Brezilya’da seçimler ve kadın hareketi
07.10.2018 09:16 BİRGÜN PAZAR
Brezilyalı kadınların eylemlerinde temel slogan #Elenao. (#OnaHayır – Bolsonaro’ya Hayır) Bildiride de Bolsonaro sadece kadın düşmanı ve homofobik söylemleri değil aynı zamanda krizi emekçilere fatura edecek politikaların, özelleştirmelerin de temsilcisi olarak simgeleştiriliyor.

Hande Gazey
Ayşegül Uçar


Brezilya’daki başkanlık seçimi bugün gerçekleşiyor. Geçtiğimiz hafta ise, Social Liberal Party (PSL)’nin başkan adayı aşırı sağcı Bolsonaro’ya karşı Brezilya’nın çeşitli eyaletlerinde milyonların katıldığı eylemler gerçekleştirildi. Eylemlerin çağrısı “Bolsonaro’ya karşı kadınlar” olarak kurulan bir facebook hesabından yapıldı. -Hesap birkaç hafta önce kuruldu ve ciddi engellemeler ile de karşılaştı.- Bolsonaro’ya karşı kadınlar imzası ile yayınlanan ve “Faşizme Hayır” diye biten bildirinin başlığı “Eşitlik, Özgürlük, Haklar ve Şiddetsiz Bir Hayat” idi. “Bugün, tüm Brezilya’nın sokaklarında bir araya geliyoruz çünkü bir Cumhurbaşkanı adayı, nefret söylemiyle; otoriterlik ve gericilik temelli söylemleri ile kazanımlarımızı ve -zaten zor koşullardaki- varlığımızı tehdit ediyor.

Sokaktayız, çünkü ekonomik politik programı, Başkan Temer’in korkunç politikalarının kötü bir taklidinden ibaret.” diyen kadınlar, neden Bolsonaro’ya hayır dediklerini ise madde madde açıklıyorlar: Bolsonaro’nun ırkçı, kadın düşmanı söylemleri, tecavüzü ve kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran konuşmaları; sağlık, eğitim ve sosyal yardım harcamalarının dondurulması konusunda oy kullanmış olması; zenginlerin üzerindeki vergilerin azaltılması gerektiğini savunması, şimdiden bir özelleştirme dalgasının duyurusunu yapmış olması bunlardan bazıları.

Dışa vuran bazı özellikleri ile Bolsonaro kendisi için söylenen “tropikal Trump” lakabının hakkını veriyor. Ve Brezilya’daki eylemler ise Trump’ın başkan seçilmesinin ardından gerçekleştirilen büyük kadın yürüyüşünü anımsatıyor. Bu noktadan çağrışımla ABD’li feministlerin “%99 için feminizm” çağrısına kadar uzanabiliriz. 2016’da yayınlanan bu çağrı, sadece Trump’ın kadın düşmanı ve homofobik söylemlerini değil; Trump’ı yaratan koşulları, neoliberalizmi, emperyalizmi, ırkçılığı da protesto etmek için uluslarası kadın grevi düzenlenmesini içeriyordu.

Brezilyalı kadınların eylemlerinde temel slogan #Elenao (#OnaHayır – Bolsonaro’ya Hayır), Bildiride de Bolsonaro sadece kadın düşmanı ve homofobik söylemleri değil aynı zamanda krizi emekçilere fatura edecek politikaların, neoliberal saldırı dalgasının, özelleştirmelerin de temsilcisi olarak simgeleştiriliyor. Eylem çağrısını yapan kadınlar, ülkenin ortaçağ karanlığına geri götürülmesini istemiyoruz, diyorlar.

Bu çağrının ana vurgusu seçimlerde Bolsonaro’ya hayır demek; ama Brezilya’da yaşanan sürece baktığımızda Bolsonaro’da simgeleşen koşulların nereden evrildiğini; hem kadın hareketi hem de toplumsal muhalefetin tümü açısından meselenin seçim sonuçlarından çok daha öte bir noktada kilitlendiğini ifade edebiliriz. Brezilya halkının seçimlere katılım oranının düşüklüğü, temsiliyet ve demokrasi krizi İşçi Partisi (PT) tarafından vaat edilen seçim sonuçlarıyla “normale dönme”den çok daha fazlasına işaret ediyor.

Brezilya’daki bu “normal” neydi ki böyle oldu diyecek olursak kısaca yaşananlara bakabiliriz. Hayri Kozanoğlu Monthly Review’ın Mart 2018 sayısındaki Latin Amerika’da Seçimler Yılı yazısında, “Şimdilik Latin Amerika’nın sola yürüyüşü duraklamış gibi görünüyor. Yaşanan süreç, sol söylemlere sahip olmasına, büyük ölçüde emekçi kitlelerin desteğine dayanmasına, yer yer anti-emperyalist çıkışlarına karşın ‘pembe dalga’ diye adlandırıldı. Çünkü, evet bir yandan geniş halk yığınlarının yüzünü güldüren bölüşüm politikaları uygulandı; yoksulları gözeten sosyal programlar hayata geçirildi. Ama öte yandan güç ve mülkiyet ilişkilerini değiştiren, kalıcı toplumsal örgütlenmelerle halk kitlelerini iktidarın gerçek sahibi haline getiren ‘radikal’ hamlelerden kaçınıldı. (...) bölüşümü emekçi sınıflar lehine düzenlerken, mevcut sınıf yapılarını değiştirmeyi veya karlılık e mülkiyet rejimlerini karşılarına almayı göze alamıyorlar.” diyerek Latin Amerika’yı, Brezilya’nın da içerisinde olduğu ‘pembe dalga’ ülkelerini değerlendiriyor. Bu noktada iki madde ortaya çıkıyor: Birincisi toplumsal örgütlenmeden, halk kitlelerini söz ve karar hakkının bir parçası haline getirecek adımlardan kaçınılması; ikincisi ise gerçekten emekçilerin lehine sosyal politikalar gerçekleştirirken (örneğin Brezilya’da Bolso Familia adl programla yoksullukla mücadele, emekçi çocuklarının üniversiteye girmesinin önündeki engellerin kaldırılması, işsizlik oranının düşmesi) neoliberal politikalarla “uzlaşmacı” bir tutum sergilenmesi, “orta sınıf” ve sermayenin güvenini kazanmak için “radikalleşmek”ten sakınılması.

