Boyun eğmeyenlerin cumhuriyeti için!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Dün bir haber vardı; Osmanlı torunlarından Naz Osmanoğlu: “Dedem içeride altın beşikte uyuyordu, ben buraya 30 TL verip, giriyorum” demiş. Sarayın biri önünde fotoğrafı da var. Ne güzel bir cumhuriyet tarifi! Kimse altın beşikte uyumayacak, müze gezmek için sıraya girip, parasını ödeyeceksin herkes gibi! Yıkılan budur işte. Bir ailenin elinden bir ülke kurtulmuş ve halkın olmuştur. Cumhuriyet kullardan, kölelerden oluşmaz. Sahipler, sultanlar yoktur. Hemen sesinizi duyar gibiyim: “Peki ya bugün olan nedir?” diye…

Bugün olan tam kotarılamamış cumhuriyet projesinin çöküşüdür. Yeni bir cumhuriyet kurulmaya çalışılmaktadır. Görgüsüzlüğün, bayağılığın, çıkarcılığın cumhuriyetidir bu. Bir halk vardır, seçim yapmaktadır, lakin buna cumhuriyet ve demokrasi denemez. Çünkü iradesini devreden bir halk, yurttaş olmaktan vazgeçmiş demektir. Hayatın her alanına müdahil, denetimden uzak, tek adamın buyruğuyla devlet yönetiminin adı diktatörlüktür.

Cumhuriyetin adı var, kendi yok. Doğrudur. Ancak insanlığın kazanımları unutulmaz. Ortadan kaldırılamaz. Bugün biri kalkıp; “dünya dikdörtgendir” dese ve bunu halkoyuna götürse, aldığı sonuç galibiyet olsa da, hakikat değişmez. O halde, her oylama doğru ve haklı sonuç vermez. Halkın büyük kısmı tek adama boyun eğmeyi kabul etse, iradesini altın tepside sunsa da; belleğe kazınan, genetik olarak yerleşen değerleri değiştiremezsiniz. Altından koltuklarda oturup, bin odalı saray yapsanız da kendinize, kölelerin ellerinde taşınsanız da bu tahakküm kalıcı olmaz. Olamaz.

Şort giyen bir kadına, herkesin içinde, ölümcül tekme savuran adamı ortaya salan bir cumhuriyet çökmüştür. Çok net bir gösteridir bu. O tekme yüze atılmıştır ve ölüme sebebiyet verebilir. Demek ki kasten insan öldürme kapsamındadır. Mesaj şudur, eğer böyle giyinirsen, bu tekmeyi yersin. Hayatta kaldığına dua mı etmeli o genç kadın? Burada iki anlam var. Hukuk bizim elimizde, yani artık oyunun kuralları değişti, deniyor; bir de sokak eşkıyalarının önü açılıyor. Bir tür ahlak bekçisi yaratılıyor, salınıyor halkın arasına. Sırtı sıvazlanıyor. Yurttaş yoksa cumhuriyet yoktur!

“Gezi” travmasını niye atamıyorlar sanıyorsunuz? Çünkü kentli, düşünen, bilime, hukuka saygılı, kadın erkek eşitliğine dayanan, laik bir haykırıştır Gezi. Cumhuriyet ilkelerinin taçlanmasıdır. İradesini kimseye devretmeyen, soran sorgulayan insanların, dar gelen o deli gömleğini parçalayıp, atmasıdır Gezi. Mizahı, şiiri, estetik düzeyi olan insanların çok sesli, çok kültürlü isyanıdır Gezi. “Bir ağaç için değildir bu öfke” diyor RTE. Doğru. Dünyanın tüm ağaçları, çocukları, halkları içindi “Gezi”! Sevmeyi, sevişmeyi, barışı, yoldaşlığı bilen insanların güzel rüyasıydı Gezi. Cumhuriyetin yarattığı yurttaşların, kendi haklarına sahip çıkmasıydı Gezi. Unutmuyorlar; çünkü Gezi özgürlük çığlığıydı!

O(HAL) günlerinde gidiyoruz 29 Ekim’e. Bana sorarsanız, öteden beri hep olağanüstü koşulları yaşadı bu halk. Yazık ki kolaycı, kötü alışkanlıkları olan bir halkız. Hep bir kurtarıcı arıyoruz. Bir sihirli el gelse, değse de yazgımızı değiştirse diye bekliyoruz. Artık böyle saçma bir beklenti kenara konmalı. Birlikte özgürlük, barış, adalet, eşitlik için cumhuriyete sahip çıkalım. Neden birilerini laiklik, cumhuriyet sözcükleri rahatsız etti, sanırım herkes anladı. Gün cumhuriyeti özenle inşa etme günüdür!

Torun Osmanlı sıraya giriyor ne güzel. Yurttaş olmuş işte. Şimdi ucube tarifle Neo-Osmanlı olmaya çalışanlar şunu bilmeli ki, bu memleket o yollardan geçti. Zaafları var halkımızın, eksikleri, körlükleri… Ama köy kahvesindeki dede, okullardaki hademe aldı cumhuriyetin, yurttaş olmanın tadını! Sıraya girmeyi öğreneceksin kardeşim. Bu dünya sultan Süleyman’a kalmadı hem, değil mi?

Ben 29 Ekim’i haykırarak, sevinçle, sevdayla ve daha bir sahip çıkarak kutlayacağım. Boyun eğmeyenlerin cumhuriyetini kurmak mümkün!