BirGün Minübüsü Soma, Yırca, Zeytinliova, Akhisar ve Manisa'yı gezdi: Bir dokunup bin ah işitilen Ege’nin bereketli toprakları
11.01.2018 07:18 GÜNCEL
Kime dokunsanız ayrı bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Temel geçim kaynaklarından zeytin ve üzüm tütün gibi bitirilmek üzere. Termik santralın yol açtığı kirlilik en yakıcı sorunlardan. Tarım büyük darbe almış, gençler madene mâhkum

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

Halkın sorunlarını yerinde dinlemek için yola çıkan “BirGün minibüsü”nün bu seferki durağı Manisa’ydı. Yırca, Soma, Zeytinliova, Akhisar ve kent merkezini kapsayan gezide içiçe geçmiş birçok sorunla karşılaştık. Termik santral için zeytinlik katliamı ve Soma maden faciasıyla hafızalara kazınan bereketli kuzey Manisa havzasında sorunlar çığ gibi. Dokunduğumuz her yurttaştan, temas ettiğimiz her bireyden ayrı bir sorun dinledik. Zeytincilikten bağ üzümcülüğüne, maden ocaklarından tarıma kadar her alanda büyük bir yıkım söz konusu. Zeytinci de, üzümcü de, tarım üreticisi ve maden işçisi de katmerleşen sorunu dillendiriyor. CHP Manisa milletvekili Tur Yıldız Biçer ve Haziran Manisa Meclisi’nin de eşlik ettiği BirGün Minibüsü’nün iki günlük yolculuğunda çarpıcı bilgilerle karşılaştık.


İlk durak santralın kirlettiği Yırca
İlk durağımız zeytin ağaçlarının kesimi ve termik santral karşıtı direnişle gündeme gelen Yırca. Yırca’ya adım atar atmaz göz gözü görmeyecek kadar sisli bir havada buluyoruz kendimizi. Kısa süre sonra da, bizi içten bir hoş geldin ile karşılayan yurttaşlarla, köy kahvesinde derin bir sohbete dalıyoruz. Yırca köylüsünün en yakıcı sorunu “sağlık”. Yırca girişindeki termik santral, ilçenin hava ve yeraltı kirliliğinin başlıca nedeni. Bölgede KOAH ve akciğer başta olmak üzere, solunum nedeniyle oluşan hastalıklarda gözle görülür bir artış yaşanıyor. Kahvehanedeki yurttaşların da büyük bir çoğunluğu KOAH ve akciğer hastası. Yakın zamanda ölümlerin azımsanmayacak bir kısmı da akciğer kanserine bağlı gelişmiş.

Metin Ağataş adlı yurttaş, 15 yıldır hastalıkla mücadele ettiğini anlatıyor: “Bundan 15 yıl önce akciğer şikayeti nedeniyle doktora gittim. KOAH başlangıcı olduğunu söyledi. Birkaç yıl önce tekrar gittiğimde, bir hayli ilerlediği ortaya çıktı. Artık doktora gitmeye de korkuyorum. Burada 2 tane kül barajı var, üstünü kapatmıyorlar, kül soluyoruz. Hele bir de yakınından geçersek vücudumuzda, yüzümüzde yaralar oluşuyor. iç organlarımızın da durumu ortada.” Gerçekten de, bölgede özellikle akşam vakti, havayı kaplayan is ve dumanın genzimizi yaktığını fark ediyoruz.

Bir başka yurttaş da, termik santrallerin yerinin helikopterle geçerken bilinçsizce seçildiğini, halk sağlığı açısından mevcut yerinden daha yukarılara yapılması gerektiğini, ancak yetkililerin yalnızca seçim zamanı geldiğini, seçimlerden sonra sözlerini unuttuğunu söylüyor.

birgun-minubusu-soma-yirca-zeytinliova-akhisar-ve-manisa-yi-gezdi-bir-dokunup-bin-ah-isitilen-ege-nin-bereketli-topraklari-412415-1.

