Bu hikâye mavi biter mi?
24.12.2017 11:25 BİRGÜN PAZAR
Ortaokul ve lise, arkadaşlık ilişkilerinin belki de en saf ve temiz olduğu zamanlardır. Hiç bozulmayacakmış gibi kurulan dostluklar, kimi zaman ailenin kimi zaman en sevilenin yerine geçen paylaşımlar, “en gizli” olduğu düşünülen sırları kimin daha sıkı sakladığına göre belirlenen “kankalık” seviyeleri…

Duygu Ergün

Bir yol, yolculuk hikâyesi…

Yılmaz Güney’in senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Sürü’yle ilgili olarak, yakın tarihte filmi birlikte izlediğim bir arkadaşım şu yorumu yapmıştı: Tren yolculuğunu konu edinen bir filmden birçok hikâye çıkabilir. Konuşmamızın üzerinden çok geçmeden, tren yolculuğun anlatan bir filmi izleme şansı yakaladık: İşe Yarar Bir Şey.

İşe Yarar Bir Şey, Başka Sinema organizasyonuyla gösterime giren filmlerden biri. Senaristliğini Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı üstleniyor. Adının hakkını “Niçin avukat oldun?” sorusuna “İşe yarar bir şeyler yapmak için,” diyerek veren film, İstanbul’dan İzmir’e gitmekte olan Mavi Tren’de onlarca hikâyesi olan insanlardan ikisinin hayatına odaklanıyor. Ve bu ikili bize, kendi bakış açılarıyla, kendi duygularıyla yoğrulan fakat nihayetinde bizim hâkim olduğumuz bir sinemasal anlatı sunuyor. Film kısaca, tren yolculuğunda tanışan avukat Leyla ile hemşire Canan’ın, kendi ölümünü gözleyen Yavuz ile kesişen hikâyelerini konu ediniyor. Fakat uzunca anlatmak gerekirse, cama yansıyan her siluette, Leyla’nın pencerenin ardından baktığı her karede, Canan’ın içinde yaşadığı her çelişkide, Yavuz’un aklındaki her soruda biz izleyicileri de peşine katarak gündelik yaşamın içerisine çeken bir film olduğunu söyleyebiliriz; ve “Son Akşam Yemeği”yle birlikte eski dostların acı tatlı anılarını alıp günümüze getirdiğini…

Eski dostlara dair
Ortaokul ve lise, arkadaşlık ilişkilerinin belki de en saf ve temiz olduğu zamanlardır. Hiç bozulmayacakmış gibi kurulan dostluklar, kimi zaman ailenin kimi zaman en sevilenin yerine geçen paylaşımlar, “en gizli” olduğu düşünülen sırları, kimin daha sıkı sakladığına göre belirlenen “kankalık” seviyeleri… Hepsinin ardında ise aynı temel kavram var: saflık. Kendilerinin uygulayıp uygulamadıklarından asla emin olamadığımız, ama defalarca kez, anne, baba ya da öğretmenlerce salık verilen doğruluk, dürüstlük, saygı ve sevgi kavramları. İşte tüm bunların pratiğini arkadaşlarımız üzerinde yapabiliriz. O yaşlarda mühim olan insanlıktır; siyasi görüş farkının belki de hiç yeri yoktur ahlaklı bir dostun yanında. Fakat gözümüzü açıp, doğruluk ve dürüstlükten kendi bakış açımızla dem vurmaya başladık mı değişir dünya. Kimimiz sağa, kimimiz sola derken ortada koca bir boşluk kalır dostluktan. Farkında olmayız, bilerek yapmayız, önceden planlamayız belki ama o birlikte anlamlandırdığımız doğruluk, siyah ve beyaz kadar zıtlaşır zihinlerimizde. Nice zamanı birlikte geçirdiğimiz dostlarımız yine zamanla ayrıştıklarımız olur. Fakat içteki vefa hep kalır; yılda bir kez de olsa görüşme isteği; olsa da olmasa da…

Laf lafı açar…
Peki, 25 yıldır görüşmediğiniz arkadaşlarınızla bir akşam yemeğinde buluştuğunuzda neleri değişmiş olarak bulursunuz karşınızda? Bu sorunun cevabını filmin son sahnelerinden yeteri kadar alıyoruz. Yetmediği, yetemediği yerde ise aklımıza Yıldız Silier’in karşılaşmalar masalı olarak kaleme aldığı Kökler, Çarklar ve Bulutlar kitabı geliyor.
Kitap, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Yıldız Silier’in Yordam Kitap tarafından yayımlanan bir çalışması. Bu çalışma aynı zamanda yazarın özgürlük, mutluluk ve adalet üzerine kurguladığı üçlemesinin1 son kitabı. Kitap üç kısımdan oluşuyor: “Kökler, Çarklar ve Bulutlar”, “Türkiye’den Karşılaşmalar” ve “Diğer Yazılar”. Kitabın filmle bağlantı kurduğumuz “Türkiye’den Karşılaşmalar” bölümünde ilkokul mezuniyetlerinin 30. yılı için bir araya gelen beş arkadaşın sohbetleri üzerinden memleket meselelerine değiniliyor. Laf lafı açıyor, o laflar başka lafları...

