“Bu albüm eskiye dönüş hareketidir”
05.07.2018 09:53 KÜLTÜR SANAT

ÖYKÜ ÖZFIRAT - [email protected]

Görkem Erkan 2014 yılında çıkış yaptığı ilk albümü “Gecikmiş Şarkılar”ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Ardından bu haziran ayında yeni albümü “Komik Adam”ı çıkaran Erkan, dinleyicilere 90’ların rock sound’unu hatırlatmak üzere yola çıktı. Görkem Erkan ile yeni albümü üzerine konuştuk.

Müzik serüveniniz nasıl başladı?

Ben Batı Kardeniz’liyim ve çoğu Karadenizli gibi babamı da kanserden kaybettim. O şarkı söylediğinde sanki zaman dururdu…O an babamın sesi mi huzur veriyordu? Yoksa dinleyenlerin çıt bile çıkarmadığı o sessizlik mi? Hala bunu bilmiyorum ama çok güzel bir his olduğunu hatırlıyorum…Onun da gençliğinde albüm yapmayı çok istediğini yakın dostlarımızdan duyuyordum…1995 yılında ilk kez düzenlenen Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali’nde Yeni Türkü’nün “Olmasa Mektubun” şarkısıyla Amatör Ses Yarışması Birinciliği’ni kazanmam benim için kırılma anı oldu. Üniversite yıllarımda ve çalışma hayatına başladığım yıllarda beste yapmaya ve söz yazmaya başladım. 2008 ve 2009 yıllarında yine Cide’de aynı festivalde iki kere konser verdim. Bunun dışında yardım konserleri de veriyordum…2013 yılında babamı kaybettiğimde hayatın ne kadar boş olduğunu anladım…Babamdan kalan mirasın bir kısmıyla onun yapmak isteyip yapamadığını yapacaktım…Hayaller gerçekleşmek zorundaydı…2014 yılında aranjör Kenan Yılmaz ile tanıştım. 1995’te ses yarışmasını kazanırken şarkısını seslendirdiğim Yeni Türkü grubu üyesi Furkan Bilgi, yıllar sonra albümümde klasik kemençeleri çalmıştı…Albümü tamamladık ancak bu defa da yayınlayacak firma bulamadık. O çaresiz anlarda Güvercin Müzik imdadımıza yetişti. Ali Haydar Gögercin prodüktörüm oldu ve ilk albümüm “Gecikmiş Şarkılar” ı 2014 yılında çıkarttık. Daha sonra İstanbul’da sürekli sahne almaya başladım. Sahnede albümünden parçalara ilave olarak 90'ların sevilen pop şarkılarını rock olarak coverladım ve bu büyük beğeni aldı...Sahnede kullandığım sound ile daha sert bir rock albümü yapmak istiyordum…Gitaristim Aytek Can aracılığı ile tanıştığım Can Akdoğan'a ikinci albümün aranjörlüğünü teklif ettim ve bu teklif ikinci albümüm "Komik Adam"ın başlangıcı oldu...

10 şarkıdan oluşan yeni albümünüzde kendi besteleriniz dışında 2 adet cover şarkı da yer alıyor. Zülfü Livaneli'ye ait olan ve 90’larda bir döneme damgasını vuran Kan Çiçekleri ve Edip Akbayram'ın yorumuyla ölümsüzleşen Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz... Neden bu iki şarkıyı seçtiniz?

90’lı yıllarda en çok dinlediğimiz yerli sanatçılardan ikisi ve onlardan en çok dinlediğimiz iki şarkıydı…Albümümde 90’lardan herhangi bir pop şarkıya da rock cover olarak yer verebilirdim ama albümde öyle cover’lar yer alsın ki hem bizi 90’lara götürsün, o dönemi hatırlatsın ve hissettirsin, hem de şu anki döneme de uygun şarkılar olsun istedim. Zülfü Livaneli’nin eseri Kan Çiçekleri bence günümüzü çok güzel anlatıyor. Örneğin “Bölük bölük olmuş çaylar dereler, hiçbiri denize varabilmezmiş” derken Türkiye’de bölünmüş olan ve asla birleşemeyen sol kesim anlatılıyor. Şu an yaşadığımız da aslında tam olarak bu… “Gülleri solduran gülebilmezmiş” mısrası üzerine bence kitap yazılmalıdır. Sözlerinin yanı sıra bu şarkının müziği ve Çetin Akdeniz’in bağlama rezitali rock ve metal müziğe çok yatkındır. Bana göre Londra Senfoni Orkestrası’nın bile cover’lamayı denediği halde hakkını veremediği bu şarkıyı hakkını vererek rock cover’lamak istedim. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz ise Sandıkçı Şükrü için yazılmış bir Anadolu türküsüdür. Zalimin karşısında, mazlumun yanında yer alan Anadolu insanının haksızlık karşısındaki duruşunu anlatır. Yerli Robin Hood olarak bilinen, zenginden alıp fakire ve yaşlıya veren, yiğitliğiyle nam salan Sandıkçı Şükrü, 500 süvari ile çevrildiği evden çıkıp daha önce hayatını kurtardığı arkadaşı Varilcioğlu’na güvenerek teslim olduğu halde Varilcioğlu tarafından para için iki el ateş edilerek öldürülmüştür. Konfüçyüs’ün bir lafı vardır “İyiler her zaman kaybeder, çünkü adil dövüşürler” Yiğitliğin, mertliğin para etmediği ve para için, çıkar için en yakının tarafından, içerden vurulduğun günümüze uygun olduğunu düşündüğüm bu türküyü küçüklüğümden beri hayal ettiğim gibi sert söylemek istedim. Ayrıca ben artık siyasi görüşümü de saklamak istemiyorum. İlk albümümde sanki bu eksikti, daha çok memleket özlemi içeren bir albümdü ve bu yüzden biraz arafta kaldım sanatçı olarak, oysa gerçek bir sanatçı topluma yol gösterendir…Sadece besteleri ve sözleri ile değil, düşünceleri ile, görüşleri ile, yaptıkları ile, çıkarı uğruna eğilip bükülmeden, “ben o günümüz tek tip sanatçılarından olmazsam, festivallerde sahne alamam ve para kazanamam” kaygısı gütmeden bu deveyi güdebilmektir. Bu biraz cesaret ister bence…Mesela ben 2009 yılındaki konserimde sahnede şarkımı seslendirirken arada Ahmet Arif’in Rıfat Ilgaz’a yazdığı mektuplarda da yer alan “İçerde” şiirini okuduğum için apar topar sahneden indirilmiş ve o tarihten beri resmi olmasa da fiilen yasaklı biriyim. Halbuki o an sahnede seslendirdiğim şarkım da zaten “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” mısrasıyla başlıyordu…

