteyenler yok değil; geçmişte ve bugün de giysiyi parçalayıp bedenlerini özgürleştirmek isteyenler oldu ve hep oluyor. İsyan edenleri cezalandırıyorlar hemen, giysiye zarar vermesinler diye. Giysiyi yeni doğanlara giydirmek biraz zor oluyor haliyle. Ele avuca sığmaz çocukların giysi içinde rahat durmayacaklarını, giysiyi parçalayacaklarını bildikleri için bir mit icat etmişler. Giysiyi tanrı Demiurgos’un hazırladığını, dolayısıyla kutsal olduğunu belletiyorlar çocuklara. Ülkenin yaşlıları, Platon diye birinin ülkeyi ziyaret ettiğini ve Demiurgos’tan ilk kez onun bahsettiğini hatırlıyorlar. Ülkenin en büyük meydanında halkı toplamış ve tanrının giysiyi idealar dünyasından getirdiği kumaşlarla biçip diktiğini anlatmış. Ve ondan sonra giysinin kutsal olduğunu, bu kutsal giysiye yapılacak her türlü saygısızlığın cezalandırılması gerektiğini kabul etmiş ülkenin ileri gelenleri. İşlerine öyle gelmiş.

ÜLKEYİ YÖNETEN İHTİYAR HEYETİ

İşlerine öyle gelmiş, çünkü ülkeyi yöneten bu ihtiyarlar heyeti, toplumu yaptıkları işlere, sınıfsal konumlara, etnik kökenlerine, toplumsal cinsiyetlerine göre ayrıştırdığında giysi çok işlerine yaramış. Giysiye göre ayrıştırılmış bir toplumu idare etmek, denetlemek ve sınıflandırıp ait oldukları gardıropların içine yerleştirmek kolaydır. Ve toplumsal karışıklığı, kargaşayı önlemek için giysilerle ilgili yasalar çıkarmışlar hemen. Kim ki kendi giysisini çıkarmak ya da başkasına ait bir giysiyi giymek isterse kutsal yasaları ihlal etmiş sayılacaktır ve cezası ya hapishane ya sürgün ya da ölümdür. Çünkü Demiurgos’un giysisi idealar dünyasına aittir ve giysiyi değiştirmek ya da çıkarmak, ideal ve kutsal toplum düzenine isyan etmektir.

Giysiden kurtulup çırılçıplak dolaşanları hemen öldürmüyorlar tabii. Deli ya da meczup diye ya kapatıyor ya da ülke dışına çöle sürüyorlar; ya tecrit ya da sürgün.

Doğaya sürülmüş çıplakların kendi aralarında bambaşka bir yaşam kurduklarına dair haberler geliyor ülkeye. Hatta bu yaşamı savunanlar bile var. Kimi zaman örgütlenip ve çırılçıplak soyunarak ayaklanıyorlar ama sonu kötü bitiyor; iktidar kanla bastırıyor çıplakların isyanını.

TEK TİP BİR GİYSİ

Şimdi de bir diktatör peyda oldu halkın başına. Başına diyorum, çünkü kendisinin, tek bir beden haline sokmaya çalıştığı halkın başı olduğunu iddia ediyor. Ve halkı tek bir giysi içine sığdırmayı kafasına koymuş. Giysiye sığdırmak için toplumsal bedeni budamaya başladı bile. Farklı mezheplere, etnik gruplara ait olanlar, toplumsal cinsiyet kalıplarının içine sığmayanlar, giysinin cenderesinden kurtulmak isteyenler budanıyor ilk önce. Tabii, sonunda halkın kudretinin bir deli gömleği gibi kendisine giydirilen bu giysiyi parçalayacağını da biliyoruz. Ne baş kalacak ne de giysi; sadece kudreti elverdiğince istediği gibi her yöne gelişen ve geliştikçe çeşitlenen bir toplum. Ve o zaman giysilerinden arınmış insanlar birbirlerine çırılçıplak bakabilecek ve dokunabilecekler.