Santralın yol açtığı kirlilik zeytini vuruyor
Köylüler, Yırca’nın 90’lara kadar geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek, tütün politikalarının dışa bağımlı hale gelmesinin ardından zeytinciliğe başladıklarını, ancak şimdi zeytinden de kar edemediklerini anlatıyorlar. Zira termik santrallerin yarattığı kirlilik, zeytinciliğin de geriye gitmesiyle sonuçlanmış: “Artık zeytinlerimiz lekeli lekeli çıkıyor, kalitesi düşüyor, tadı bozuluyor. Santrallerin külleri nedeniyle zeytin ekemez olduk” diyorlar.

Termik santraller, yalnızca zeytinlerin kalitesini düşürmekle kalmıyor, zeytinlik alanlarda yapıldığı için bu toprakları günden güne yok ediyor. 4 yıl önce 500 dönüm zeytinlik alanda, termik santral yapımı için 6 bin 600 zeytin ağacı katledilmişti. Bunun yanında, bir o kadar alan da, 3 yıl önce yapılan İstanbul- İzmir yolu nedeniyle feda edilmiş. Tüm bu gelişmeler, geçim kaynağı zeytincilik olan köylüyü isyan noktasına getirmiş.

Köy meydanında konuştuğumuz muhtar Mustafa Akın da, bir taraftan termik santralın yarattığı sıkıntılardan, öte tarafta bilinçli politikalarla bitirilmek istenen zeytincilikten dem vuruyor. Muhtar daha önce Kolin Grubu tarafından kesilen 6 binin üzerindeki zeytin ağaçları direnişinde sergilediği kararlı tutumla hatıralarda.

Direnen Yırcalı kadınların ‘sabun evi’
Bütün bu olumsuzlukların yanında Yırca Köyü’nde belki de tek umut verici haber, buradaki kadınların kurduğu sabun evi. Zeytin ağaçları kesildikten sonra geçim kaynaklarını da kaybeden Yırcalı kadınlar, uzun süre, mevcut termik santralin yaktığı kömürlerden çıkan atıkların döküldüğü kül barajında sağlam kalan kömürleri bulup, çuvalını 10 TL’den sattıktan sonra kendilerine yeni bir yol çizmiş. Köyün hemen girişinde, mütevazi bir müstakil eve adımımızı atar atmaz burnumuza çarpan sabun kokusu, karşımıza çıkan renkli kalıplar içinde vücut buluyor. Ve hemen ardından, bizi kahkahalarla karşılayan kadınlar, bize o “yeni yol”un ne olduğunu anlatıyor: Yırcalı 34 kadın, bir süredir, mis kokulu, rengarenk sabunlar üreterek, internet üzerinden Yasemin markasıyla tüketiciyle buluşturuyormuş.

Kadın örgütlenmesinin ve üretiminin onları tekrar hayata bağladığını anlatan kadınlar, bu işe başladıklarından beri kendilerini hiç olmadıkları kadar güçlü hissettiklerini söylüyorlar. Sabun üretimi sayesinde çocuğunu okutan da var, daha büyük hayaller kurmaya başlayan da. Ancak hepsinin ortak kararı, amatör olarak başladıkları bu işte uzmanlaşmak. Şimdi kimi satış pazarlama alanında kendini geliştiriyor, kimi muhasebe, kimi kalıp üretme. Önümüzdeki dönemlerde de, salça, tarhana gibi gıda ürünleri satışına başlamak istiyorlar. Yırca’dan bu umut verici sabun evini geride bırakarak ayrılıp Soma merkezine doğru yola koyuluyoruz…

Soma’da facia sonrası değişen bir şey yok
Yırca’nın ardından ikinci durak Soma. Türkiye’nin hafızasında 31 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşen ve 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan maden faciasının yaşandığı Soma’da sokakların, evlerin, insanların yüzündeki hüzün hala silinmiş değil. Soma Katliamı davası öncesinde gittiğimiz Soma’da gündemde dava ve madenler vardı. Zira tüm ülkeyi yasa boğan faciaya rağmen, işçilerin çalışma şartlarında belirgin bir iyileşme olmamış.

birgun-minubusu-soma-yirca-zeytinliova-akhisar-ve-manisa-yi-gezdi-bir-dokunup-bin-ah-isitilen-ege-nin-bereketli-topraklari-412417-1.

