Bu ahlaki mesele değil
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Tabii ki eşit koşullarda yapılmadı referandum. ”Evetçiler” yarattıkları eşitsizliği saklamak ne kelime, gözümüze gözümüze soktular adeta. Devletin, televizyonundan, neredeyse sağlık ocaklarına, camilerine, valisinden kaymakamına kadar neyi varsa “evet” cephesi için koşturdular. Koşturulanlar da bundan pek yakınıyor değillerdi elbette.

Tüm bu tanık olduklarımız “genel ahlak” çerçevesinden baktığımızda elbette failleri için yüz kızartıcı eylemlerdi. Ama çok basit ancak çok köklü insani duyarlılıklar üzerine inşa edilmiş genel ahlak açısından değerlendirilip ele alınacak bir durum değil bu. Çünkü genel ahlakın kurallarının, her türden inancın “özel ahlakı” karşısında pek bir geçerliliği yok. Dolayısıyla amaca giden yolda her şeyin mubah olması genel ahlak tarafından benimsenmese de amacın kutsiyetine uygun “ahlak dışılık”lar yapmak, yapanlar açısından çok “doğal. Ulvi bir amaç için yapılır bu tür şeyler. O nedenle bizim “ne kadar da etik dışı”, “amma da ahlaksızlık” gibi çıkışlarımız muhataplarımızın amaçlarının kutsiyeti(!) karşısında hiçbir anlam ifade etmez.


İşin içinde ümmetin çıkarı varsa kim takar genel ahlakın kurallarını? Referandumdan zaferle çıkmayı tüm ümmetin meselesi gibi göstermediler mi bunlar? Kazanan Recep Tayyip değildi ki, onun şahsında İslam’dı. Öyle demediler mi? Genel ahlakın hırsızlığın bir türü sayarak lanetlediği “yolsuzluk” için “şeri açıdan bakıldığında yolsuzluk hırsızlık sayılmaz” diyen bunların fetvacısı o zat değil mi? Bu nedenledir ki, sizi bilmem ama ben uzun zamandan beri meseleye ahlak falan gibi yüksek insani hassasiyetler cephesinden bakmıyorum. Şu ayakkabı kutusunda paralar, sıfırlanması istenen meblağlar konuşulduğu sıralarda, toplumda bunun düpedüz yolsuzluk olduğu kanaati yaygınlaştığında “Müslümanın günah işleme özgürlüğü vardır” diyen bunların milletvekili değil miydi? O adama hangi ahlakı anımsatacaksınız?

Referandumda hile hurda yapıldı mı, yapıldı mı? Ahlaka aykırı mı? Hayır, değil. Çünkü her türlü aracı cihadın bir parçası haline getiren için, hele Darül harp’te, yalan, hile mubahtır. O nedenle hiçbir şey olmamış gibi, hiç yüzleri kızarmadan karşımıza geçip “milli irade” deyip durmalarının nedeni budur.

Recep Tayyip Erdoğan’ın bu toplumu böldüğü doğru. En büyük kötülüğü de geleneksel bir karakter taşıyan Anadolu İslamı’nı yok etmekle yaptı. Mesele bu açıdan önemli. Artık Anadolu İslamı falan yok. Selefileştirilmiş bir İslam anlayışını aşıladılar bünyeye çünkü. Bu kadar öfke, kendinden olmayana bu kadar nefret geleneksel Anadolu İslamı’nın özellikleri arasında yoktu bildiğim kadarıyla. Bu Selefi tutumudur.

Yarışta eşit olmak, rekabeti hakkaniyetle sürdürmek Anadolu değerler sistemi içinde önemli erdemlerdi. Bu erdemlerin İslam’ı siyasal olarak bir yere götürmeyeceğine inanan selefi, siyasallaşmanın o bildik araçlarına başvurdu bu yüzden. Sahte mağdurlar yaratmaktan, başkalarına iftira atmaya kadar her seferinde kullandıkları araçlara yani. Kabataş’ta “türbanlı bacıya” saldırı palavrası, laikleri, solcuları şeytanlaştırmanın bir provasıydı. İftiraydı, alçaklıktı, ahlaksızlıktı ama selefi İslamının radikalleşmesinde pek bir müthiş siyasal araçtı. Amacın kutsiyeti, aracın ahlaksızlığını örter selefi açısından.

Oy çalarken de mantık buydu. İçlerinden bir tanesi olsun, “yarış da eşit değildi, oylamada da usulsüzlük yapıldı” demiyor farkındaysanız. “Evet” demek farzdır diyen bir şarlatan “alim”in sözleri ahlaktan çok daha etkili çünkü. İktidarda kalmak, inançları açısından o kadar önemli ki bu tiplerin, orada kalmak için yapılan her çaba “farz”dır gerçekten de. İnançları için ahlaksızlık yapmayı, yalan söylemeyi, hileye başvurmayı göze alanlar inançlarının kahramanı sanıyorlardır kendilerini hiç kuşkum yok. Yalan söylemeyi, rakibi hileyle alt etmeyi, inançları için fedakarlık bile sayabilirler bunlar.

Bunların Necip Fazıl’ını, Yassıada’da Menderes’ten örtülü ödenek yoluyla para aldığı için sorguladılar. Utanacağı, sıkılacağı yerde mahkeme heyetine “aldım ama alırken ne zorluklar çektim bir de bana sorun” dedi adam.

İşte bu cihat esintili “özel ahlak” karşısında genel ahlakın hiçbir gücü , etkisi yoktur.

O nedenle feryat, figan “ahlaksızlık yaptılar” deyip durmayalım. Dürüstlükleri tutup “evet yaptık, ne var bunda” deyiverirler, apışıp kalırız.

Ahlaksızlığını kabul edene karşı ne yapabiliriz ki?