Biz kazanacağız
15.01.2017 09:17 BİRGÜN PAZAR
Karşımızda toplumun tüm katmanlarına yönelik bir saldırı var. Öylesine bir saldırı ki ülkeyi getirdikleri hal sonucu koltuk kaygısı ile yaşadıkları korkudan ve kendilerini ispat telaşından gizli oy bile kullanamıyorlar

ZEYNEP ALTIOK AKATLI - CHP Genel Başkan Yardımcısı - İzmir Milletvekili

Türkiye tarihinin en önemli dönemeçlerinden birindeyiz. Tayyip Erdoğan’ın saltanat rejiminde hiç de ılımlı olmayan siyasal islam egemenliğinde bir “Yeni Türkiye” de yaşamak istemediğimiz için Anayasa Komisyonu sürecinden Meclis Genel Kurul sürecine canla başla mücadele ediyoruz. Zorbalık Genel Kurulda sıradanlaştı. TBMM adeta bir dövüş kulübünü andırıyor. Kadınlara yönelik tahammülsüzlükleri son olarak CHP Kocaeli Milletvekilimiz Fatma Hürriyet Kaplan’a yönelik fiziki saldırıyla doruğa ulaştı. Fatma Hürriyet Kaplan’a yönelik bu saldırı aslında Anayasa değişikliğinin Türkiye’sinde kadına yönelik bakış ve tutumum da bir özeti oldu. 5. Madde görüşülürken görüşmelerinin insanlık dışı ve çalışma hukukuna aykırı bir tutumla ve zorlamayla yapılmasına karşı “direniş hakkımızı” kullanarak gerçekleştirdiğimiz kürsü eylemimiz sırasında 300 kişi üzerimize saldırdı. Biz kolkola kimseye saldırmadan sivil itaatsizlik gösterirken yaşanan akıl almaz şiddetin mağdurları da kaval kemiğinden ısırılan Kabataş yalancıları oldu elbette. Olanları Periscope’ta yayınladığım için “İnsan Hakları Komisyonu üyesi” AKP Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz’un “Kadınsın tabi, dokunulmazlığın var” diyerek tehdidi de kayıtlarda...

Karşımızda toplumun tüm katmanlarına yönelik bir saldırı var. Öylesine bir saldırı ki ülkeyi getirdikleri hal sonucu koltuk kaygısı ile yaşadıkları korkudan ve kendilerini ispat telaşından gizli oy bile kullanamıyorlar. Mevcut Anayasanın çok açık belirttiği gizli oy ilkesine aykırı bir biçimde açık oy kullanarak Anayasa değiştiriyorlar. Değiştirilen Anayasanın da gayet demokratik olduğunu iddia edebiliyorlar.

Bu konuşmalar, yalanlar ve iftiralarla kurguladıkları sürecin sonunda eğer başarabilirlerse ülkeyi büyük bir yıkım ve dram bekliyor. Yazının kaleme alındığı tarih itibariyle Anayasa değişikliği teklifinin ilk 8 maddesinin 1. Tur görüşmeleri onları rahatlatmayan, aksine daha da tedirgin eden ve her an değişebilecek sayılarla devam ediyor.. Yani rejim değişikliği hedefiyle çıktıkları yolda korku ve endişeyle gece yarılarına da değil sabahlara kadar karambol işte bu yüzden. Şimdilik 340 dolaylarında kabul oyu alan maddelerden geriye kalanlarının herhangi birinin 330 altından kalması Anayasa değişikliği teklifini tamamen ortadan kaldırabilir.

Devlet Bahçeli’nin ve Mustafa Şentop’un kendi milletvekillerine yönelik erken seçim tehdidine Cumhurbaşkanı Erdoğan da katıldı. Özellikle MHP milletvekillerinde ve bir grup AKP’li milletvekilinde ciddi bir rahatsızlık olduğu açık. Telaş ve baskı bundan.

Peki şimdiye kadar hangi maddeler oylandı?

Anayasa değişilik teklifinin ilk maddesiyle Anayasasının 9’uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmesi.. 2010 referandumunda gözyaşıyla toplumun bütün değerlerini, tarihsel miraslarını sömürerek yargının anahtarlarını teslim ettikleri cemaatle birlikte uzun süre toplum üzerinde baskı kurdular. Çok geriye gitmeye gerek yok.