Albümün vocal kayıtları dışındaki tüm kayıtları İngiltere’de yapılmış. Neden orayı tercih ettiniz?

Aslında ilk neden, aranjörüm Can Akdoğan ile anlaşmamızdan 1 ay sonra kendisinin İlgiltere’de The Wild grubundan teklif alması ve İngiltere’ye yerleşmesi oldu. Biz bu durumu beraber çalışmak için bir engel olarak görmedik. Ben bestelerimi enstrümansız cep telefonuna okuyarak ona gönderiyordum, o arenjeleri yapıp benim telefonuma gönderiyordu. Bu şekilde mesajlaşarak 10 şarkılık bir albüm yaptık. Vokal kayıtlarım ise İstanbul’da profesyonel stüdyoda yapıldı ve kayıtları tekrar mix-mastering için İngiltere’ye gönderdik. İkinci neden ise mix-mastering alanında İngiltere’nin dünyada 1 numara olması…Türkiye’de yapılan albümlerin çoğu mix-mastering için İngiltere’te gönderiliyor. Aynı marka gitarla aynı şarkı iki farklı müzisyenden dinlediğinizde nasıl farklı geliyorsa, mix-mastering’te de bu fark inanın o kadar hissediliyor. Profesyonel bir albüm yapmak istedik ve sonuçtan çok memnun kaldık.

Albümde geçmiş rock müziğinin izlerini görüyoruz. Kimleri dinlerdiniz, kimlerden esinleniyorsunuz diyebiliriz?

Çocukluk yıllarımda Barış Manço, Cem Karaca, İlhan İrem, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Erkin Koray ve Moğollar dinleyerek bir anlamda rock müzikle tanışmıştım. Örneğin Zülfü Livaneli’nin “Herşey Satılık” şarkısı bence Türkiye’de yapılmış en iyi Anadolu Rock şarkılarından birisidir. Öğrencilik yıllarımda; Bulutsuzluk Özlemi, Yaşar Kurt ve Haluk Levent ile bir ara geçiş oldu. Daha sonra ise The Cranberries, Scorpions, Metallica, Guns’n Roses, Aerosmith ve Nirvana dinlemeye başladım ve hala da dinliyorum. Günümüzde maalesef artık bu grupların kullandığı sound yok... Tüm dünyada Rock müzik sound olarak çok yumuşadı. Hele Türkiye’de bence bu durum çok yanlış anlaşıldı. Birkaç istisna grup dışında artık rock müzik yapan rock grubu kalmadı. Hepsi ya pop ya da arabesk söylemeye başladılar. Adları rock grubu ama müzikleri maalesef artık öyle değil. Biz albümü yaparken bu konuda üzerimizde çok baskı hissettik ama hiçbir zaman ticari kaygı gütmedik. Yapmak istediğimiz müziği yaptık ve yukarıdaki saydığım tüm rock gruplarının kullandığı klişeleri kullandık. Örneğin bizim şakılarımızda mutlaka elektro solo var, nakaratlarda distortion ve drive’lar var. Her şarkımızda kendine has gitar riff’leri var…”Artık bunlar kalmadı” diyenlere inat 90’ların gümbür gümbür rock müziğini doyasıya dinleyebilecek ve çoğu şarkımızın bazı kısımlarını yukarıda saydığım gruplara benzeteceksiniz. Ben bu albümü “tek düzeye düşen ve artık hep kendini tekrarlayan rock müzik camiasında saygınlık uyandıracak bir eskiye dönüş hareketi” olarak yorumluyorum.