Bizim büyük suçumuz!
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

Bir çocuğun kalbi kendisine ‘hayat’ diye sunulan, her yanı kaplayan bu karanlık cüruftan kaçamayacağını anlayınca ‘hayattan’ vazgeçmiş olmalıydı.

9 yaşında bir kız çocuğunun kalbinin gelincik yapraklarından bile daha narin olduğunu kimseler düşünmese de...

Masal sığınaklarından yakalarından tutularak çıkartılmış çocukların ‘çocukluktan’ kovulması üzerine her gün yeni bir düzenlemenin yasalaştırılmaya çalışıldığı ülkede maruz kaldığı saldırının onulmaz yükü küçük bir kızın kalbini durdurmuştu.

Nefretle emzirilen, hınçla semirtilen, yüce erkek mitosuyla sokaklara salınan sürünün kirli elleri bir çocuğa her değdiğinde hukuki, toplumsal, kültürel inkâr korosunun bağırdığı yerde çocuk olmak ölümcül kırgınlıktı zaten.

9 yaşındaki küçük Y.K. geçen hafta İzmir Bornova’daki evinde kötüleşince kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

4 ay önce Y.K. komşularının kızıyla balkonda oynamak için izin alıp gitmiş ve arkadaşının evde bulunan 56 yaşındaki dedesi tarafından cinsel tacize uğramıştı.

Elbette Y.K.’nın güvenli çocuk dünyasının nasıl parçalandığını, açılan büyük yarıktan aşağı her gün kaç defa karanlıklara doğru düştüğünü, belki de 9 yaşındaki bir kalbin bir gezegenden daha fazla nasıl acı çektiğini kim tahayyül edebilirdi ki?

Küçük Y.K. o günden sonra ne okula gidebilmişti ne tek başına kalabilmişti, psikolojik tedavi görüyordu.

9 yaşında rüyası çalınmış, gözleri ve her an solan kalbiyle katılacağı ilk duruşmada tacizciyle karşılamaktan çok korkuyordu.
Ve Y.K. o duruşma tarihinden tam iki gün önce evde yere yığıldı, kalp krizi geçirmişti...

Daha doğrusu o küçücük kalbi, taa toplumsal olanın en ince kılcallarına kadar sızmış karanlık cürufun boğazımıza kadar battığı hayatımıza daha fazla direnememişti...

Tam da 15 yaşından küçükleri istismar eden salyalı ‘karanlık erkek’ sürülerin eğer damat olmayı kabul ederse yasa tarafından ‘açık suç’ kabul edilen cinsel istismar eylemini yok sayacak tasarıyla ilgili koca koca adamların lafazanlığa giriştiği günlerde...
Her karanlık duvar köşesinde çocuğa ve kadına cinsel saldırıyı suç olmaktan çıkartıp örfi, yerli, milli “seven ne yapmaz” çıkışı ya da tıbbi hastalık parantezine almaya kararlı ‘erkek hâkim düzenin’, şimdilik “doğruyu yapamadık” hayıflanmaları arasında bir çocuğun kalbi belki de “yeter” dercesine susmuştu.

Ve çoğu, doğru ve yanlışı ayırt etme kabiliyet ve muhakemesine ziyadesiyle sahip yetişkin erkek istismarcıların; planlı, iradi saldırganlığına rağmen arkalarında bıraktıkları uzun suç sicilinin ‘erkek dayanışması suç örgütü’ tarafından nasıl sistematik temizlendiğini elbette bilemezdi.

Şüphesiz ki sadece eleştirel ve muhalif görüşlerinden dolayı gazeteci, yazar, akademisyen ve seçilmiş siyasetçilerin derhal aylardır tutuklu yargılandığı ülkemizde, küçük Y.K.’nin daha önce de cinsel saldırı suçu işlediği mahalleli tarafından da bilinen istismarcısı dört aydır tutuksuz yargılanıyordu.

Çünkü buralarda çocuğun içindeki ‘insanlığı’ öldürmek, haysiyetini ezmek; toplum-devlet ortak dayanışmasıyla AVM sezon indirimi gibi cezası indirime girer ve o çocuklar, büyüklerin ahlakçı popülist ikiyüzlülüğüne ömür boyu tanık ve kurban kimliğiyle katlanırlardı.

9-10 yaşındaki çocuktan ‘başörtüsü özgürlüğü yaşayan ergin kadın’, yüz binlerce ‘çocuk gelin’ ve milyonlarca ‘çocuk işçi’ yaratan, ölü çocuktan ‘terörist ve siyasi nefret objesi’ kurgulayan, her anını ‘iktidar tekeline’ hizmet ve ‘dolar kuruna’ endeksleyen Türkiye’de artık 9 yaşında bir kızın küçücük kalbi tacizcisiyle göz göze geleceği duruşmadan iki gün önce susmuşsa...

Bu bizim, herkesin, çocuğuna yaklaşan karanlığa arkasını dönen hepimizin ‘büyük suçu’ olmalıydı...