Sokak kahvesindeki toplantımızda, öncesi ve sonrasında aileler ve katliam sırasında madende çalışan işçilerle yaptığımız konuşmalarda durumun vahametini koruduğunu gördük. İşçilerin anlattığına göre, yeni açılan ocaklarda da öncelik işçi sağlığı ve iş güvenliği değil, işverenin kar hırsı. “Yaşam odaları”, maden ocaklarında hala yok. Ocaklarda maske var ama eskimesin diye tatbikatta kullanılmıyor. Hala sigortalar eksik yatırılıyor ve hala işçilere tazminatları ödenmiyor. Bir başka değişle iyileştirmeler yalnızca sembolik bir görüntü çiziyor.

Hastalansalar da rapor almak istemiyorlar
İnsanı arka planı atan zihniyet, onu hem sağlığından hem de yaşam olanaklarından ediyor. Soma’da kahvehanede konuştuğumuz madenciler, maden ocaklarında, mineral tozlarının solunmasına bağlı gelişen akciğer hastalığı olan Pnömokonyoz hastalığına yakalansalar da, tedavi olmak için doktora gidemediklerini anlatıyorlar. Daha acı olan bunun nedeni: Doktor raporunda hasta olduklarının ortaya çıkması durumunda, iş bulma şansları ortadan kalkıyor. İşte bu insanlık dışı kısırdöngü, işçilerin kendilerini hasta eden koşullara rağmen, ekmek parası uğruna, tedavi olanaklarından yoksun bir şekilde, ölümü göze alarak çalışmaya devam etmelerine neden oluyor. Oysa sağlıkçılar sık sık, risk altındaki kişilerin düzenli aralıklarla röntgen muayenesinden geçmesi gerektiğini, hastalığın vücutta hızla seyir göstermesi akciğerlerde önemli hasarlara yol açabileceğini söylüyor. Bir başka değişle Soma’da madenciler hala, bazen bir faciayla, bazen de yavaş yavaş, ama her iki durumda da işverenlerin kar hırsı nedeniyle, ölüme gidiyor…

Kahvehaneden çıkıp sokaklarda dolaşmaya başlıyoruz. Soma faciasında 32 yaşındaki oğlunu kaybeden anne Elmas Kaya, onu dört yıldır uyutmayan Soma davasına dikkat çekiyor. Acılı anne, davanın ağır aksak ilerlemesine, ailelerin para ve tehditle sindirilmesine isyan ediyor. ‘

birgun-minubusu-soma-yirca-zeytinliova-akhisar-ve-manisa-yi-gezdi-bir-dokunup-bin-ah-isitilen-ege-nin-bereketli-topraklari-412416-1.

Akhisar’da çiftçi iflas bayrağını çekmiş
Akhisar da ülkenin geri kalanından farksız olarak, üreticiyi yok eden tarım politikalarının kurbanı. Yanlışlar yanlış üstüne binince tarım yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Halihazırda genç nüfus, tarım ve hayvancılık yapamayacakları için, büyük şehirlere göç ettiği için ilçe ve köylerde çalışacak işçi de kalmamış. Dahası, zeytinliklere toplu kıyım yapılmış olmasının, buradaki yurttaşın geçim kaynağını elinden aldığını yetmezmiş gibi, özellikle geceleri gizli gizli zeytin ağaçlarının kesilip, bilmedikleri bir yerlere götürüldüğünü anlatıyorlar.

***

Kentteki tek sinema AVM’de

İki günlük yolculuğun son durağı Manisa kent merkezi. Merkeze adımımızı attığımızda Spil dağının ihtişamlı, bir o kadar koruyucu, güven verici varlığından etkilenmemek mümkün değil. Kenti bir köşeden izleyen, kentin sahibi gibi.Ne ki, Osmanlı’da şehzadelerin yetiştirildiği bir kent olan Manisa’da, kent içi sorunlar buradan oldukça fazla. Gözümüze ilk çarpan daracık, eski ve bozuk yollarda sıkışan trafik. Zaten bu nedenle, Manisa’da kısa mesafe bir yerden bir yere gitmek kimi zaman saatleri alıyormuş. Kentte sosyal ve kültürel imkanların yetersizliği de göze çarpıyor. Kentteki tek sinema bir AVM içerisinde. Gençler için aktivite imkanı yok denecek kadar az, aslında birkaç kafe dışında hiçbir seçenek yok.

