Bistrica’nın ikiye ayırdığı kent: Prizren
MUSTAFA DERMANLI MUSTAFA DERMANLI
Prizren’i ziyaret etmek için geç bile kalmışız bunca zaman. Oysa bugüne bugün eş durumundan Prizrenli sayılırım. Burcu’nun babası orada doğmuş, akrabaları halen orada yaşıyor. Evet, bir ziyaret şart olmuştu, dört gün Prizren için yeter de artardı!

Uçakla Priştina’ya indik, havaalanında bizi Alper karşıladı. Balkan samimiyetine, akraba artısı da eklenince, Prizren’e özel arabayla seyahat ettik. Hal böyle olunca da yol boyunca bol bol muhabbetle, Kosova’nın dönüşen ülke ve kent gündemini, siyasi yapısını, Yugoslavya sonrası ülkenin geldiği noktayı ve ekonomiyi uzun uzadıya konuştuk. Yazıya da yer yer sirayet edecek bu bilgi notlarını teoride Alper’den dinledik, pratikte dört gün yaşayarak göreceğiz.

Prizren’e varır varmaz hemen bavulları açtık ve yanımızda bu gece için getirdiğimiz kıyafetlerimizi bir çırpıda giydik. Çünkü bu akşam bir Arnavut düğününe davetliyiz!

Düğünün yapılacağı yere geçtiğimizde henüz gelin ve damat sahneye çıkmamıştı. Etrafımızdakilerle tanıştık. Masamızda hacca giden, beş vakit namaz kılan amcalar ve teyzeler de vardı, içkisini yudumlayan da. Ülkemizde genelde bu tip durumlarda duvarların örüldüğü, içki içilen masaya oturmanın bile haram sayıldığı haller olduğu geldi aklımıza ilk olarak. “Herkes inancını içinde yaşıyor evladım” dedi masadaki amcalardan bir tanesi, başımla onayladım.

Düğün başladı, yemekler geldi, oyunlar beş dakika bile durmadı. Payduşka oynamak için bizi sahneye çeken ve daha önce tanışmadığımız Arnavutlar ile bir de Penguen dansı oynadık! Arnavutluk birası Tirana ile Kosova birası Peja arasında geceyi ve eğlenceyi uzattık. Kosova’daki ilk gece, hızlı başlamıştı.

Bistrica’nın adı?bistrica-nin-ikiye-ayirdigi-kent-prizren-126724-1.

İçinden ‘su’ geçen kentlere kim vurulmaz ki? İstanbul’dan Viyana’ya, Budapeşte’den Belgrad’a, Hasankeyf’ten Prizren’e... Evet, burada da Bistrica Nehri kenti ikiye bölüyor. Sakince yolunu bulan, fakat öğrendiğimize göre bazen de azdıkça azan bu nehrin üzerinde biri taş olmak üzere birçok köprü var.

Bu arada Kosovalılar’ın büyük çoğunluğu, Türkiye’yi ve mevcut hükümeti pek seviyor. Sinan Paşa Camisi’nin restoresini Türkiye üstleniyor, ülkeye mali yardımlar yapılıyor, destekler gerçekleştiriliyor. Karşılıklı bir sevgi olmalı bu. Zira bizimkilerin, Bistrica nehrinin adının Akdere olarak değiştirilmesini önerdiklerini de sağdan soldan duyuyoruz. Biz Bistrica olarak biliyoruz, ayaklarımızı buz gibi akan suya sokuyoruz, biraz nehrin sesini dinliyoruz.

Buluşma yeri şadırvan

Şadırvan Meydanı, kentin en bilinen yeri. bistrica-nin-ikiye-ayirdigi-kent-prizren-126725-1.Meydanda bulunan şadırvanın etrafından birçok tarihi lokasyona ulaşmak mümkün. Sinan Paşa Camii, Arasta Köprüsü, Prizren Kilisesi bu bölgede yer alırken, kaleye ulaşımın ilk durağı Şadırvan Meydanı’ndan geçiyor. Ayrıca yine birçok kafe, bar, lokanta da bu bölgede yer alıyor. Gündüz vakti nispeten sakin olan meydan, akşam saatlerinden itibaren sokak sanatçılarının, müzisyenlerin, turistlerin ve gençlerin uğrak noktası oluyor.

Yüzde 90’ını Arnavutlar’ın oluşturduğu Kosova’da Türk nüfus yüzde 4 dolaylarında. Sırplar da yaklaşık olarak Türkler kadar nüfusa sahip. Geri kalan nüfus ise Boşnaklar ve diğer milletlere ait. Bağımsızlığını kazanmasının ve Avrupa Birliği’nin denetimine geçişinin üzerinden sadece sekiz sene geçen Kosova, Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri.

