Bitti gitti
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Pazar günü nispeten erken saatte Kitap Fuarı’ndan çıkarken standdaki çocuklara, “Seneye görüşürüz,” dedim. Hazin ama kaçınılmaz! Bu sefer, dört hafta sonu gününü de fuarda geçirmiştim. O günlerin her birinde birer panelim olduğu için ama, sevinçten de ağzım kulaklarımda... Ölü gibi yorulmak da cabası. Çünkü belli ki, sabahtan akşama kadar fuarda stand stand dolaşıp arkadaşları bulmak, hele poşet dolusu kitap taşımak genç işiymiş. Bu gerçeğe her yıl vakıf olurum ama ne hikmetse hemencecik unuturum gider.

Fuara giriş ânı muhteşem oluyor, hele ilk günde. Hatta o günde bir imza günün, bir de panelin olsa bile. Can Yayınları’ndaki imza, elbette severek yaptığım bir şey. Muharrem Buhara’nınkiyle aynı saatteydi, fiili durum yaratıp yan yana oturduk. Bir önceki yıl da aynı şeyi yapmıştık, üstelik o zaman benim imza günüm bile yoktu galiba. Panellerden tırsarım ama Ebru moderatördü, diğer konuşmacılar da Muharrem ile Görkem. Kuş gibi uçtu gitti.

Kamera karşısına çıkmaktan nasıl hep tırsmışsam, çok sayıda insanın karşısına çıkmaktan da hep tırsmışımdır. Günlerce içim daralır, keyfim kaçar. Bu yıl en çok, TİMAŞ’ın Ayşe Şasa söyleşisinden korkmuştum. Neyse ki Ayşe’yi çok sevdiğim için birden heyecanlandım, baktım bitivermiş. Moderatörümüz Emine Eroğlu’ydu, panel arkadaşım da Sadık Yalsızuçanlar kardeşim.

Hepsi bir yana, fuara yeniden kavuşmanın keyfine doyum olmuyor. Başı örtülü hanımların sayısı arttığı, tuvaletlerde onların abdest almasından el yıkayanlara yer kalmadığı ve İslamcı yayınevleri de sanki pıtrak gibi çoğaldığı halde. Bir de, artık içeri arka taraftan, katılımcı kapısından girdiğim için pek mutluyum. Eh, bir yayınevinin temsilcisiyim sonuçta, arayanlar beni NTV standından soruyor. Buluyorlar mı, o başka. Ama, stand arkadaşım Ferit’in, üzerine bir Fırat karikatürü oturttuğu kartımla, soyadım iki haftalığına Oktay olsa bile, bir Kitap Fuarı kişiliği edindim. Sürttüm durdum.

Hele ilk gün 2 numaralı salona girince, cennete düştüm sandım. Ağzım kulaklarımda tavanlara (nedense) bakarak oradan oraya savruldum. İnsan açılış gününde okumayı seven bütün arkadaşlarına rastlıyor. Hatta bazılarına seneden seneye rastlıyorsun. Festival karşılaşmaları. Bazen de bulduğun anda kaybediyorsun. Örneğin ilk gün Turhan Gürkan’ı görmemle kaybetmem bir oldu. Galiba ancak ertesi hafta yeniden buluşabildik.

İkinci haftanın panelleri daha vukuatsız geçti, ne de olsa tecrübe kazanmıştık. Günışığı’nın panelini herkes beğendi; ben de sesiyle, konuşmasıyla, duruşuyla Altan Erkekli’ye hayran kaldım. Sevgili Müren (Beykan), “Sizi de çok beğendiler,” diye beni teselli etti. Son gün Artful Living’de, moderatör bendim. Panel arkadaşlarım ise Ahmet Ümit, Asuman Susam, Ümit Ünal. Sinema – edebiyat üstüne hayli kaynattık. Eh, bu arada fuarın Onur Yazarı Atilla Dorsay’ın ödül törenine, yemeğine de gittim, tabii. Beşinci gün, daha doğrusu akşam... SİYAD’dan pek çok arkadaşımı gördüm. Ertesi gün, bizimkiyle aynı saatte olan panel sayesinde de FABİSAD’cıları.

Kitap Fuarı’na en çok gençlerin ve çocukların gelmesi beni mutlu ediyor. Birincilerin maddi imkânları istedikleri gibi alışveriş etmelerini engelliyor olsa gerek. Ama çocuklar, anne-babalarını ellerinden çeke çeke beğendikleri kitapların standlarına getiriyor, parmaklarıyla gösterip, genellikle o kitapları aldırmayı da başarıyorlar. Oysa çok değil bundan birkaç yıl önce, kitapları seçen de, çocuklarını ellerinden tutup o standa getirenler de annelerle babalardı. Belki fuarın gençleşmesi bile umutlanmak için bir sebeptir. Evet, fuar bitti gitti. Seneye buluşalım!