Birand, gafa doymuyor!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT
Mehmet Ali Birand, gazeteciliğinin yanı sıra, ekran gaflarıyla da ünlüdür. Onun bu alandaki erişilmez başarısını merak edenler, sanal ortamda “Mehmet Ali Birand Gafları” adıyla dolaşan videoları izleyip bol bol gülebilirler. Tabii, “güleriz ağlanacak halimize” diyerekten…

Geride bıraktığımız hafta içinde yine kocaman bir çam devirdi Birand. İzleyenlerin gözünden kaçmamıştır herhalde: 2 Nisan gecesi Kanal D Ana Haber Bülteni’nin sonunda, “Şimdi sırada ‘Çok Tıklananlar’ var…” diyerek, emekleme çağındaki bir çocuğun mama sandalyesine tırmanma çabasının gülümseten görüntülerini getirdi ekrana. Ardından da gevrek gevrek gülerek, “Piç kurusu nasıl da oturdu değil mi?” deyiverdi! Bu sözü duyunca irkildim. Ama Birand’ın yüzünde hiçbir utanma ve hayıflanma belirtisi göremedim. Tersine, çok rahattı. Yani bu yakışıksız sözü, öyle istem dışı kaçırmamıştı ağzından; bilerek ve isteyerek kullanmıştı...                                     

Medyada garip bir ortam oluşmuş. Her konuda olduğu gibi, ekran eleştirilerinde de “çift ölçüt” uyguluyoruz. Böyle bir gafı acemi bir sunucu yapsa, herkes hemen üzerine çullanıp hesap sorardı. O yeniyetme sunucu belki de işinden olurdu. Ama Birand’da şeytan tüyü var sanki! İnsanlar, onun en itici sözlerine, patavatsızlıklarına bile gülüp geçiyorlar. Çalıştığı yayın kurumu da bu durumdan pek rahatsız görünmüyor. Hatta bu gaflar bir bakıma Birand’ın “kazanç hanesi”ne yazılıyor. Ne de olsa, gaflarıyla bol bol kendinden söz ettirirken, kanalın da dolaylı reklamını yapmış oluyor. Malum, reklamın iyisi kötüsü olmaz!

Türkçe Sözlük, “Çocuklar için kimi vakit okşamalık olarak da söylenen çirkin bir söz” diye açıklıyor “piç kurusu” deyimini. Peki, “çirkin bir söz”, milyonların ekran başında olduğu bir saatte, hem de bir bebek için söylenebilir mi?                                                               

Mehmet Ali Birand, televizyon dünyasında “enkırmen” (anchorman) olarak biliniyor ve de “reyting şampiyonu” bir kanalın en çok izlenen ana haber bültenini sunuyor…Üstüne üstlük, evrensel ölçülerde yayıncılık yaptığını söylüyor…

Peki, bütün bu özellikleri taşıdığı varsayılan bir insan, böyle bir densizliği kendisine yakıştırabiliyor mu?

***

Gazete manşetleri üzerinden atışma!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “tarihle yüzleşmek” geyiğini çok seviyor. Çoğu kez güncel siyasette köşeye sıkışınca, kurtuluş yolunu “tarihten örnekler”de arıyor. O yüzden de, danışmanlarının her fırsatta “belge” diye eline tutuşturduğu gazete kesiklerini, olur olmaz durumlarda muhalefet sözcülerine karşı kullanmaya çalışıyor. Bunu yaparken de “çarpıtma” huyundan hiç vazgeçmiyor. Çok başka koşullarda yaşanmış kimi olayları tarihsel bağlamından kopararak rakiplerini vurmaya çabalıyor…

Erdoğan, 3 Nisan 2012 günü partisinin Meclis Grubu’nda konuşurken yine aynı şeyi yaptı. Eline 72 yıl öncesinin Cumhuriyet gazetesini aldı ve dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü üzerinden bugünkü CHP’ye “faşist” yakıştırmasında bulundu.

Belli ki bu çıkış, “liberal” çevrelerde etkili olmuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Başbakan’a aynı yöntemle yanıt vermek istedi. Ertesi gün o da bir başka gazete manşetini göstererek hükümeti eleştirdi. Vay, sen misin bunu yapan! 72 yıl önceki gazete haberinden Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutan Başbakan, bu duruma çok sinirlendi ve hemen ekranların karşısına çıkarak şöyle dedi:

“Kılıçdaroğlu eline bir gazete alıp o gazeteyle iktidarı suçlamaya kalkıyor! Böyle muhalefet olur mu?”

Pes yani!

Politikacılar böylesine saçma ve tutarsız davranışları kamuoyu önünde her gün rahatlıkla sergileyebildiklerine göre, toplumun duyarsızlığından yararlanıp “herkesi kör, âlemi sersem” sanıyorlar besbelli!

Bu ortaoyununa yüksek sesle itiraz etmenin, “hayır!” demenin zamanı gelmedi mi?

 ***

İlan veren altın bulsun!

“Gelen ilan nedeniyle yazarımızın bu haftaki köşesini yayımlayamıyoruz.”

Bu duyuru -inanılması güç ama- 26 Mart 2012 günlü Cumhuriyet gazetesinin “Ankara” ekinde yayımlandı. Duyuruda, yazarın ve köşenin de adı yazılı. Yani açık açık diyorlar ki, “Kusura bakmayın, ilan geldi, köşe yazısını çıkardık!”

Şimdi bu durumu yorumlamak için uzun boylu yazıp çizmeye gerek var mı? Her şey açık seçik ortada.

“Basının bağımsızlığı”nı boş yere tartışıp duruyoruz. Gazetecilik, paranın gücüne yenik düşmüştür günümüzde. Yukarıda sözünü ettiğim duyuru da bu gerçeğin somut bir kanıtı. Kabullenmek biraz güç olsa da…