Böyle devlet mi olur?
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

“Durum kötü, bir bodrumdayız. Çatışmalar çok şiddetli, olduğumuz yerler yoğun bir şekilde bombalanıyor, havan ve tanklarla vuruluyor. ‘Havadan vuracağız hepinizi, öldüreceğiz’ anonsları yapılıyor. Kendinize iyi bakın, arkadaşlara selamlar.”

“Yaralılar var. Durumu ağır olanlar da var. Benim bulunduğum yerde 30 kişi. Diğer yerlerde de ortalama 200 kişi var. Bebekler, yaşlılar var. 4 aylık bebekler bile var. Şarj sorunu var.”

Daha önce Cizre’deki bir bodrumu yazmıştım. Oradan aldığımız son haber, “Enkaz altındayız” olmuştu. Cizre’de mahsur kalanlar öldü.

Yukarıdaki sözler, Diyarbakır’ın Sur ilçesinden, başka bir bodrumdan. Gazeteci Mazlum Dolan bu mesajı 17 Şubat’ta attı. Neyse ki o bodruma yardım (gözaltına almak için de olsa) ulaştı. Mazlum’un babası Remzi Dolan oğlunun, yaralı olarak hastaneye kaldırılan ve hayatını kaybeden 55 yaşındaki Fatma Ateş’i alan ambulansla birlikte bodrum katından çıkartıldığını ve gözaltına alındığını söyledi. Mazlum Dolan, dört kişiyle birlikte, yerle bir olmuş binaların içinden çıkarken görüntülendi.

Mazlum Dolan yanındaki bebek ve çocuklarla birlikte bodrumda yardım beklerken, Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukat Ramazan Demir ve Mezopotamya Hukukçular Derneği Eş Başkanları avukat Gülşen Özbek ile avukat Serhat Eren, Dolan adına AİHM’e başvuru yaptı.

Başvuruda, Cizre’yle ilgili yapılan başvurularda adres verilmesinin hemen ardından tam da o adreslere operasyon yapıldığı, Cizre’de mahsur kalanların yakılarak öldürüldüğü ifade edildi:

“…Başvuru yaptıktan sonra başvurucularımızın birçoğunun öldürüldüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Söz konusu başvurularımızda mahkemenizin başvuruların yaşam hakkı ve fiziksel bütünlüğünün korunması uyarısına rağmen güvenlik güçleri 100’ün üzerinde insanı öldürmüştür, bazılarını teşhis edilemez derecede yakmıştır.

İşbu nedenle başvurucumuz bulunduğu adresi devlet yetkileri ile paylaşmaktan kesinlikle kaçınmakta ve korkmaktadır. Bombardıman devam ettiğinden adreslerini devlet yetkilileri ile paylaşmaları durumunda Cizre’dekine benzer bir infaz ihtimalinden korkulmaktadır. Başvurucu ve yanındaki insanların tek talepleri bulundukları bölgeye yapılan yoğun bombardımanın durdurulması ve kendisi dahil diğer insanların bölgeden tahliyesinin sağlanmasıdır.”

Cizre’den en az 139 cenaze çıktı.

16 Ağustos 2015 – 5 Şubat 2016 tarihleri arasında 7 kentte 19 ilçede toplam (en az) 340 gün sokağa çıkma yasağı uygulandı. Yasaklar Sur ve Cizre ilçelerinde tam gün, Silopi’de yarım gün olarak sürüyor.

Öğretmenlerin ‘hizmet içi eğitim’ gerekçe gösterilerek ilçeleri terk etmesi sağlandı, binlerce kişi de evini bırakıp göç etmek zorunda bırakıldı. Parası olan başka kentteki akrabalarının yanına gitti, parası olmayan yan mahalledeki komşusuna. Bazıları hiçbir yere gidemedi, yıkık binalarda ateşin kesilmesini bekliyorlar. Türkiye İnsan Hakları Vakfı verilerine göre, beş ayda en az 224 kişi öldürüldü, 42’si çocuk. Hayatta kalanların temel gıdaya ve sağlık hizmetlerine erişimi neredeyse hiç kalmadı.

Sur’daki bodrumlarda bekleyiş sürüyor. Yıkılmış binada bekleyen 30 kadar kişi var, 7 aylık bir bebek ve altı çocuk da içlerinde. Onlar için de AİHM’e başvuru yapıldı. Ambulansı Strasbourg’dan çağırıyoruz.

Oradan aldığımız son haber de yine bir telefon konuşması kaydı:

“Burada evler hepsi yıkılmış, binalar yıkılmış, kalacak hiçbir yer kalmamış, biz bir bodrumdayız. Burada çocuklar var, bebekler var, vallahi yaralılar var. Biz o yaralılara, çocuk bezi ile kanlarını durduruyoruz. Birbirimizi görmüyoruz, başımızı kaldığımız yerden çıkartamıyoruz. Günde en az vallahi 20 havan topu geliyor bize, yani hiç kimsenin kimseden haberi yok. Yani perişan bir haldeyiz. Siz niye bir şey yapmıyorsunuz? Niye bir yere başvurmuyorsunuz? Böyle adalet mi olur? Böyle devlet mi olur?”