Bu haritadaki kan izlerini silmenin tek bir yolu var
Bülent Mumay Bülent Mumay

Yeni yılın ilk saatlerindeki alçak saldırı, 2017’ye ilişkin umut kırıntılarını da sildi süpürdü. Ama muhtemelen en çok hasar alan “birlik” duygumuz oldu.

Katliam sırf bir eğlence yerinde, yılbaşı gecesi yaşandı diye ölümlere neredeyse alkış tutanların yaşadığı bir ülkede, nasıl bir arada yaşayacağız? Devlet büyüklerine en ufak bir eleştiriyi, hatta laiklik savunusunu gözaltı ile cezalandırırken, kentimizde yaşanan katliamlara sevinenlere yargımızın soracağı bir soru yok mudur? Üstelik Başbakan ve Adalet Bakanı, sosyal medyadaki bu aşırılıklara izin verilmeyeceğini söylemişken, hâlâ katliam seviciliği yapanlara dokunmamayı nasıl açıklayacağız birbirimize?

Evet, saldırı sadece yaşam biçimine yönelik değil. Çok boyutlu ve hasarını birçok katmanda hissettiğimiz bir katliam yaşadık. Ve evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kirli oyunu kenetlenerek yeneceğiz” formülü de doğrudur.

Ama nasıl kenetleneceğimizi söyleyin bir de Allah aşkına. Sürekli düşman üreterek, bizim gibi düşünmeyenleri karşı safa iterek, başka türlü yaşama tahammül etmeyerek nasıl kenetleneceğiz? Noel Baba’ya silah dayayanları, yumruklu afiş asanları gülerek izleyecek miyiz? Yılbaşı kutlayanları devletin Diyanet’i aracılığıyla “değerlerimizle uyuşmayan gayrimeşru davranışlar içinde” olmakla suçlayarak mı kenetleneceğiz?

Gazetecileri terörist diye hapse tıkmak, memleketteki terörü bitirmiyor. Katil elini kolunu sallayarak gezerken, karanfil bırakanları gözaltına almak da..

Bir duygu bir toplumda yoksa, o toplumun dilinde de karşılığı yok diye biliyorduk. Ama belli ki Almanca’dan dünya dillerine yayılan “schadenfreude” fiili artık bizim lügatimize de girecek. “Başkasının acısından mutlu olmak” bizim dilimizi de kirletecek.

Buna engel olmanın tek yolu, ortak acılara birlikte karşı çıkabilmek. AFP’nin geçtiği ve Cumhuriyet’in dün yayımladığı Türkiye’deki katliamlar haritasına yeni acılar eklenmesini ancak böyle önleyebiliriz.

TBMM’nin CHP’li Başkanvekili Akif Hamzaçebi’nin dünkü açıklamasındaki gibi, “Bu yası hepimiz tutarsak, terörü yeneriz.”

bu-haritadaki-kan-izlerini-silmenin-tek-bir-yolu-var-228819-1.ABD hem istihbaratını verdi hem de katliam yaptı, öyle mi?

Hükümete yakın gazetelerin birçoğunda, saldırının arkasında ABD ve Avrupa parmağı olduğunu ima eden cümleler vardı. Kimisi küçük bir başlıkla, kimisi satır arasındaki bir ifadeyle saldırının Türkiye-Rusya yakınlaşmasını hedef alan bir Batı operasyonu olduğunu yazıyordu. En net suçlama Akit ve Aydınlık gazetelerinden geldi. İki gazete de manşetten Reina’da yeni yıla giren 39 kişiyi ABD’nin öldürttüğünü yazıyordu. Böyle bir katliamın arkasında elbette dış güçlerin desteği, motivasyonu olabilir. Ama dün neredeyse her gazetede okuduğumuz kadarıyla ABD, İstanbul’da eğlence yerlerinde saldırı olacağını haber vermemiş miydi? Hatta İçişleri Bakanı Soylu da bu yönde bir istihbarat aldıklarını doğrulamamış mıydı?
Komplo teorilerine tamamen karşı değilim. Bu tarz meselelerde her türlü olasılığın da geçerliliğini kabul ederim. Ama, İstanbul’da saldırı olabilir diyen ABD’nin katliamın arkasında olduğunu iddia etmek biraz tuhaf değil mi?
Buradan da yeni komplo teorileri üreteceklere küçük bir uyarı. Az uzakta yapın, olur mu?

bu-haritadaki-kan-izlerini-silmenin-tek-bir-yolu-var-228820-1.#GazetecilikSuçDeğildir’in İngilizcesi

Dünyanın en etkili gazetesi olarak New York Times’ın adını anarsak itiraz eden olmaz sanırım. Ederse de, saygıyla karşılarız.

