Bizim mahalle…
05.03.2017 07:45 BİRGÜN PAZAR
Muhalif kesimlerin yani bizim mahallenin birbirini eleştirdiği zamanlarda esas alması gereken noktanın sorumluluk olması lazım

CAN UĞUR @canugur1987

Mahalle kavramı son zamanlarda fikri tartışmalarda hayatımızda yer kaplasa da birçoğumuz için geçmişe dönük bir hatırlama vesilesi sayılır. Cemil Meriç’in Acılar hatıralaşınca güzelleşir sözüne atıfla acısıyla tatlısıyla mahalle kavramı ‘mazide kalan hoş bir sada’ya tekabül eder. Birlikte oynanan oyunlardan ilk aşklara, yenilen ilk dayaklardan yapılan maçlara kadar birçok noktada yaşamımıza değer. Aynı zamanda bir sıcaklığı samimiyeti doğrudanlığı da ifade eder mahalle. Her mahallenin bir ‘teyzesi, bir amcası, abisi ya da ablası’ vardır bu samimiyetin en güçlü ayaklarını bu kişiler oluşturur ve doğrudanlık dediğimiz sürecin en önemli yürütücüsü bunlardır. Her acıktığımızda ya da susadığımızda bu kapıları aşındırırız bu örnekle de bir cümle önceki ‘teoriyi’ pratikle buluşturmuş olduk.

Yukarıdaki ifadeler son zamanlarda ‘bizim mahalle’de yaşananları anlamak adına bir girizgâh anlamı taşıyor. Adına eleştiri dediğimiz meseleye yabancı değiliz. Ancak mahalleden yapılan eleştirileri değerlendirirken ‘sorumluluk’ payını esas almamız gerekiyor. Memleketin hali ortada. ‘Kuşkusuz memleketin hali ortada’ argümanını kullanıp eleştiriyi ortadan kaldıralım deme lüksümüz yok. O zaten bizim mahallenin ‘kimyasına aykırı.’ Bununla birlikte eleştirinin geliştirici dönüştürücü ve ilerletici yanlarına vurgu yapmamız kaçınılmaz.

Sosyal medya dediğimiz mecrada sayısız eleştiriye denk geliyoruz. Bu eleştiriler kendi içerisinde ciddi anlamda çeşitlilik barındırıyor. Böyle olması da kaçınılmaz. Ömrünü bilime adamış bir bilim insanına “Hoca Fransız Devrimi’nin de ekmeğini iyi yedin he, gözümüzden kaçıyor sanma” tarzı yorumlardan “siz burada bunları tartışırken Meclis’te şunlar yasalaştı, bırakın artık bu sululukları” yorumlarına kadar sosyal medyanın yataylığını kullanan ifadeler kamuoyuyla paylaşılabiliyor. Kuşkusuz bunda da bir sıkıntı yok lakin derdimiz ekmek yemek mi yoksa fırıncıyı dövmek mi bunu iyi belirlememiz gerekiyor. Twitter başta olmak üzere facebook vb mecralarda fake (sahte) isimlerle başlatılan eleştirilerin kısa sürede sol-muhalif yayın organlarının kapatılmasının talep edilmesine vardırılması son zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız olaylardan. Elbette insanların kişisel, sosyolojik ya da psikolojik durumları açık kimlikle yazmasını engelleyebilir. Bu gayet insani ve anlaşılabilir bir durum. Ancak bu durumda olan hesap-insan ya da grup ne dersek diyelim adına bu durumu farklı amaçlar için kullanmasının kabul edilebilir bir tarafı bulunmuyor. ‘Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde’ diye başlayan bir cümle buraya cuk otururdu ama ondan daha Hayır’lı bir ifade kullanabiliriz o da ‘sorumluluk.’

Özellikle muhalif kesimlerin yani bizim mahallenin birbirini eleştirdiği zamanlarda esas alması gereken noktanın sorumluluk olması lazım. Bu sorumluluk duygusunu da devrimci bir biçimde yorumlamalıyız. Bizim mahallede sık kullanılan kavramlardan bir diğeri de ‘Birken iki olmamız gerektiği’dir. İşte sorumluluğu buradan inşa etmek lazım. Yani kullandığımız ifadelerden kurduğumuz cümlelere yaptığımız atıflardan metnin altına yerleştirdiğimiz dipnotlara (kabul edelim bu biraz abartılı oldu) kadar birçok yerde bu güzergâhı kullanmamız gerekiyor. Birbirimizin hatalarından, nefret ya da kerameti kendinden menkul kof bir sinizm üretmek yerine yanlışların ortadan kaldırılmasının temel mesele olduğu bir yöntemi esas almalıyız.

Memleketin halini savunacak durumumuz yok lakin bu durumdan sadece bizim dışımızdakileri sorumlu tutmanın akılla bağdaşır tarafı da bulunmuyor. Birbirimize karşı kullandığımız dil yaşam alanlarımızı, fikri zeminlerimizi çoğaltmak yerine daraltıyorsa bunu hep birlikte düşünmemiz gerekiyor. Kolay olan ‘Nasıl çaktım abi yea…’ hattından yürümektir. Adım atmazsanız hata da yapmazsınız. Her seferinde de adım atan insanlara ‘çakmanın’ steril zevkini yaşarsınız. Bu da bir tercihtir elbette ama devrimcilik ya da muhaliflik adına savunulamaz. ‘Motorları maviliklere süreceğiz…’ diyen insanların durmak gibi lüksleri bulunmuyor. Hem aklımıza kazınmış güzel insanların fotoğraflarını bir hatırlayın birçoğu da kirlenmenin o güzelliğinde zihnimizde yer edinmiştir. (Bir ipucu olarak Che’nin sırtını duvara dayayıp yere oturduğu fotoğrafı hatırlatmak isterim)
Aziz Nesin, Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim kitabında ‘Sevdiği insanların kötü yanlarının anlatmasının kolay bir iş olmadığını’ yazar. Son zamanlarda ortaya çıkan tablo açısından da kritik öneme sahip bir ifade bu. Memleketin bu durumundan rahatsız olanların birbirlerini eleştirirken daha dikkatli olmaları yapıcı, ilerletici ve yaşam alanlarını genişletici olması gerekiyor. Eleştirinin gücü de böyle bir zeminde anlam bulacaktır. Mahallenin güzelliği biraz da ne kadar kavga etseniz de arkadaşlarınızla küsme lüksünüzün olmamasından ileri gelir.