Bizim başarı hikâyelerine ihtiyacımız var
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Öğretmenlik ve akademik hayatımda, derslerin anlatım aralarında muhakkak o derse uygun hikâyeler anlatmaya çalışırdım. Bu hem motivasyonu artırıyordu hem de yaşamın içindeki karşılığını bulmak açısından derse anlam katıyordu.

Gerçek hikâyeler, yaşamın tamamını kapsayan yaşam kültürü içindeki kırılganlıkları gidermek için önemli bir öğreti kaynağıdır. Özellikle spor ve sanat alanı emek yoğun başarı odaklı olmasından dolayı bu konuda açlık çekmektedir.

Bu hikâyelerin her halde en iyilerinden biri de Sylvester Stallone’un varoluş hikâyesidir.

İtalyan asıllı Stallone, küçükken geçirdiği yüz felcinden dolayı yüzü hâlâ bu iz içinde, konuşması ağır aksak ve kırıktır. Oyuncu olmak için her yola başvuran Stallone, artık öyle bir noktaya gelir ki; karısının mücevherlerini satmasına rağmen kendini New York sokaklarında ve otobüs terminalinde köpeği ile yaşamın içinde bulur.

Karısının zatürre oluşu ve işsizlik, sıfırı tüketmesi en son olarak çok sevdiği köpeği Butkus’u 25 dolara satmasına neden olur ki; günlerce acı çeker, ağlar ve bu ayrılık onun için dip nokta olur.

Sokaklardayken, bir gün televizyonda Muhammed Ali ile Chuck Wepner arasındaki maçı seyreder. Wepner’in 36 yaşında olmasına rağmen, Ali karşısında 3 raund dayanamayacağı söylenirken, 15 raund dayanmış ve üst düzey bir maç çıkarmıştır.

Stallone, Wepner’in iradesinden ilham alarak bir boksörün hikâyesini yazmaya karar verir. Rocky senaryosunu 20 saatte yazar ve Hollywood stüdyolarının yolunu tutar. Filmi 25 bin dolara satmaya karar vermiştir.

Ama tek şartı vardı: Rocky karakterini kendisi oynayacaktı. Tabi yapımcılar bu öneriyi komik bulur ve teklifi reddederler. Stallone tekrar sokaklara döner.

Bir gün bir mucize olur ve yapımcı, Stallone’a filmi 250 bin dolara alabileceklerini söyler. Fakat Stallone, Rocky karakterini oynamayacağı süre filmi satmayacağını söyler ve bu teklifi reddeder.

Düşünebiliyor musunuz; aç, sefil, karısı zatürre ve köpeğini kaybetmiş, cebinde bir doları bile yok ve iradesinden taviz vermiyor. Çünkü tüm bu bedeli aktör olmak için ödüyor. Eğer, eline geçecek bir fırsatı sırf tek bir kereye mahsus para kazanmak uğruna feda ederse, yaşadığı tüm olumsuzlukların karşı beklentisini reddetmek anlamına gelirdi. Karısına, köpeğine ve kendisine karşı büyük haksızlık yapmış olurdu.

Yapımcılar film için 350 bin dolara kadar çıkmasına rağmen Stallone tekrar teklifi reddeder. Yapımcılar dayanamayıp Stallone’nin oynama teklifini 35 bin dolar vermek karşılında kabul ederler. İrade sonuç verdi.

Stallone bu 35 bin dolara ne yaptı dersiniz?

5 bin dolarını köpeği Butkus’u bulmak için harcadı ve bulup, 25 dolara sattığı köpeğini,15 bin dolara geri almak zorunda kalmasına rağmen tekrar köpeğine kavuştu. Filminde de köpeği Butkus’a rol vermeyi unutmadı. Kalan 15 bin dolara ise karısını tedavi ettirdi.

Filmin çekimleri sırasında yaşadığı tüm olumsuzlukları aşma gayretiyle sonuca ulaşması, Rocky efsanesinin kendisiyle özleşmesini sağladı. Tüm Rocky filimleri 200 milyon dolarlık bir hasılat yaparak, onun yaşamını farklı bir alan içinde tutma başarısını göstermesine neden oldu.

Sonrasında; Oscar da kazanan Stallone, hayat ile ilgi şu sözcükleri kullanarak geldiği yeri ve içinde bulunduğu yeni yeri çok iyi analiz etmiştir:

“Dünya her zaman güllük gülistanlık değildir. Acımasız ve kötü bir yerdir. Ne kadar güçlü olduğun önemli değildir. İzin verirsen seni dizlerinin üstüne çökertir, sonsuza kadar orada kalmana sebep olur. Sen, ben, hiç kimse hayat kadar güçlü darbe vuramayız. Ama önemli olan ne kadar güçlü vurabildiğin değil, önemli olan o darbeyi yedikten sonra ileri doğru gitmeye devam edip edemediğindir. Kaç darbe alıp hayatta yoluna devam edebiliyorsun? İşte kazanmak böyle bir şey! ... Kendine inanmaya başlayana kadar, kendine ait bir hayatın olmayacak!”

Bizim başarı hikâyelerine ihtiyacımız var! Özellikle spor alanında…

Spor başarıya endeksli bir alandır. Bu alan içinde çalışmak ciddi misyon ve hedefleri beraberinde taşır. Bir hikâyenin, motivasyon özelliği ve anlam taşıması için Dünya’da değer kazanacak bir sonuca ihtiyacı vardır.

Emeğin karşılığı bir ürün olarak spor alanında ortaya konulduğu zaman, onun tüm dünya tarafından saygınlık içeren bir marka olması lazımdır.

Sonuçlarının getirisi kişi ya da kişiler için ve ülke için ‘değer’ olarak kabul edilmelidir.

Ülkesi içine sıkışıp kalmış bizlerin, uluslararası alanda başarı hikâyelerine ihtiyacı var.

Bu, şu andaki kamu kurumları veya kulüpler, Milli Takımlar veya teknik adamlar ve sporcularla mümkün gözükmüyor. Sıkışıp kaldığımız ‘rant’ kargaşası içinde maddi beklentileri emek kazanımlı saygınlıklara karşı üstün kılıyoruz.

Tüm kurgu bunun üzerinedir. Özellikle futbol alanı bu kurguyu adeta sistem haline getirmiştir.

Bizlerin gerçek başarı hikâyelerine ihtiyacımız var! Demirören’e, Yıldırım’a, Orman’a, Özbek’e, Güneş’e, Kocaman’a, Terim’e, Lucescu’ya ihtiyacımız yok.

Amaçları için bedel ödemiş ve ne yapması gerektiğini bilen idealist uygulamacılara ihtiyacımız var. Ve onların başarı hikâyelerine…

Bu bir yeniden tanımlamadır.

Geleceği aramak ve geleceği yaklamak için.