Bizim şehrin caz hali...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
“Civciv yumurtadan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş” lafını yerle bir eden kişiler vardır; içinden çıktığı mekanları sahiplenen, koruyan, her fırsatta onu öne çıkarıp geliştirme, daha güzel kılma peşinde koşarlar

“Civciv yumurtadan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş” lafını yerle bir eden kişiler vardır; içinden çıktığı mekanları sahiplenen, koruyan, her fırsatta onu öne çıkarıp geliştirme, daha güzel kılma peşinde koşarlar. Semti, köyü, kenti ile barışık insanlardır onlar. Şüphesiz o mekanların içinde yaşayanlarla da… Misal, Amin Maalouf.. Fransa’da yaşamasına rağmen toprağını her daim yüreğinde taşıyan Maalouf ..

Lakin, yaşadığımız mekanların sadece sakini olup aynı zamanda sahibi de olduğumuzun bir türlü farkına varamayanlar, o mekanları, kentleri öyle kişilere teslim ederler ki bizzat o kişiler o mekanları bize zindan etmek için ellerinden geleni yaparlar. Misal Ankara, misal Gökçek..

Kentleri çekilmez hale getirmeyi iş edinmiş zorbalara rağmen bir soluklanma penceresi açan etkinlikler de olmasa halimiz harap.. Bu bakımdan İstanbul’un Ankara’ya nazaran pencereleri daha çok. İşte, o pencerelerden bir de bu yıl 24.sü gerçekleştirilecek olan Caz Festivali.

İbrahim Maalouf, Nefes Projesiyle Kudsi Ergüner&Michael Wollny ve Engin Recepoğulları bu hafta sonu sahne alacaklarmış. Maalouf’la söze girmişken yeğeni İbarahim’i de aslında sahnede izlemek isterdim. Neyse herhalde bir gün Ankara’ya da gelir de izleriz. Nedense cazda, kendi yakın coğrafyamın insanlarını – Aziza M.Zahed, İbrahimova, İ. Maalouf gibi-dinlemeyi daha çok seviyorum.

Caz, bizim insanımızca pek rağbet görmemekte. Oysa bitter çikolata gibi ilk anda acı gibi gelse de uzun erimde ağızda ağır ağır erimesiyle kalıcı bir tat bırakıyor. Ötekiler gibi bir anda eriyip gitmiyor. Bu tadı sevmeyenlerin “ Yeter caz yapma” dediğini duyar gibi oluyorum. Ama çoğu kullandığımız deyim gibi bunun da içinin boş ve yerinde olmadığını düşünüyorum. Dilimizde pek çok sözcüğü farkında olmadan yanlış kullanıyoruz. Aslında egemen, zorba sistemin bize ezberlettiği dili kullanıyor pek çoğumuz. Tıpkı “ jurnalci” sözcüğünde olduğu gibi.. Sansürcü, ceberut, faşist yönetim eskiden beri gazeteciyi özellikle yandaş olmayanını hiç sevmez. Her fırsatta gözünü oymaya bakar. Bu nedenle de onlar, Fransızca, gazeteci anlamına gelen jurnalci sözcüğünü ispiyoncu/ casus anlamına denk getirip halkın gözünde gazeteciyi aşağılamayı kendine iş bilirler. Oysa tipik Amerikan öğretisi olan “ komşunu gözle, bir yamuğunu görürsen düzeltmeye çalışma ihbar et! Et ki vatanın bekası adına defterini dürelim” lafzına bizim taşeron zorbalarda pek meyyallidirler. İşte size misal Gökçek ve EGO’su. Bugünlerde Ankara Metrosu irili ufaklı duyuru afişleriyle dolup taşmakta. Neymiş; bazı Başkent doğalgaz Dağıtım A.Ş. mensupları Büyükşehir’i kazı izni vermemekle suçluyorlarmış. Aslında bütün bunlar tamamen asılsız ve iftira imiş. Bu kişileri görür görmez “ derhal alo 153’e gammazlayın, ihbar edin!” diyor Gökçek ve EGO’su..

Oysa benim bildiğim, duyduğum sadece Başkent Doğalgaz Dağıtım değil başta Telekom olmak üzere pek çok şirket Büyükşehir’den şikayetçi. Belediyeye iş yapan müteahhitlerin hak edişlerinin ödenmediği, Belediyenin icraya verildiği ve kazı için yatırılan paraların icra yoluyla müteahhitlere gittiği, Belediyenin de “benim kasama para girmedi” diyerek, dolayısıyla para yatmadığı gerekçesi ile kazı izni vermediği. Yani, tamamen asılsız konuşan, iftira eden aslında Gökçek ve EGO’su. Şimdi, bu durumda ALO 153’e Gökçek ve EGO’su suç işliyor diye ihbar mı edelim? İhbarcılık bizim işimiz değil, bizim işimiz gerçek anlamı ile jurnalcilik.

Peki ne yapalım? Öpmeyip de bırakalım mı?

Bu tip dezenformasyon çalışmaları ile “ cambaza bak!” deyip elini her fırsatta Ankaralının cebine atan Gökçek ve EGO’su hizmet değil nefret üretmekte.

Şimdi Gökçek o meşhur (!) twitter sayfasından “ caz yapma” yollu yaygara koparacaktır. Ama nafile, sabır taşı çatlamış olup halkın sopası kalkmıştır. Kafaya inmesi ise an meselesidir. Bunu Gökçek’te biliyor aslında. İşte bu yüzden giderayak yükü tutma telaşında..

Radyoda severek dinlediğim ve Birgün de yazılarını severek okuduğum Sevin Okyay’ın dediği gibi benim de şu köşede zaman zaman yer sıkıntım oluyor. Hele söz konusu faşistler olduğu zaman. Hazretlerin de zorbalık öyküleri yaz yaz bitmiyor. Ama, “İşte bizim şehrin de caz hali bu sevgili okur.” deyip bitirmek zorundayım;,. Haftaya görüşmek üzere….