Bodrum müzik festivali
20.08.2017 10:33 BİRGÜN PAZAR
Hem Rilke var hem de İlhan Berk, ‘Bir Sergiden Tablolar’ için seçtiklerimiz arasında. Yakın bir dostunun ölümüyle sarsılmış bestecinin yapıtında, ölümle bir ömür hesaplaşmış iki şair. Ağır ağır yaklaşan kağnıyı duyuran ezgiye neden Külebi’nin eşlik ettiğini, ‘Çocuk ve Allah’ın Dağlarca’sı ile ‘Paris Sıkıntısı’nın Baudelaire’inin nasıl bir araya geldiğini, eserin finalinde Kiev kapısından neden Mandelstam ile çıktığımızı dinleyiciye bırakmalı

ONUR BEHRAMOĞLU

12-16 Ağustos 2017 tarihleri arasında düzenlenen Bodrum Müzik Festivali’nin katılımcılarından biri olma sevinciyle 11 Ağustos günü öğle saatlerinde bindiğim uçakta, üniversite yıllarımdan beri kitaplığımda duran ‘Peynir ve Kurtlar’ı okumaya başladım. İtalyan Rönesansı Araştırmaları Profesörü Carlo Ginzburg muazzam bir mikro tarih çalışması yaptığı eserinde İtalya’nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği Domenico Scandella adlı bir 16. yüzyıl değirmencisinin Engizisyon’a diklenişini anlatır. Matbaa ve Reform hareketi sayesinde mümkün olabilmiş bu dikleniş Engizisyon kayıtlarıyla günümüze ulaşırken, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu, saraylarla ibadethanelerde mevki edinmişlerin korkularını, bilgiye susamış yoksul bir köylünün dinsel dogmalara karşı aklın ışığını sahiplenişini görmemizi sağlar.

Engizisyoncu sorar: “Senin Tanrı dediğin başka biri tarafından mı yapıldı ve üretildi?”

Menocchio yanıtlar: “Başkaları tarafından üretilmedi ama hareketini kaosun değişiminden aldı, eksikken giderek mükemmelleşti.”

Engizisyoncu sorar: “Kaosu kim hareket ettiriyor?”

Menocchio yanıtlar: “Kendi kendine hareket ediyor.”

Bodrum Müzik Festivali kapsamında Gümüşlük Akademisi’nde ‘Modern Türk ve Dünya Şiirinin Müzikli Tarihi’ sunumumu gerçekleştireceğim için mutlu, açılış konserinde seslendirilecek Mussorgsky başyapıtı ‘Bir Sergiden Tablolar’a dair çalışmam konusunda ise heyecanlıyım. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi ve Türkiye’nin ilk ve tek ulusal çocuk senfoni orkestrası Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın Daimi Şefi Prof. Rengim Gökmen’in davetiyle, ilk kez böylesine farklı bir anlayışla dinleyicilere ulaşacak eserin icrasına eşlik edecek şiirlerin seçimini üstlendiğim günden beri süren tarifi güç bir heyecan bu. Tutucu zihinlerce yadırganması kuvvetle muhtemel böylesine cesur bir girişimin öncüsü büyük maestro Rengim Gökmen’in ve şiirleri seslendirecek olan usta aktör Selçuk Yöntem’in İstanbul’da ilk kez buluşup uzun uzun konuştuğumuz gün sevinçle parıldayan bakışlarını hatırlatıyorum kendime. Bir de Menocchio var, kulağıma fısıldayan: “Hareketini kaosun değişiminden aldı, eksikken giderek mükemmelleşti.”

Haftalardır müzikle, müzik tarihi ile yoğrulmuş olduğumdan, kaosun değişiminin ve insanın eksikken giderek mükemmelleşmesinin vardığı zirve noktası ‘orkestra’ olmalıdır diye düşünüyorum, orkestra ve senfoni. Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın psikososyal danışmanlığını yapan ve Bodrum’da bulunduğum beş gün boyunca Rengim Gökmen ile doyumsuz sohbetlerine beni de dahil ederek onurlandıran aydınlanma bilgesi Erdal Atabek, için için duyumsadıklarımı nasıl da berrak ifade ediyor Cumhuriyet’teki makalesinde: “Orkestra. İnsanlığın ne büyük yaratısı. Birbirinden ayrı çalgıların, ayrı notaların bir bütünü oluşturması. Yeni bir uyum yaratarak büyük bir senfoni olmaları. Birbirine saygı duyarak. Birbirine yer açarak. Birbiriyle yardımlaşarak. Bilgili bir şefin yönetiminde… Ne güzel bir örnektir bu. Ne anlamlı bir bütünleşmedir bu. İnsanlara ne açık bir örnektir orkestra. Birbirini itmeden, kakmadan birlikte yaşamayı bilmek. Birbirini incitmeden birlikte yaşamayı öğrenmek. Birbirini aşağılamadan birlikte çalışmayı başarmak. İnsanların ne bilmediği bir örnektir. İnsanların ne anlamadığı bir örnektir. Orkestra.”

bodrum-muzik-festivali-338582-1.