Manisalılar devlet yurtlarındaki kapasite düşüklüğünden şikayetçi. Bu nedenle de cemaat evlerine mecbur kalınıyor. Manisa, Türkiye’nin üçüncü büyük organize sanayi bölgesi. Bu nedenle de, tarımın bittiği köy ve kasabalardan kente yığılma var.

***

Tur Yıldız Biçer: Ne üzüm kalacak ne de zeytin

Geziye eşlik eden CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, zeytin ve üzüm ana geçim kaynağı olan bölgede, iktidarın yanlış politikaları nedeniyle on yıl sonra bu ürünlerin üretilemeyeceğine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Manisa zeytin ve üzümle geçinen bir bölge ama hem üzümcü hem de zeytincinin çok ciddi sıkıntıları var. Üzüm zamanında, üzüm fiyatlarıyla ilgili spekülasyonlar oluyor, aracılar, büyük toptancılar, ihracatçılar para kazansın diye. Şimdi de aynı şey zeytin için yapılıyor. Cumhurbaşkanı’nın ‘Tunus’tan zeytinyağı getireceğiz’ şeklinde açıklaması oldu ve ne yazık ki burada bazı üretici derneği başkanları bu açıklamayı destekler nitelikte konuştular. Ama bunlar gerçeklerden çok uzak yaklaşımlar. Üreticinin vergilerden muaf tutulması, mazot ve ilaç fiyatlarının düşürülmesi yani üretciyi üretmeye teşvik etmemiz gerekiyor. Gençler üretim yapmaktan uzak bir şekilde bu verimli toprakları terk edip gidiyorlar. 10 yıl içinde burada ne üzüm ne de zeytin üretmek mümkün olacak.”

***

Halka dokundukça sorunlar ortaya çıkıyor

İBRAHİM VARLI


AKP’yle daha da katmerleşen siyasi iktidarların yanlış ekonomik, sosyal, kültürel politikaları nedeniyle bütün bir ülke İstanbul odaklı yaşıyor. Seksen milyonluk ülkedeki İstanbul merkezli bu yaklaşım nedeniyle ülkenin geri kalan diğer bölgelerindeki sorunlar görmezden geliniyor. Büyük felaketler, krizler ve de olaylar dışında yerel bir sorunun gündeme gelmesi pek mümkün olmuyor. Tıpkı Soma maden katliamı ve Yırca’da altı binden fazla ağacın termik santral için bir gecede kesildiği zeytin kıyımında olduğu üzere.

BirGün Minibüsü’nün iki günlük Manisa gezisinde tanık olduğumuz üzere Ege’nin bu bereketli havzasında sorunlar çığ gibi. Halka dokundukça sorunlar da gün yüzüne çıkıyor. Dünyanın en verimli topraklarına sahip bölgede zeytinin, üzümün, tütünün merkezi havzada halk adeta kan ağlıyor. Soma, Yırca, Zeytinliova, Akhisar ve Manisa kent merkezindeki incelemelerimiz sorunların kronikleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Nereye dokunsanız, kime dokunsanız ayrı bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından zeytin bir zamanlar tütünün yaşadığı akıbetle karşı karşıya.
Gün içerisindeki temaslarda bu yakıcı sorunları birebir yaşarken, Akhisar Eğitim Sen Temsilciği’ndeki panelde bu sorunların nasıl kamuoyunun ve de ülkenin gündemine taşınacağı tartışıldı. BirGün ve diğer muhalif medyanın yaptıkları, yapması gerekeni ve yapamadıkları ele alındı. Salonu tamamen dolduran Akhisarlılar, BirGün üzerinden nasıl bir köprü oluşturulabileceği konusunda önerilerini sundu.

İncelemelerimiz sorunların kronikleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Önerileri, eleştirileri ve takdirleri itinayla not ettik. Genel kanı halkın sorunlarına yerinde temas etmek, yerelde yaşananları doğrudan aktarmak için BirGün’ün çok önemli bir buluşmaya imza attığı oldu.