Koruyun birliğinizi

Prizren’de ikinci güne uyandığımızda uzun bir yürüyüş planladık. Bistrica’nın kıyısından ve köprü üstlerinden Şadırvan Meydanı’na ulaştık. Sinan Paşa Camisi ve Prizren Kilisesi’ni gezdikten sonra akşamüstü Prizren Kalesi’ne tırmandık. Bu noktada mihmandarlarımız da yine akrabalarımızdı. Kaleye tırmanırken Alper’in annesinin, halkları birleştiren liderleri Tito’dan güzel cümlelerle bahsetmesi ve o yıllarda aldıkları eğitimin kalitesini iştahla anlatmasıyla kaleye nasıl vardığımızı anlamadık. Tito’nun birlik beraberliğe önem verdiği ve okullarda o dönem okunan anddan aklında kalan o vurucu cümleyi de eklemeden edemeyeceğim: “Koruyun kardeşlik birliğinizi, göz bebeğiniz gibi.”bistrica-nin-ikiye-ayirdigi-kent-prizren-126726-1.

Hava kararmadan faytonla ufak bir şehir turu yaptık. Faytoncu amca, dededen beri bu işi yapan bir Türk. Atının adı ise Rubin. Onu nazikçe yönlendiriyor, hızlanması gerektiğinde, “Haydi Rubin, hadi oğlum!” dedikçe at da hızlanıyor. Hem kendisiyle sohbet ettik, hem de Prizren’in civar yerlerini gezmiş olduk. Söylemeliyim ki, söz döndü dolandı ve yine Tito’ya geldi. Gerçi orta yaşın üzerindeki kimle iki lafın belini kırsak bu hep böyle oldu. Kadri amca, “Bayramlar bile bir başkaydı. Bugün ekonomik sıkıntı oldukça büyük Kosova’da. O zaman birlik içinde birçok ülke vardı. Hepsi de birbirine muhtaçtı. Çamaşır makinesinin bir parçasını biz, diğer parçasını Sırplar, bir başkasını birlik içindeki başka bir ülke yapardı. Herkes birbirine muhtaçtı, herkes birliği korumak için çalışırdı. Tito ne zaman öldü, ülke de bölündü gitti” diyerek hayıflandı. Sonra da, “Haydi Rubin, haydi oğlum” diyerek son virajı döndü...

Ekonomi çok zayıf

Emekli maaşının 160 avro dolaylarında olduğu bir ülkeden bahsediyoruz... En kalifiye ustanın 700 avro dolayında para kazandığı, asgari ücretin 150 avro dolaylarında olduğu göz önüne alındığında Kosova’nın ekonomik anlamda zorlu bir süreçten geçtiğini dile getirmek yanlış olmaz.

Prizren merkezinde yer alan birçok meskenin satılığa çıkartıldığı, buraların işyerleri ve pansiyona çevrilmek için yatırımcılar tarafından alındığı da kahvede tanıştığımız ve Türkçe bilen bir Arnavut tarafından iki çay içiminde anlatılanlardı. Turizmin birincil geçim kaynağı haline geldiği Kosova’da üretim yok denecek kadar az. Bunun da ekonomik daralmayı, kültürel değişimi ve sosyolojik erozyonu da beraberinde getirdiği kuşkusuz.bistrica-nin-ikiye-ayirdigi-kent-prizren-126728-1.

Kosova notlarımız çok fazla. Prizren’den kaldığımız süre boyunca Burcu’nun babasının doğduğu evi ziyaret ettik, Boşnak ve Sırp köylerini aşarak dağ evinde doğayla buluştuk, ev ahalisinin savaş anılarını dinledik. Bunlar haftaya. Ayrıca Kosova ve Balkan mutfağında ‘palaçinka’dan ‘pljeskavica’ya, ‘topli’den ‘tava’ya, ‘şar peyniri’nden ‘tezpişti’ye, ‘kuru et’ten ‘Fulya böreği’ne uzanan geniş bir lezzet yelpazesini de damaklarımıza değdirdik. Bir sonraki haftada da lezzetleriyle sizinle olacak Kosova...

Tito kimdir?

Gerçek adı Josip Broz, lakabı ise Tito olan Marksist – Leninist düşüncelere sahip Yugoslavya’nın efsanevi lideridir. Çevresindekilere sık sık “Ti-To, Ti-To” (Sen bunu, sen bunu) dediği için lakabının ‘Tito’ olduğu ileri sürülür. Tito, Partizanlardan oluşan bir ordu kurarak 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na karşı Yugoslavya halkını ayaklanmaya çağırdı. Bu ordu, Alman ordusunu geri püskürttü. 1943 yılında Partizan parlamentosunu toplayarak Yugoslavya’nın eşit halklardan meydana gelen federal bir topluluk olduğunu ilan etti. Vefat ettiği 1980 yılına dek ülkenin devlet başkanı olarak görev yapan Tito’nun ardından Yugoslavya’da çöküş ve beraberinde iç savaş başladı. 90’lı yıllar bölgedeki ülkeler için savaş yılları olarak kayıtlara geçti.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız