Brexit: AB’den çıkış
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Türkiye gibi yarım yüzyıldır Avrupa’nın kapısında üyelik için bekleyen bir ülke için anlaşılması zor olabilecek kararı İngilizler verdi. 23 Haziran AB Referandumu’ndan yüzde 52 ile AB’den ayrılma tercihi çıktı.
Geçen yazımda belirtmiştim. AB referandumu David Cameron’un seçim vaatlerinden biri olarak gündeme gelmişti. Cameron referandumda kaybeden taraf olarak sabahın erken saatlerinde istifasını ilan etti. Brexit kararını gerçekleştirmeyi temel hedef olarak seçen yeni bir hükümetin kurulması kaçınılmaz.

Baştan söyleyelim bu referandumun sonucu beklendiği kadar yıkıcı olmayabilir. Ayrıca bu ayrılma meselesinin de AB’ye katılma gibi uzun süren bir macera olduğunu hatırlatalım. Şimdi öncelikle bu referandum kararının mecliste onaylanması gerekli. Ayrıca Avrupa Parlamentosu tarafından da onaylanması gerekli.

40 yıllık bir ortaklığın kurulmasının da sonlandırılmasının da zaman alması gayet normal. Bir boşanmaya benzetirsek, referandum bir tarafın kesin olarak ayrılmak talebini dile getirmesi. Yani bunun dramı elemi henüz ortada yok.

Birleşik Krallık’ın AB’den çıkışının en belirgin nedeni ülkeye gelen göç meselesinin “kontrol altına alınmaması” tartışması oldu. Göç meselesi zaten kontrol edilebilir bir şey değil. Ayrıca dinamik iş ve işgücü piyasalarında nüfus hareketlerinin olması hem beklenen hem de istenen bir şey.

Ancak açıklaması ve anlaması çok daha zor bir sürü başka nedenin yanında “başımıza gelen herşey göçmenlerden kaynaklandı” gibi bir açıklama maalesef çok kolay pazarlanan ve inanılan bir şey. Yıllardır devam eden muhafazakâr hükümetler ve Blairci lite muhafazakar politikalar sosyal devleti ve örgütlü çalışma hayatını, AB’ye rağmen, zayıflattı. Ekonomi de bir dizi krizin içinde ne göze batar bir istihdam ne de geniş dar gelirli kesimler için refah yaratabildi.

Kendini milletvekili harcırah skandalı gibi olaylarda ve seçimlere çok düşük katılım ile gösteren bir büyük ve gözardı edilen mesele de geniş kesimlerin siyasete yabancılaşmasıydı. Siyasetçi ile seçmen arasındaki makas o kadar açıldı ki bazı seçimlerde katılım yüzde 30’lara indi. Son iki referandum, son yıllarda katılımın en yüksek olduğu seçimler oldu.

Sonuçları yorumlayanları önemli bir kesimi ülkenin ne kadar kutuplaşmış ve bölünmüş olduğunun görüldüğüne vurgu yaptılar. Bu kutuplaşma kısmen demografik ve kısmen politik ama büyük oranda da duygusal. İnsanlar “değişik” bir şeye büyük oranda protesto ederek oy verdiler.

Demografik olarak, gençlerin, üniversitelilerin, büyük şehirlerde yaşayanların, Londra’nın metropolitan ve büyük ölçüde göçmen kökenli seçmenlerinin AB’den yana oy verdikleri söylenebilir. Bazı kamuoyu yoklamaları eğitim düzeyi arttıkça AB yanlısı oy vermenin arttığını da gösterdiler. Uluslararası seyahat edenler AB’de kalmaktan yana olduğu vurgulandı. Bunlar benim “ulusötesi bağlantılı tüketiciler” (1) dediğim gruba yakın. Ülke dışında pekçok tanıdıkları var, uluslararası seyahat ederler, gezmiş görmüş komşuları vardır vesaire.

Aynı zamanda çok net bir biçimde İskoçlar ve Kuzey İrlanda AB’den yana oy kullanırken, İngiltere ve Galler ayrılıktan yana oy verdiler. Bu Birleşik Krallık’ın yakında pek birleşik bir halinin kalmayacağına da işaret ediyor. İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon ilk açıklamasında İskoçya’nın bağımsızlık referandumunun büyük ihtimal olduğunu vurguladı.

Regent’s Üniversitesi Ulusötesi Araştırmalar Merkezi’nde birlikte çalıştığımız misafir araştırmacı arkadaşımız Sinan Zeyneloğlu’na göre tarihsel aile yapılarının da bu kutuplaşmada bir rolü var ancak bu tartışmayı sonraya bırakalım.

Şimdi ne olacak sorusu herkesin dilinde. Spekülatörler köşeleri dönmeye başladılar bile. Ancak sorunun kısa cevabı “olan oldu” demek. Sterlin ve Londra Borsası olumsuz ekonomik etkinin ilk göstergesi olarak güne son yirmi yılın en sert düşüşüyle başladılar.

AB anlaşmaları gereği bu çıkış süreci bir kaç yıl sürebilir. Gerçi AB liderleri en kısa sürede çıkarmak için elllerinde geleni yapacaklarına dair sert bir açıklama yaptılar bile. Ayrılma tarafının liderlerinden Boris Johnson (namı diğer Osmanlı torunu Boris Kemal) AB’den ayrılmak için acele etmelerine gerek olmadığını vurgulasa da bu karar artık pek onun elinde değil.

Asıl tehlike ise referandum ‘başarısın’dan en büyük payı çıkaracak olan UKIP (çok da utangaç olmayan ırkçı partimiz). Umalım bir başka ülkede olduğu gibi yüzde 52 beni destekledi diye tutturmaz. Ama her kim hükümet olursa olsun önümüzdeki dönem yabancı düşmanlığının artacağı bir dönem olacak. Ramazan bayramında Almanya’daki yeğenimi görmeye giderken vize alacak mıyım diye kaygılananların yüreğine su serpelim: O iş için Türkiye’nin AB üyeliği gibi daha çok seneler var.

İngiliz hemşerilerimize bol şanslar.

(1) Bakınız: Ibrahim Sirkeci 2013. Transnational Marketing and Transnational Cosumers. Heidelberg: Springer.