Bu Avrupa o Avrupa…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

1990’lı yıllar Türkiye sokaklarında ölümün kol gezdiği yıllardı. Askeri bir darbenin ardından, hâlâ onun hukuku hüküm sürerken, bir yanda toplumun demokratikleşme çabaları öte yanda devletin derinlerinden bu çabalara yönelen şiddet vardı. Güneydoğu’nun sokaklarında ölüm kol geziyordu; her Nevruz onlarca ölümdü. İnsanlar ya satırlara hedef oluyordu ya da görünmez kurşunlara.

7 Mart 1990’da Çetin Emeç’in katlinden 21 Ekim 1999’da Ahmet Taner Kışlalı’nın katline kadar geçen 10 yılda tam 45 gazeteci öldürüldü. Kürt gazeteciler hep namlunun ucundaydı. Kaçırılanlar, işkence edilenler, bürolarında bombalar patlayanlar…

İşte o yıllarda, 1996’da, Türkiye kurucusu olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından denetim sürecine alındı. AKPM bir ülkeyi denetim sürecine “iyi niyetle” alıyor. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından Avrupa standartlarını yakalamasına yardımcı olmak için!

O “iyi niyet”in tercümesi şu: Siz insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından insanlığın bugün geldiği noktanın gerisinde, Avrupa standartlarının uzağındasınız. Avrupa’nın bir parçası olabilmek için öncelikle demokrasinizin o standarda yaklaşması lazım!

Bu tercüme, geldiğiniz yere bakılarak, hazmedilir bir şey olabilir. Yıllar süren bir diktatörlükten çıkıyorsunuzdur, misal 40 yıllık Franco iktidarının ardından demokrasiye geçmeye çalışan İspanya gibi. Hadi sizi izleyelim, denetleyelim derler, anlarsınız.

Türkiye o aşamayı 2004’te geçti. İktidarda bugünkü gibi AKP ve hükümetin başında da şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan vardı. “Çok şey yaptınız demokratikleşme yolunda, siz artık kendiniz gidebilirsiniz” dedi AKPM. Öyle diyerek, AB’ye tam üyelik yolunu açan müzakerelere de kapı araladı.

Hatırlarsınız, müzakere tarihi alınca gündüz vakti Kızılay’da havai fişekler atılırken, halka yakında tam üyelik müjdesi veren de Erdoğan ve AKP’ydi.

2004’te Türkiye denetim sürecinden çıkarılınca da, tıpkı şimdi olduğu gibi açıklamalar yapılmıştı!

Başbakan Erdoğan, “Bu çok çok önemli bir adımdır, çok önemli sonuçtur. Şu ana kadar verilen emeğin, yapılan mücadelenin olumlu bir neticesidir” demiş, AB’den müzakere tarihi almak için en önemli eşiğin aşıldığını söylemişti.

Avrupa reformları övüyor, Ankara’da ağızlar kulaklara varıyordu!

Dışişleri Bakanlığı da, 22 Haziran 2004’te, denetimden çıkarılma kararının hemen ardından bir yazılı açıklama yapıp; “Türkiye’nin 1996’dan bu yana tabi tutulduğu denetimden çıkarılması, ülkemizin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında Avrupa Konseyi standartlarına uygun biçimde yükümlülüklerini yerine getirdiği anlamını taşımaktadır” demişti.

AKPM Türk Heyeti Başkanı AKP’li Murat Mercan’a göre, karar “Bütün sorunların çaresinin demokraside yattığını” gösteriyordu. “Türkiye’nin AKPM’nin denetim sürecinden çıkarak, insan hakları alanında sınıf atlaması”ydı. “Türkiye’de yapılan reformlar, AKPM’de yapılan tartışmada başımızın dik olmasını sağladı ve elimizi kolaylaştırdı. Türkiye’de iyi işler yapılırsa bunun burada yansımasını da görüyoruz” demişti Mercan.
Türkiye, aynı siyasi iktidarın yönetiminde şimdi bir ilki gerçekleştirerek, denetimden çıktıktan ve AB ile müzakerelere başladıktan sonra denetime alınan ilk ülke oldu!

Avrupa’nın ve AB yolculuğunda AKP’ye güvenen liberallerin alkışları ve desteği ile bugünlere geldi Türkiye.
90’lardaki en fazla gazeteci öldürülen ülke unvanını şimdi en fazla gazeteci hapseden ülke unvanıyla değiştirerek. Yargısı, referandumu “güvenilmez” bir ülke olarak anılmaya başlanarak.

“AKPM kararı tümüyle siyasi. Tanımıyoruz. İstedikleri kadar bu kararı alsınlar. AB konusunda 2-3 yıl daha oyalarlarsa yapacağımız tek şey millete gitmek.” Bugün denetime alınınca bunları söyleyen, dün denetimden çıkarılınca, “Bu çok çok önemli bir adımdır, çok önemli sonuçtur. Şu ana kadar verilen emeğin, yapılan mücadelenin olumlu bir neticesidir” diyordu.

Doğru aslında, tıpkı dünkü karar gibi, bu da “yapılanların neticesi”!

Bu Avrupa da o Avrupa; dün alkışladığınız ve sizi alkışlayan!