Bu dengeyi dünyadaki ekonomik durum sayesinde 2004-2014 arasında “en iyi” tutturan ülkelerden biri de Brezilya. Fakat 2008 krizi sonrasına bakıldığında neoliberalizmin krizi, bir ekonomik krizin ötesinde bir sistem krizi olarak ortaya çıktığında bu “uzlaşmacı” politikalar dahi sermayenin tamammülünü aştı. Sisteme yönelik öfke ve hoşnutsuzluk sola doğru akacak kanal bulamazken; “sağ populist” daha doğru ifade ile neofaşist söylemler dünyada olduğu gibi Brezilya’da da yükseldi. Sermaye çevreleri ve ABD emperyalizmi medya ve yargı araçlarını kullanarak, toplumdaki hoşnutsuzluğu, ekonomik sıkıntıları, seçkinlerin ve “orta sınıf” Brezilyalıların, yoksullara uygulanan sosyal politikalara karşı tepkisine dönüştürerek tasfiye sürecini işlettiler. Başkan Dilma Roussef’in bir tür ‘darbe’ ile azledilmesinin ardından başkan olan Temer, sosyal yardım ve kamu harcamalarının kısıtladı, özelleştirme dalgası başlattı. Ve en güçlü başkan adayı olan Lula’nın tutuklanması sağ saldırı dalgasını yükseltti. Bu dalgaya karşı durulamamasının sebebi aslında biraz önce sözünü ettiğimiz iki madde olarak gözüküyor.

Brezilya’da, iktidardaki solun, seçim sonuçlarını kurtarmak gibi kısa vadeli planlarla radikal eleştiriden ve programdan uzağa düşen; halkın söz, yetki ve karar hakkının örneklerini oluşturacak toplumsal örgütlenmeye dayanmayan tutumu sonucunda gerçekleşen bir sürecin de yaşandığı vurgusunu yapabiliriz.

Dolayısıyla, Brezilya’da kadın hareketinin çağrısının Bolsonaro’da simgeleşen kadın düşmanlığına, gericiliğe; özelleştirmeleri, sosyal yardım kısıtlamalarını, zenginler üzerindeki vergilerin azaltılmasını, emeklilik yaşının yükseltilmesini, enformel çalışmanın teşvikini içeren neoliberal politikalara; faşizme topyekün bir hayır’ı içerisinde barındırması ve toplumsal tepkiyle buluşturarak sokaklara taşıması önemli. 4 Ekim’de Jacobinmag’da yayınlanan ‘Bolsonaro Etkisi’ adlı yazıda Bolsonarizmin sisteme dönük hayalkırıklığının nasıl siyasi kazanç için kullanılabileceğini gösterdiği söylüyor ve Brezilya solunun halktaki sisteme dönük hoşnutsuzluğu anlaması, kapitalizmin çelişkilerini açığa çıkartarak, sıradan vatandaşlar için anlamlı olacak şekilde alternatif bir radikal gündem sunarak sahiplenmesi gerektiğini ifade ediyor. Daha da önemlisi yazı, bunun ancak feminist hareket tarafından başarılabileceği vurgusu ile bitiyor: “Öyle görünüyor ki, solun yeniden radikal bir şekilde örgütlenmesi, feminist hareketten ortaya çıkacak (...) Feministler, aynı zamanda #Elenao (Bolsonaro’ya Hayır) hareketinin arkasındaki liderler. Bolsonaro’ya karşı ulusal bir ittifak için bastırıyorlar. Brezilya’da sol partilerin üzerine konuştukları ama kuramadıkları anti-faşist cephenin kurulması konusunda çalışmalar yapıyorlar. Geçtiğimiz cumartesi, milyonlarca kadın ve diğer azınlıklar sokakları aldı ve faşizme karşı yürüdü.

Bu benzeri görülmemiş ve sıra dışı taban hareketi, sosyal dokunun her yerine, çevrimiçi ve çevrimdışı, yayılmış durumda. Solun dağınıklığının ötesine geçiyor ve önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bu çalkantılı alanı yeniden düzenleme potansiyeline sahip.”

Breziya’daki bu hareketi, başka birçok ülkede, feminist hareketin yükselen sağ karşısında toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapan; kadınların talepleri ile neoliberalizm ve emperyalizme karşı mücadeleyi kesiştirerek etkili olan; çeşitli meclisleşme zeminleri yaratan örnekleri ile birlikte düşündüğümüzde bu büyük potansiyelin dünyanın her yerinde kendisini gösterdiğini ifade edebiliriz.