Bu leşi gömmek lazım!...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

Suruç katliamı, uzunca bir zamandır yaşanan vahşetin bir başka yüzü. Suriye’de iç savaş 4,5 yıldır sürüyor. Savaşın vahşi yüzü Irak ve Suriye başta olmak üzere bu coğrafyada yer alan her ülkeye sıçrıyor. IŞİD taşeron çetesinin vahşeti ise burada başrol oynamakta.

Peki, bu taşeron çetesi nerelerden besleniyor?

İlk aşamalarda ABD, İngiltere, Katar, Suudi Arabistan, Irak içerisinde kimi aşiretler ve Türkiye’den... Ancak süreç içerisinde öyle şeyler yaşandı ki çetenin arkasında kala kala Katar, Türkiye ve birkaç aşiret kaldı.

Daha önceki yazılarımda da değinmiştim; yolsuzluk, hukuksuzluk ve insan hakları gibi konularda hem ülke içinde hem de uluslararası platformda suç dosyası bir hayli kabarık olan Erdoğan ve çevresi iktidarı kolay teslim edecek bir yapıya sahip değil. Zira biliyorlar ki teslim ettikleri noktada anılan dosyalar bir şekilde art arda açılacak. Açılmadığı durumda ise aleyhlerinde şantaj unsuru olarak kullanılacak. Yani kendileri açısından iki ucu b.klu değnek... İşte bu nedenle bir zamanlar Erbakan’ın iktidar değişimi üzerine ettiği, “kanlı mı, kansız mı?” söylemi Erdoğan ve çevresince pratiğe dökülme potansiyeli taşıyor.

Yine daha önce bu köşede sözünü ettiğim Erdoğan ekibinin milis oluşturma çabaları hakkındaki görüşüm, yaşanan olaylara bakınca, her geçen gün daha sağlam bir zemine oturmakta.

Erdoğan ve ekibi, Haşimi kozunun geri tepmesi ile Irak’ta arzularını hayata geçirememişti. Ardından Libya ve Mısır’da da hüsran yaşayınca elinde kala kala bir tek Suriye kalmıştı. Suriye’de ÖSO ve Nusra Cephesi ile istediklerini gerçekleştiremeyeceği açıktı, zira ortada daha disipliner bir yapı vardı. Bunun üzerine yönünü belli kurallara dayanmayan, disipliner olmayan, kolay bir araya gelip kolay dağılabilecek, rijit olmayan bir çete yapılanmasına, yani IŞİD’e döndü. Erdoğan ve ekibinin, ABD ile El-Kaide arasında arabulucu olduğu günler geride kalmış ve El Kaide IŞİD ile ipleri koparmıştı. IŞİD, AKP’ye AKP IŞİD’e giderek yakınlaştı. Bunda bazı Irak aşiretleri ve Haşimi’nin de rolü olduğu yadsınamaz.

Erdoğan ve ekibi, taşeron çeteye, silah ve mühimmat (en somut örneği yakalanan TIR’lar), lojistik destek (geçiş ülkesi oldu, ülke içinde hücrelere izin verdi, gıda desteği sundu) ve sıhhiye hizmetleri sundu (ilaç yardımı, ülke içinde tedavi vb).

İki yapı arasında zaman zaman sorunlar yaşansa da (rehine olayı gibi) işbirliği sürdürüldü. Zira her iki yapının da birbirine ihtiyacı uç noktadaydı. Ayrıca o derece pisliğe bulaşmışlardı ki isteseler de ayrılamaz durum da gelmişlerdi. IŞİD, başıbozuk yapısıyla, küresel güçlere sağlam bir müttefik olamayacağını gösterdi. Ayrıca her yöne saldıran vahşeti ile dünya kamuoyunda da tepki çekti ve yalnızlaştı. Erdoğan ve ekibi de Suriye gerçeğinde faydalanamayacağını anladığı taşeron çeteyi ülke içinde kullanmayı hedefledi. Daha önceleri Reyhanlı’da kullandığı taşeron çeteyi yakın geçmişte, Mersin’de, Adana’da ve Diyarbakır’da kullandı. En son kullandığı yer Suruç oldu. Ve süreç içerisinde de kullanmaya devam edecektir. Erdoğan ve ekibinin MİT’i gelecekte bu tür gözdağı ve kaos olaylarında köprü olarak kullanacağı görülmektedir. İstediği gibi bir koalisyon gerçekleşmezse, erken seçime yönelik altyapıyı oluşturma çabalarının örnekleridir yaşananlar. Kürtlere gittiğine inandığı oyları geri alma çabalarında bir çatışma ortamı senaryosu da olsa gerek...

Bütün bunlar aslında gözle görülen belirgin işler. Gün geçtikçe IŞİD taşeronu ile ilişkileri daha da belirginleşen Erdoğan ve ekibi şimdilerde başta havuz medyası olmak üzere bu işbirliğinin üzerini örtme çabaları içinde. Bu işbirliğini inkâr için çırpınan ve işbirliğine değinenleri suçlayan Numan Kurtulmuş’u izlerken aklıma Fransız lejyoner anekdotu geldi.

İngilizlerle Fransızların uzun süreli savaşlarından birinde, bir ateşkes molasında, Fransız siperlerinde iki asker konuşmaktadır. Gönüllü asker, lejyoneri (paralı asker) aşağılayarak söylenmekte; “Arkadaş sizi anlayamıyorum. Para için savaşıyor ve öldürüyorsunuz, bu nasıl iş?” Lejyoner; “ Peki, siz ne için savaşıyorsunuz?” Gönüllü bu soru üzerine coşarak; “Biz, şan, şeref, vatan…” diye bir sıra neden saymış. Lejyoner dinlemiş, dinlemiş ve gayet sakince söze girerek; “İyi ya kardeş, anlaşılan o ki, kimde ne yoksa onun için dövüşüyor.”

Bu anekdotu pek sever, sık sık anlatırım. Etrafımda kim ki, ne kadar şerefli biri olduğunu anlatıyor, hemen ihtiyacını anlarım. Kim ki ısrarla pisliğe bulaşmadığını anlatmaya çalışıyor, hemen kötü kokuları algılarım. Bugünlerde de ortalık leş gibi kokmakta... Bu leşi gömmek lazım...