Bunların bir bölümü 2007-2010 döneminde gerçekleştiyse, daha ağır bölümü 2010-2013 döneminde gerçekleşti. TV ekranlarında, gazete köşelerinde muhalif tüm kesimlerini Ergenekoncu diyerek hedef gösterenler bugün aynı yöntemi Ergenekon yerine FETÖ’yü koyarak sürdürüyorlar. Hayır oyu vereceğini açıklayan MHP milletvekillerine bile FETÖ’cü diyecek kadar korku dağları sarmış durumda. Başta Fatma Kaplan Hürriyet’e saldıran Elitaş, TBMM İdare Amiri Ahmet Gündoğdu, Eren Erdem’in adını bir iftira ile kirleterek yalan iddianın muhatapı Muhammet Balta tarafından doğrudan ortaya çıkarıldığı halde CHP sıralarına köpek fotoğrafı sallayarak hakaretler yağdıran Belma Satır olmak üzere Fethullah Gülen övgüleri, ziyaretleri kayıtlarla sabit. Korku dağları bekleyince Kabataş’tan ilham almak da normal.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı Anayasada “bağımısız ve tarafsız” yazmasıyla olmuyor maalesef. Getirilen teklifte HSYK’nın yarısını tek adam atayacak, diğer yarısını da tek adamla birlikte, tek adamın genel başkanlığında seçime girmiş siyasi partinin milletvekillerinin de yer aldığı Meclis seçecek deniyor. Fiilen HSYK’nın tamamını tek adam belirlemiş olacak. Yüksek yargıyı tek adam belirlemiş olacak, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini tek adam belirlemiş olacak. Bu yargı tablosunda yer alan kimselerin bağımsız ve tarafsız olacağına inanan var mı? Karşımızda Anayasaya uymamayı adet edinmiş, varlığını Anayasa ihlaline borçlu bir yapı var.

O kadar sıkışmış durumdalar ki milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkararak, MHP’li vekillere koltuk rüşveti vererek fireyi önleme derdindeler. Yine geçen bir diğer madde ile milletvekili yaşının 18’e düşürülmesi... iktidarın genç milletvekilinden anladığının Meclis Genel Kurulu’nda uzun mesafe bardak fırlatma performansı olduğunu da düşünürsek; bu rejim değişikliğinden sonra Meclis’e “Ak Troll” kontenjanından milletvekili göndermek istediklerini rahatlıkla anlıyoruz. Üniversite eğitimi o yaşta başlıyor ne gam. Eğitim ve liyakat zaten biata ters. Meclis’ten geçen Anayasa değişikliğinin 5 ve 6. maddeleri ile artık Meclis tamamen by-pass edilecek. O kırılan kürsünün de anlamı ortadan kalkacak. Bu maddelerle birlikte Bakanlar Kurulu ve Bakanları denetleme görev ve yetkisi TBMM’nin görev ve yetkileri arasından çıkartıldı. Kurmak istedikleri ve uğruna her türlü zorbalığı sergiledikleri yeni rejimde denetleme, sorgulama hiçbir şey yok. ENSAR Vakfı’nda tecavüz gerçekleştiğinde Aİle ve Sosyal Politikalar Bakanı’na gensoru veremeceyeceğiz. Bunun adı diktatörlük. Her şeyi yapabilirler, çalabilirler, yağmalayabilirler, görev alanlarında kadınlar öldürülebilir, çocuklara tecavüz edilebilir, ormanları yakılıp peşkeş çekebilirler ama TBMM bunu sorgulayamaz.

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen rejim değişikliğinin 7. maddesiyle birlikte Cumhurbaşkanı artık parti genel başkanı olabilecek, Parti genel başkanı kimliğiyle tüm milletvekili listelerini hazırlayabilecek, hazırladığı milletvekili listeleri ile aynı anda seçime girebilecek ve bu seçimi kazandığı takdirde de denetimi altındaki milletvekillerini parlamentoya yerleştirebilecek. Bahsettikleri demokrasi işte bu! Yukarıdan aşağıya doğru tamamen her şey ve herkesi Saray’a bağlamanın adı dünyanın her yerinde demokrasi değil diktatörlüktür.

Yazının kaleme alındığı tarih itibariyle TBMM Genel Kurulundan rejim değişikliği teklifinin 8. maddesi ile devletin anahtarı tamamen tek adama devrediliyor. Cumhurbaşkanı devletin başkanı sıfatıyla yürütmeyi eline alıyor. Bakanlar atıyor, üst düzey kamu yöneticilerini atıyor, görevden alıyor, yürütme yetkisine dair konularda kararname çıkarıyor, kısaca yürütmeyi tamamen eline alıyor. Yargıyı zaten kendisi yönetiyor, yasamayı da genel başkan sıfatıyla kontrolü altına alıyor geriye de bir şey kalmıyor. Yasama, yürütme, yargı tek elde toplanıyor, kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılarak 18. yy.’ın da gerisine düşülüyor. Tabi başarabilirlerse…

Buna izin vermemek için var gücümüzle direniyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin muz cumhuriyetine çevirmelerine izin verecek durumda değiliz, hangi aşamasında olursa olsun bu saldırıyı püskürteceğiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin, yaşam hakkımızın, temel haklarımızın gözümüzün önünde yok edilmesine seyirci kalmayacağız. İstedikleri kadar bağırsınlar, sahtekarlık yapsınlar, zorbaca saldırsınlar Cumhuriyete yönelik bu “darbeye” direneceğiz. Cumhuriyetimiz saray tehditlerine rağmen kuruldu. Acıyla, gözyaşıyla, yitip giden yaşamlarla, emekle, mücadeleyle, dayanışma ve güç birliğiyle kuruldu. İçi boş “birlik ve beraberlik” safsatalarıyla, Yenikapı ruhu zırvalığıyla diyerek önümüze düşürdükleri nefret kültürünün bizleri ele geçirmesine izin vermeyeceğiz. Bölünmeyeceğiz. Eşit ve kardeşçe barış içinde bir ülke ve o ülkenin Cumhuriyeti, demokrasi kültürü bizim, hepimizin! Biz kazanacağız.