Biz nereye tırmanalım?
Bülent Mumay Bülent Mumay

Erzurum’da 15 Temmuz Başarısız Darbe Girişimi’ne katıldığı gerekçesiyle tutuklanan Yarbay Ramazan Kayacı, ağaca çıkan eşi sayesinde 15 ay sonra serbest kaldı.

Eşinin suçsuzluğunu ispatlamak için hukuki mücadeleden sonuç alamayan Nazife Hanım, açılış için Erzurum’a gelen Erdoğan’a ulaşmak için protokol sıralarına bakan ağacın tepesine çıktı. Ağaca tırmanırken kolları yara bere içinde kalan kadın, korumalar tarafından Cumhurbaşkanı’nın yanına götürüldü.

Hayatının fırsatını havada yakalamıştı. Eşinin durumunu anlattı. Bu konuşmanın üzerinden iki hafta geçti. Nazife Hanım’ın eşi, yapılan ilk duruşmada serbest bırakıldı. 15 aylık hukuki mücadelenin yerine ağaca çıkmak, eşine özgürlük getirmişti. Hukuk mahkemede değil, ağacın tepesinde, iki dudağın arasındaydı.

Hayır ağaca çıkmak işe yarıyorsa. tutuklu meslektaşlarımız için de biz ne yapabiliriz diye kafa yoruyorum kaç gündür… Malum önümüzdeki günlerde duruşmaları var.

Mesela Murat Sabuncu’yu kurtarmak için, geçsek de geçmesek de parasını ödediğimiz 3. Köprü’ye mi çıksak? Mahir Kanaat’ın tutukluyken dünyaya gelen bebeğini görebilmesi için, parselci başkanın Ankara’nın girişine yaptığı milyonluk kapılara mı tırmansak?

*****

FETÖ zanlılarına bunları da okutsak?

biz-nereye-tirmanalim-368159-1.Dün yandaş basında çok ilginç bir haber vardı. “FETÖ ile mücadele” sayfalarının dibinde kendine yer bulabilen minicik habere göre, adli kontrolle denetimli serbestlikten yararlanan zanlılara, bazı kitapların özetini çıkarma görevi veriliyormuş. Zorunlu olarak elbette. FETÖ’lükle suçlanan zanlılara Nutuk, ya da devletin yeni hazırlattığı “Örgütlü Bir Din İstismarı” gibi kitaplar okutuluyormuş. Zanlılardan, özet hazırlayarak savcılığa teslim etmeleri isteniyormuş.

Hayır madem kitap okumak gibi bir “ceza” var, keşke aynı zanlılara şu kitaplar da önerilseydi… Yine FETÖ’yü anlatan kitaplar elbette... FETÖ’cülükten (!) yargılanan gazetecilerin kitapları ama...

Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” ya da “Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda”sı, pek ufuk açıcı olabilirdi. Ya da Hikmet Çetinkaya’nın “Fethullahçı Gladyo”sundan da güzel özet çıkarılabilirdi.

Hatta, Gülen’in akrabasının tecavüzünü örtbas eden AKP’li vekilin yasaklatmak istediği, “Mahrem” de güzel bir ceza olabilirdi. Savcılığa hatırlatmış olalım…

*****

biz-nereye-tirmanalim-368156-1.Metal yorgunluğunun çaresi: Ver kurtul

Metal yorgunluğu” kapsamında istifası istenen parselci Gökçek, Saray’ın talimatında direnince, manşetler ve köşe yazıları üzerinden tehdit edilmeye başlandı. Türkiye Gazetesi, Gökçek’in müteahhitlik şirketi kurdurup zengin ettiği temsilcisi istifa eder etmez manşetten çaktı: “Ya istifa, ya azil…”

Dünkü Yeni Şafak’ta ise Hasan Öztürk el yükseltti. Çok daha yüksek bir perdeden tehdit etti parselciyi: “İstifa yoksa, ihraç da yok. Ancak İçişleri Bakanlığı’nın elinde dosyalar çok!”

Daha geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, altını çize çize söylemişti: “Türkiye bir hukuk devletidir, kabile değil…”

Ama anlaşılan hukuk devletimiz şöyle çalışacak. İstifa talimatını dinlemeyenin dosyaları açılacak. Söz dinleyip koltuğu bırakırsa, hakkındaki yolsuzluk, usulsüzlük iddiaları sumen altı edilecek. Metal yorgunluğundan kurtulmanın tek yolu “Ver kurtul” olmuş anlaşılan.

*****

biz-nereye-tirmanalim-368158-1.Karar yazarlarının en büyük çelişkisi

Yandaş medyadan tasfiye edilen isimlerin çıkardığı Karar Gazetesi, daha önce de tanımladığım gibi “mahcup muhalefet” etmeye devam ediyor. Ekonomiden spora kadar birçok alanda “hareket için böylesi daha iyi olur” tadında bir yayın politikası sürdürüyorlar. Nereden baksanız hayırlı bir hareket…

Ama gelin görün ki dış politikaya dair haber ve analizlerde amansız bir çelişki var. Gazetenin önde gelen yazarları Almanya ve ABD ile yaşanan krizler, Suriye-Irak meselesinde alınan tutumları aynı “mahcubiyette” eleştiriyorlar.

Güzel hoş da, bu politikalar uzaydan mı geldi? Kararcıların pek sevdiği “Hoca”ları Davutoğlu’ndan miras değil mi tüm yaşananlar? Ya da onun ülkeyi taşıdığı bataklıktan kurtulmak için peş peşe atılan başka yanlış adımlar değil mi? Hani meselenin kaynağına değmeden, kaynayan yere bakarak analiz yazmak ayıp olmuyor mu? Eski danışmanı bile, Hoca’yı anmadan dış politika eleştirisi yapıyor. Pes!