Bu onların stad hikâyesidir
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Önce sokaktaki sahalarımızı elimizden aldılar.
Sonra futbol topumuzu elimizden almaya çalıştılar…
Zorlanınca “şaka-şaka” dediler…
Topu geri vermiş gibi yaptılar!
Baktılar top pahalı, o zaman “topu bize getirecek insanları yanımıza alalım” dediler…
Almak için de hiç yorulmadılar ve zorlanmadılar.
Paşa-paşa gittiler yanlarına…
Herkesin kendine göre bir hesabı, yaşamının bir maliyeti vardır!
Futbol ile ilgili bilgi sürecini tamamlayamamış tüm kişiler, birden futbol yönetiminin içinde ve dışında otorite oldular.
Futbol aracını onlara teslim ederek, paylarına düşebileceğe karşılık teslim oldular.
Ve…
Statlar propaganda aracı haline gelsin istendi.
Araç olmayanların yıkılması istendi.
Ayaklarımızın basamadığı çimin bedelini bize ödetip, kendi defterlerine kendi malı olarak kaydetmelerinin tarifi ancak topumuzu çalmaktan başka bir şey değildi.
Sonra topumuzu çaldılar;
Hem oyunun kurallarını değiştirdiler, hem sahanın içindeki ve dışındakileri esir aldılar…
Esaret öyle zorlanan bir dayatmadan ziyade, esaretin dayanılmaz çıkarının hafifliği karşısındakilerin, kendi maliyetleri doğrultusunda biat etmeyi ekonomik kazanç olarak kabul ettiler.
Bize stadlar yaptırdılar…
Futbolu araçsallaştırarak kendi propagandalarını yapmak için.
Bize ödettikleri stadın maliyetinin karşılığını vermediler…
Kendi çocukları çalışsınlar, kendi çocukları oynasınlar diye bizi göreve çağırdılar ki; hiçbir şekilde bizim irademizin karşılığına saygı göstermeden yaptılar…
Bizim vergilerimizle kendi gettolarını oluşturup, şehirdeki bize ait olan her şeyi ya esir aldılar, ya da yok ettiler.
Kendine karşı gördükleri takımın insanların statlarını yıkıp onlara bedel ödettiler.

O güzel insanları hiç hazmedemediler…
O insanların hani (!) seçilmiş başkanlarının, gene hani (!) isteği doğrultusunda, tüm anılarını içeren stadlarını kendilerine yıktırdılar. Ta ki karşı duruş sergileyen taraftarı pasifize edip, hatta yok edene kadar o stadın inşaatını bitirtmediler.
Ama…
Kendi gettoları içerisinde, bize yaptırdıkları stadları çarçabuk bitirerek, kendi miting alanlarına çevirerek açmaları ise bize artık manidar gelmesi gibi absürt bir duruma sahip değil.
Bizler, vergisini ödeyen ve aynı zamanda bedel ödeyen siyah insan modelindeki, düşüncelerinden dolayı siyah insanlar olarak var olma savaşının diyetini ödeyerek yaşamaya çalışan insanlarız.
Düşüncelerimize karşı ırkçı saldırıyı bir ilahi savunma mekanizması haline getirdiler…
Bizleri tribünlerde esir almak için sistem kurdular…
İkinci Dünya Savaşı’ndaki toplama kampındakiler gibi bizi damgalamaya çalıştılar…
Ama bizlere statlar yaptırmaya devam ettiler…
Onlar konuştu, onlar oynadı, onlar seyretti…
Ve ülkemin bir yanı yangın yeriyken; bizlere stadlar yaptırmaya devam ettiler…
Futbol oynamak isteyen, oyun oynamak isteyen 44 çocuk öldürülürken; bize stadlar yaptırmaya devam ettiler…
Biliyorlar ki; futbol bir afyondur.
Biliyorlar ki; toplumsal deşarj formülü ve topraklamanın en iyi alanı statlar ve futboldur.
Stadlar onlar için ayin alanlarıdır.
Tanrılar umursamasa bile…
Tanrıları bize düşman etmeye çalışmalarına rağmen…
…Ve tanrılara inat…
Oynanan futbolun acizliği onları hiç ilgilendirmedi, onların beklentisi futbolun kullanılış şekliydi, bunun karşılığını aldıktan sonra gerisini teferruat olarak gördüler.
Takımların ve ülkenin renklerinin kirlenmesi karşındaki acımız her geçen gün daha da yoğunlaştı.
Tüm renkler kirlendi.
Maalesef önceliği beyaza, sarıya, kırmızıya, laciverte ve yeşile verdiler…
Bizlere stad yaptırdılar… Onlar oynadı.
Bu onların hikâyesidir…