Her neyse efendim, bu gazete Türkiye’ye ilişkin bir karar aldı. Daha önce Irak, Suriye, Afganistan gibi kriz bölgelerinde uyguladığı “anonim imza” uygulamasını Türkiye için de hayata geçirme kararı aldı.

Artık Türkiye’den haber yapan yerel muhabirlerinin adını yazmak yerine, güvenlik endişesiyle haberin altına “New York Times çalışanı” diye anmaya başladılar.

New York Times’in bu kararında, Wall Street Journal Türkiye Temsilcisi Dion Nissenbaum’un 3 gün gözaltında tutulmasının ne kadar etkisi var bilmiyoruz. Ama ortaya çıkan sonucun memleketin imajı açısından hayırlı olmayacağını gayet iyi biliyoruz.

Havuzun paralı askerlerine Rumence yanıt

Havuz medyasına dokundukça, paralı askerlerin patronlarına şirin görünmek için ekranlarda tehditler savunmalarına alıştık. Tümünü mahkemeye verdim, hatta paralı askerlerden biriyle ilgili şubat ayında mahkemeye zorla getirilme kararı bile çıktı. Bakalım, emniyetimiz yargının bu kararını uygulayacak mı...

Yalnız anlamadığım bir şey var. Yargımız, ekrana çıkarak kendilerinden rol çalanlar hakkında bir şey yapmayacak mı? Canlı yayında, “Şunu asın, şunu kesin, bunu tutuklayın” talimatı verenler, TCK’nin yargıyı etkilemek suçunu düzenleyen 288. maddesini ihlal etmiyorlar mı?

Bir de küçük not… Türkiye’nin efsane teknik direktör Lucescu’dan ilk kez duyduğu Rumen atasözü vardı. Onunla bitirelim... Paralı askerler dilediklerini yazsınlar, canlı yayında diledikleri tehditleri savursunlar:
“Köpekler istedi diye atlar ölmez.”

E “günah işleme özgürlüğü”ne ne oldu?

Noel ile yeni yıl arasında 1 hafta olmasına rağmen iki kavramı kasten birbirine karıştıranlar... Niyetiniz, yeni yılın gelişini kutlayanları Hıristiyan olmakla suçlamak. “Tarihi” bir yalanla milyonlarca insanı büyüüüük bir günah işlemekle suçluyorsunuz.

Yahu, velev ki günah işliyor bu insanlar. Öncelikle size ne? İkincisi, bir zamanlar sımsıkı sarıldığınız “Günah işleme özgürlüğü”ne ne oldu? Hani mesele ayakkabı kutuları olunca bu özgürlük... Kuruyemiş yiyip iki kadeh atınca günah işleme özgürlüğü yok mu?

Söyleyin de bilelim... “Günah işleme özgürlüğü”nün sınırları kime ve neye değince sona eriyor...

bu-haritadaki-kan-izlerini-silmenin-tek-bir-yolu-var-228821-1.Habertürk

Sizin 1 Ocak’ta aldığınız gazete, diğer günlerden farklı olarak epey erken basılır. İki gerekçesi vardır, lojistik sıkıntı ve Milli Piyango sonuçları. Gazeteler, Milli Piyango için matbaa makinelerini boş tutarlar, gece yarısında büyük ikramiye belli olduktan sonra on binlerce ek tiraj getiren bu özel ilaveyi basabilmek için.

Tam da böyle bir gecenin ilk saatlerinde meydana gelen katliam, bu yüzden ertesi günkü gazetelerde, yani 1 Ocak sayısında yer alamadı. 01.15’te meydana gelen ve saat 02.00’den sonra netleşen bu faciayı okurlarına aktarabilmek için çaba harcayan tek gazete Habertürk oldu. Tabii ki kendi matbaaları olması sayesinde.

Milyonlarca dolar yatırım yapıp Türkiye’nin dört bir tarafında matbaası olan diğer büyük grupları sollamayı başardılar.

Eğriye eğri, doğruya doğru. Habertürk, bu prestij yıldırım baskısıyla fark yarattı.