Bu iktidar bloku er geç çatlayacak
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Trump-Erdoğan görüşmesi, S-400 füzeleri, Topbaş’ın istifası, kronikleşen Almanya gerilimi, Barzani’nin referandum hamlesi derken her gün yeni senaryolar üretiliyor. Yandaş medya dahi Erdoğan’ın ABD ziyaretinden “Barzani’ye karşı ortak tavır”dan başka bir sonuç çıkaramadı. Bakmayın “dostum” nidalarına Amerikan hükümeti S-400 kartına rağmen iktidarın beklentilerinin hiçbirini karşılamış değil. Üstüne üstlük bizzat AKP Genel Başkanının hazır bulunduğu törende Boeing’e 11 milyar dolarlık uçak siparişi verilerek ziyaretin bedeli ödendi. ‘ABD Türkiye’ye örtük silah ambargosu uyguluyor, biz de ekonomik ilişkilerimizi gözden geçirelim’ hamaseti buraya kadarmış!

Tezkere konusunda iktidarın aceleciliği Barzani’ye gözdağı vermekten çok iç kamuoyuna yönelik bir hamle. Erdoğan AKP içinde kaynayan kazanı savaş tehdidi ve “milli teyakkuz” üzerinden gözlerden uzak tutmak istiyor. İktidar yıllardır rantını yediği İstanbul’da belediye başkanını harcadı, başka belediyelerde de benzer işler yapacak fakat bunun arkasındaki çatışma konuşulmayacak! Revize edilmiş tezkere metni bir yandan Esad bahsinde iktidarın çekildiği noktayı gösteriyor diğer yandan da İdlip operasyonuna zemin hazırlıyor. Halep’ten çıkarılan cihatçıların üssü İdllip’e yapılacak askeri operasyon ancak Rusya ve İran’ın çizdiği sınırlar içinde mümkün. Operasyonun Afrin’e genişlemesi ise ABD’nin onayına bağlı. Hem Rusya hem de ABD farklı nedenlerle de olsa Türkiye’nin Suriye meselesinde daha önce yaptığı hataların bedelini sahada onu kullanarak ödetmeyi planlıyor. AKP ise bu taşeronluk görevinden “milli kahramanlık” devşirme amacında.

Dış politikada yapılan ve yapılacak hamleler, iktidar blokunu bir arada tutma stratejisinin bir parçası. Zaten epeydir dış politika yalnızca “içerisi” için yapılıyor. AKP Genel Başkanının yönetim tekniği, birbirleriyle olağan şartlarda yan yana gelmesi zor olan aktörleri kendi mevcudiyeti için ortaklaştırmaktan geçiyor. Bir tarafta Saray’ın çekirdek kadrosu, bir tarafta Fethullahçılardan boşalan alana yerleştirilen tarikatlar, bir tarafta Devlet Bahçeli ve de Perinçek grubu. Her biri arasında kimi zaman söz düelloları yaşansa da Saray etrafında hizalanmanın bahşettiği “ayrıcalık” onları çemberin içinde tutuyor. Saray’ı hem güçlü hem de zayıf kılan iç dinamik mevcut koalisyonun bu kırılgan yapısı.

15 Temmuz, iktidarın cemaat ve tarikatlara güvenini büyük ölçüde sarstı. Dini cemaatlerin Fethullahçılar kadar güçlenmesini istemiyorlar fakat onlara alan açmaktan da geri duramıyorlar. Zira bürokrasideki tasfiye sonrasında açılan tüm gedikleri kapatacak kadroları hâlâ yok. Şimdilik çözümü, Bakanlıkları tarikatlar arasında paylaştırmakta buldular. Cemaatlerin de Saray’a mutlak bir güven duymadıkları tahmin edilebilir. Ötesinde kendi aralarında da kanlı bıçaklılar. Şimdiki kompozisyonda iktidardan ne koparsak kârdır mantığı ile hareket ediyorlar ama eninde sonunda kavgaya tutuşacaklar. Bahçeli ise 15 Temmuz’dan bu yana aslen “stratejik” pozisyonlar için pazarlık yapıyor. Fakat sayısı azalmış takipçilerini tatmin eden Bahçeli’nin “devlet adına konuşma” imtiyazı. Örneğin MHP Genel Başkanı “Kerkük’e ya da Afrin’e girmekten” söz ederken kendi gücüne değil, Saray sözcülüğüne güveniyor.

Koalisyonun tetikçi güçlerinden Aydınlıkçılar ise ulusalcı zihinleri bulandırmayı sürdürüyor. Perinçek her fırsatta “Erdoğan Atatürk devrimine teslim oldu” derken aslında mevcut rejimin, o devrimin en güçlü ayağı olan laikliği yok ettiğini, gerici güçleri palazlandırdığını gizliyor. Bakmayın siz “gerici müfredat” yazılarına, Aydınlıkçılar için laiklik epeydir tali bir mesele.

Aydınlıkçıların Erdoğan’a atfettikleri “anti-emperyalist lider” yakıştırması miadı dolmuş Avrasyacı tezlerin kılıfı çoktandır.

Perinçek niye bunu yapıyor? Cevap basit; ordu içinde kendi nüfuzu altındaki bir kliği korumak ve ortak düşmanları yok etmek için. Tüm bu nedenlerle AKP kalemşorlarının ve Aydınlıkçıların komplo teorilerine karşı dikkatli olmak şart. Bu çevrelerin “Batı, Erdoğan’ı düşürmek için yapay krizler çıkaracak” tezi yalnızca Saray-devlet bütünleşmesine hizmet ediyor.

Şimdi geldiğimiz noktada ne AKP kurucuları, ne Davutoğlu ne de onun ekibi kaldı. Fethullahçı temizliği için getirilen eski İçişleri Bakanı Ala zamanında oluşan ekip bile dağıldı. Şimdi de Topbaş “sitemkâr” bir biçimde mecburen istifa etti. Saray rejimi, işte böyle bir rejim. Bu isimlerin tasfiyesi muhalefetin başarı hanesine yazılamaz şüphesiz. Fakat iktidar bloku içindeki çatlaklar muhalefete ilham verecek ipuçlarıyla dolu. Rejimin keyfiyeti norm haline getiren yüzü ve gerici karakteri artık ifşaya gerek duymuyor. Toplumda her katmanda öfke büyüyor. TEOG’tan tutun da okulsuz bırakılan öğrencilere, hata dolu ders kitaplarından müftülerden gelen skandal açıklamalara kadar her saldırı toplumun seküler kesimlerinde yeter artık dedirtiyor. Bu itiraz okullarda, sokaklarda örgütlenecek ve eninde sonunda tek adam rejimine dur diyecek.