Bu işin kazananı biz değiliz
EVRİM COŞAR BİLGİN EVRİM COŞAR BİLGİN

Türkiye’nin, Musul’da, koalisyon güçleriyle birlikte IŞİD’e karşı gerçekleştirilecek operasyondaki rolünün ne olacağı, 20 Ekim’deki ilk Paris toplantısından sonra, İsveç yazılı basınında birinci sayfalardan görülen haberler arasındaydı. Türkiye, geçtiğimiz temmuz ayından beri, İsveç basınında hem birinci sayfalardan hem de dış haberlerde kendine sıklıkla yer açıyor. Çoğunluğu “Hayırlara vesile olsun” dilekleriyle okunamayacak bu ilgi ve haber akışında, ekim ayına da damgamızı vuruyoruz.

Dagens Nyheter Gazetesi, Irak’ın lideri Haydar El Abadi’nin askeri saldırıların başlamasından iki gün sonra yaptığı açıklamalara yer verdiği haberinde, İbadi’nin “Musul’un kurtuluşunda Türk askerlerinin katılımına hiçbir koşulda izin verilmeyecektir” dediğini hatırlattı. Irak’ın bağımsızlığının biraz daha bozulmaması konusunda, İbadi’nin Türkiye’yi uyardığını duyuran gazete, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise Türkiye’nin bu operasyona katılmamasının söz konusu olamayacağı cevabını verdiğini yazdı.

İsveç basının, Musul’a ve Türkiye’nin IŞİD karşıtı operasyonlarda nereye kadar destek vereceği konusuna gösterdiği ilgi boşuna değil. Konunun sıcak haber sayılması dışında gazete editörlerinin ilgisi, bu hafta İsveç Parlamentosu’nda Irak’taki İsveç Askeri Birliği’nin görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağının oylanacak olmasına da dayanıyor. İsveç’in Kuzey Irak’ta Kürt peşmerge birliklerine askeri danışmanlık ve eğitim veren 35 askerden oluşan bir birliği var. Metro gazetesine göre bu sayının 70’e çıkartılması ve birliğin görev alanının Kuzey Irak’tan tüm Irak’a konuşlandırılması önerisi hazır. Parlamento bu hafta bunu tartışacak.

Durum böyle olunca Irak’taki bütün aktörler, İsveç basını için önemli oluyor. İsveçli kaynaklar, IŞİD’in milyonluk şehir Musul’dan çıkartılmasının haftalar veya aylar sürebileceğini belirtiyor. Musul IŞİD’den tamamıyla boşaltıldıktan sonra da hem Kürt peşmerge birliklerinin hem de Şii milislerin kentte üstünlük edinmek için mücadeleye gireceği duyuruluyor. Bu konuda Tayyip Erdoğan’a atıfta bulunuldu ve Erdoğan’ın “Mezhep çatışmaları olma riski var. Dengeyi garantilememiz için orada olmamız gerekiyor” sözleri hatırlatıldı.

Ortada işleyen bir Meclis olmadığı için, Erdoğan Türkiye’nin tek yüzü haline geldi. Türk Birlikleri’nin Başika’da Sünni milisleri eğittiği ve Erdoğan’ın ayrıca Kuzey Irak’ta “güvenli alanlar” kurmaya dair planlarının olduğu Musul’dan gelecek göç hareketini Türkiye yerine bu alanlarda durduracağı yazılıyor. Erdoğan’ın, Meclis’i tekrar çalıştırmayı ve ülkedeki demokrasiyi sağlıklı işler hale getirmeden tüm bunları yapabilmesindeki desteği aşırı milliyetçilerden aldığı yazılıyor. “Militan milliyetçiler” olarak tanımlanan bu gurubun, Musul’un bir zamanlar Osmanlı’nın merkezi bir şehri olmasından yola çıkıp şimdi bölge Türkiye’nin eline geçer mi hayalinin peşinde olduğu haber ediliyor.

Paris toplantılarıyla yaklaşık 20 ülkenin koordine etmeye çalıştığı saldırıda Türkiye’nin yeri dışında konuşulan bir diğer konu da Şii milislerin Suni sivil toplumuna saldırıları nasıl önlenebilir konusu. İsveçli kaynaklar, sadece Irak Ordusu’nun şehre gireceğinin söylendiğini ama Irak ordu üniformalı Şii milislerin rapor edildiğini duyuruyor. 1,5 milyon nüfuslu Musul’dan 3 bin ile 7 bin arasında IŞİD’in silahlı adamının şehirde olduğu tahmin ediliyor. Amerikan kaynaklarına dayandırılan bilgilere göre de IŞİD’in hardal gazı kullanacağı riski olduğu yazılıyor. Riskler, tahminler ve toplantılar sonrası Ortadoğu halkları yine ölecek, Türkiye bu karışıklıkta tek bir adamın eline kalacak, bu işin kazananı silah tüccarları olacak. Musul’dan IŞİD’i çıkarmak yetmiyor. Hazır Paris’te toplanmışken bunu da koordine eder misiniz lütfen.