Bireyin kamusal alandaki yeri, sahip olduğu bilgi kadardır
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Önümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin örgütlenme biçimi değiştirmek isteyenlerin tercihinin oylandığı bir anayasa oylaması var; ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda halkın düşüncesine müracaat ediliyor. Fakat kamuoyu araştırmalarına bakılırsa, önemli bir kesiminin tercihini beyan edeceği konuda herhangi bir fikri yok. Bilgi sahibi olmadığı konuda toplumu aydınlatmak oldukça zor ve meşakkatli bir iş: Ona göre bir dil geliştirecek, ancak yaşayarak öğrenebildiği için aleyhine sonuçlar vermiş örneklerle izah etmeye çalışacaksınız. Fakat bu bile asgari bir bilgi gerektirir.

Halkın oylama sonucunu etkileyecek önemli bir kesiminin anayasa değişikliği hakkında bilgi sahibi olmaması, “değişim”i savunan iktidar açısından ciddi bir avantaj. Yaşanmış, yaşanmakta olan sorunlarla sistemin kusurlarını işaret eden iktidarı anlamak için pek bilgi gerekmiyor. Bundan dolayıdır ki AKP, sistemle özdeşleştiği halde sistem eleştirisini sürdürmeye devam ediyor. Çünkü mevcut duruma yöneltilen her eleştiri, reddedilmesi olanaksız somut bir veriye dayanır.

AKP’ye karşı bilgi ile mücadele etmek boşa yumruk sallamak gibi bir şey! İlginçtir, düzen değişiyor fakat düzene dair hiçbir kavram tartışılmıyor! Bu parti, kimi çıkarımlarla kendisine atfettiğimiz “Siyasal İslam” dahil hiçbir ideolojisi ile anılmak istemiyor. Bilginin kullanıldığı alanlarda gözükmemek için geleceğe (bilinmeze) dair hiçbir taahhütte bulunmuyor. Kiminle nasıl mücadele edeceksin belli değil.

Referandum, şöyle ya da böyle bireyin kamusal alana davet edilmesi anlamına geliyor. İnsanlara gelin seçiminizi yapın, fikrinizi söyleyin deniyor. Haliyle birey, düşünce beyan edeceği konuda kendi bilgisine başvuracak! Demek ki insanın kendi iradesini kullanacağı bir konuda,, mesela referandumda “hayır” veya “evet”ten birini tercih edebilmesi için sandık başına varmadan önce mukayeseden geçmiş asgari bilgiye sahip olması gerekiyor. (Doğru tercihte bulunabilmesi için kişinin başvurduğun bilginin güvenilir olmasını tartışmıyoruz; o lükse girer!) Belli ki seçmenin de bilgiyle arası yok!

İnsanlar, bilgi sahibi olmadıkları veya bilgi kullanmayı gerekli görmedikleri durumlarda da bilgiye başvururlar; fakat bu bilgi, düşünce üretiminde kullanılamayan sevdiğim adam öyle düşünüyor, şeyhim öyle diyor, kitap böyle yazıyor, peygamberim böyle yapmış, Allah’ın emridir gibi bireyi yok sayan öğrenilmişliklerdir.

Değişmez bilgiler (dogmatik) kişiyi kamusal alanın itibarlı bileşenlerinden biri yapmaz. Aslına bakarsanız tartışılmaz denen bilgilerle kamusal alana girilmez. Ne yazık ki devleti de arkasına alan İslamcılar, İslam milliyetçileri bu kuralı ihlal ediyorlar. Beyan edilecek fikirleri olmadığı için tartışma alanlarına silahlarıyla geliyorlar. Adamın bir elinde pala, ötekinde ateşli silah; ikna etmeye mi çalışırsın, durup direnir misin yoksa kaçıp gider misin… “Hayır” cephesinin işi bu noktada daha da zorlaşıyor.

Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada insanlar bilgiyi ihtiyaç listesinden çıkarıyor. Bilgi ekmek, su, aracın yakıtı gibi yeniden ihtiyaç listelerine eklemezse insanlık bitecek. Demokrasi, eşitlik, adalet, hukuk gibi insan ilişkilerini düzenleyen kurallar; hayvanlarla, doğayla olan ilişkiyi estetize eden normların üretimine katılabilmesi için insanın temel bazı bilgi ve davranışlara sahip olması gerekir. Bu bilginin illa da “doğru” olması da gerekmiyor tartışılabilir olması yeterli. İnsan ancak o zaman kamusal alanda sürdürülen tartışmalara müdahil olup toplumsal ilişkilerin düzenlenmesine katılabilir.

Şu kesin ki bireyin siyasal/kamusal alana katılımı sahip olduğu bilgi kadardır. Kamusal alanda söyleyecek kendinize ait sözünüz yoksa orada birey olarak tutunamazsınız. Tartışılmaz, değiştirilmez diyerek dokunulmazlık atfedilen normlar sizi kamusal alanın katılımcısı olmaktan uzaklaştırır. Böyle durumlarda insan olarak rolünüzü “vekilim” dediğiniz birine teslim etmek durumunda kalırsınız. Vekil ise denetimden hoşlanmaz.

İktidarla veya iktidarı elinde tutanlarla halk arasındaki tarihsel mücadelelerin esası “denetim”e dairdir. İktidar denetlenmek istemez, halk ise iktidar üzerindeki denetimini artırarak sürdürmek ister. İki taraf arasındaki bu tarihsel çekişmede, iktidarların en sıkı denetlendiği dönemler bilginin değerli olduğu zamanlardı (Unutmayalım ki Fransız İhtilali, 850 bin nüfuslu Paris’te 350 bin gazetenin okunduğu dönemde gerçekleşti). Oylaması yapılacak anayasa maddelerinin iktidar üzerindeki halk denetimini ortadan kaldırıp adına cumhurbaşkanı da deseniz “vekil” güçlendirmesi, bilginin değer yitimine uğradığı bir dönemin ardından gelmesi hiç de şaşırtıcı değil.