Bir insanın aynı okul sırasını paylaştığı arkadaşlarına nasıl yabancılaştığını somut bir biçimde anlatıyor satırlar. 30 yıl sonra karşılaşan bu arkadaşların çoluk çocuklarının fotoğraflarını gösterme, mutluluklarını anlatmalarından ziyade dünya görüşlerindeki farklılaşma aktarılıyor. Neşeyle ve muzipçe başlayan sohbetler arkadaşı Hakkı’nın çektiği belgesellerin çiçek, böcek konulu değil de Türkiye’de ırkçılık, milliyetçilik ve ayrımcılığın tarihiyle ilgili olduğunu öğrenen Ahmet’in öfkesiyle devam ediyor. Ve ilk ayrım burada başlıyor: “Buz gibi bir hava eser, herkes sessizleşir.” Bu tepki yabancı değildir hiçbirimize. Çünkü aynı ayrımı yaşadık; çünkü bizlere sınıf arkadaşımızın Kürt ya da Ermeni olduğu öğretildi, namus ve kadın düşmanlığı öğretildi, dindar bir nesil olmak öğretildi… Suya sabuna dokunmadan yaşamak öğretildi… “Biricik olma”, kendinden başkasını görmeme öğretildi… Fakat gören gözler, yazan kalemler, anlatan bakışlar, nicelik olarak her ne kadar gittikçe azalsa da, artan bir nitelikle her zaman var. Yıldız Silier de nitelikli artış içerisinde yer alan isimlerden ve bu kitabıyla adeta hafızalarımıza hareket kazandırıyor. Figen’in memleket meselelerine olan hassasiyetiyle son zamanlarda yaşanan katliamları, öldürülen kadınları, adaletsizce yaşadığımız düzeni hatırlıyoruz. Cem’in laiklik üzerine vurgusuyla haklılaşıyor taleplerimiz ve Ahmet’in milli birlik ve beraberlik için katlanılması gerekenleri sıraladığı an soğuyoruz, yine, gençliğimizden. “Durduk yere evlatlarının ya asker ya da gerilla olarak şehit olmasına hangi ana babanın yüreği dayanır,” diye soran Hakkı’ya “Terör örgütü propagandası yapmayı kes artık ey Allahsız,” diye cevap veren Mustafa’yla birlikte yerle bir oluyor “kankalık seviyemiz”. Silier, işte böyle bir ayrışmanın masalını sunuyor bize. Hayattan hepimizin farklı farklı nasiplendiği yönlerin masalını…

Bir tren ne kadar ileri gidebilir?
Bir tren, başlangıç noktasından hareketle, bir karşılaşmalar masalında son bulabilir. Kökler, Çarklar ve Bulutlar’ın bir bölümünü oluşturan bu hikâye, başka bir filmin sonunda benzer bir ayrışmayla karşımıza çıkabilir. Leyla, 25 yıldır hiç katılmadığı bir yemeğe gidiyor; lise arkadaşlarının geleneksel buluşma yemeğine... Filmde, şiirsel bir kadın olarak karşımıza çıkan Leyla’nın gözüyle 25 yıl evvel yaşanan ve espri konusu olan bir olaya, hâlâ, gülmekten gayri birbirlerinin hayatlarında başkaca yerleri, ortak bir paylaşımları olmayan bir grup arkadaşın buluşmasına şahit oluruz. Hayat akşam yemeğinde akarken dışarıda yaşananlar, yol, yolculuk, hayatta kalmak, kadın olmak, ölmeye karar vermek hepsi geçer gözümüzün önünden. Ve tren alabildiğine hikayeyle yüklenerek gidebildiği yere kadar hep gider; ve ilkokul arkadaşları bir daha hiç buluşmamak üzere ayrılır. Bize ise kitapları okuyup, filmleri izleyerek hayatı anlamlı kılan kesitler bulmak düşer.

Dipnot:
1 Üçlemeyi oluşturan kitaplar: Özgürlük Yanılsaması, Yıldız Silier, Yordam Kitap; 2006 Oburluk Çağı, Yıldız Silier, Yordam Kitap, 2010; Kökler Çarklar ve Bulutlar, Yıldız Silier, Yordam Kitap, 2016.