O örneği yaratan doksan kişilik genç müzisyen kadrosunun ipeksi bakışlarında, büyük maestronun yardımcı şefleri Oğuzhan Kavruk, Tolga Taviş, Hasan Tura’nın ayrı ayrı hazine değerindeki vasıflarında karanlığa meydan okuyan Menocchio’yu görüyorum. Festivalin onur ödülünü alan değerli bestecimiz Yalçın Tura’nın alçakgönüllü tavrı, bir de konuşmasının ilk cümlesi kazınıyor belleğime: “Bugün, babamı kaybedip yetim kalışımın yetmişinci yıldönümü!” Ölüm büyük… “Rilke söylüyor / Ölüm büyük / biz onunuz / gülen ağızlarımızla” diyor İlhan Berk de.

Hem Rilke var hem de İlhan Berk, ‘Bir Sergiden Tablolar’ için seçtiklerimiz arasında. Yakın bir dostunun ölümüyle sarsılmış bestecinin yapıtında, ölümle bir ömür hesaplaşmış iki şair. Ağır ağır yaklaşan kağnıyı duyuran ezgiye neden Külebi’nin eşlik ettiğini, ‘Çocuk ve Allah’ın Dağlarca’sı ile ‘Paris Sıkıntısı’nın Baudelaire’inin nasıl bir araya geldiğini, eserin finalinde Kiev kapısından neden Mandelstam ile çıktığımızı dinleyiciye bırakmalı. Kimisi duygularını ifade edecek sözcük bulamadığını söyleyecek, kimisi gereksiz bir ‘kuş kondurma’ çabası sayacaktır. Aslolan düşünmektir oysa, surda gedikler açmak.

Sadece müzik ve şiir değil, Gümüşlük Akademisi’ndeki ‘Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit’ oyunu da mührünü vuruyor Bodrum günlerime. Nezaket Erden, şaşırtıcı derecede etkileyici performansı ve çıt diye kırılıverecekmiş gibi inceliğiyle akademinin açıkhava sahnesini gece karanlığında nasıl da bir başına aydınlatıyor… Seyyar Sahne ve Tiyatro Medresesi ne yapsa izleyeceğim bundan böyle. Oyunun yönetmeni Hakan Emre Ünal’ın yazıp oynadığı ‘Trom’u da.

bodrum-muzik-festivali-338583-1.

İklim (Tamkan), Senem (Demircioğlu) ve Zeynep (Akdil) akademi bahçesinde dinleyeni mest eden provalarını yaptıktan sonra indiğimiz Gümüşlük’teki çiçekli giysilerle rengârenk kolyeler, bir kahve içimi buluştuğumuz Güneş Duru’nun her zamanki içtenliği, dönüşte farkına vardığım ulu ağaç, sabah 05.45 depremi, gece göğü, festival ekibinin her türlü övgüyü hak eden özverili emeği, konser öncesinde Tolga Taviş’in son dakikada bile notalar üzerinde titizlikle çalışması, müzik festivali olmasına rağmen sinema ve edebiyat üzerine coşkulu sohbetlerimiz, bende bir iç savaş izlenimi bıraktığı için ayrı bir yazıda ele alarak üzerinde düşünmek istediğim Fazıl Say konseri, beyefendilik abidesi olarak İzzet Günay, her zaman şiir güzelliğindeki Latife Tekin, festival günlerimin nice unutulmazları arasında bir çırpıda sayabildiklerim.

Bodrum’da elimden düşürmediğim bir diğer kitap, Edward Said ile Daniel Barenboim’in ‘Paralellikler ve Paradokslar’ı. Bach ile Tanrı’ya, Beethoven ile insana güvenirken, Wagner’le artık dünyaya güvenemeyeceğimizi ve yeni bir insan yaratma zorunluluğumuzu duyumsamak az şey mi, Beethoven ile Homeros arasında nasıl bir yakınlık vardır, birbiriyle çatışırken yan yana durabilen öğeleriyle sonat formu ne ifade eder, Eroica senfonisi bugün çalındığında hangi rolü oynar, armonik gerilimin boşalımı bir tür rahatlama yaratarak zihnimizi uyuşturma tehlikesi içerir mi? Peki ya belli akorların daha önemli olduğunu kabul eden tonalitenin hiyerarşisinin yıkılmasında, yüzlerce yıl önceden Menocchio’nun hiç mi payı yok? İşte bunları soruyorum okurken.

Bilgisinin artmasıyla iradesi gelişen Menocchio, gaipten sesler duyduğunu ya da ilahi bir güç tarafından özel olarak aydınlatıldığını ileri sürerek kent meydanlarında dolanan sözde peygamberler ya da kâhinlerden değildi. En büyük payı kendi aklına biçiyor, kendi mantığına ek olarak kitapları delil gösteriyor, etkin biçimde okuduğu metinlere sorular yöneltiyordu: “Ben de bu kitaptaki şu cümleden hareketle düşündüm ki…”

Ben de Bodrum’daki bu harika festivalden hareketle düşündüm ki, 87 yaşındaki delikanlı Erdal Atabek, “Seninle birlikte aydınlanma toplantıları tertipleyelim, yapacak çok işimiz var” dediyse, Rengim Gökmen üstadım yapacağımız ortak çalışmalardan o sonsuz tevazusu ile söz ettiyse, konserleri izleyen pırıl pırıl bakışlı binlerce insan ve orada olamasa da kalbinde senfoniler çalan milyonlardan oluşan orkestramız, ebedi maestro Mustafa Kemal’in aydınlanma ve devrim orkestrası alçakça saldırılara rağmen varlığını sürdürüyorsa, biz de saltanatı devirir, cumhuriyeti yeniden ilan ederiz.