Bu sefer yapayalnızız ceza sahasında
ERAY ÖZER ERAY ÖZER

Bir+Bir dergisinin onunla 16 Şubat’ta yaptığı röportajı okudum şimdi. Onunla ve ‘Metin Kurt yalnızlığı’ adında bir şarkısı olan Kesmeşeker grubundan Cenk’le. Nasıl güzel konuşmuşlar, nasıl güzel anlatmış Metin abi.
Benim için abi oluşu çok yıllar öncesine ait bir telefon konuşmasından geliyor. Gazetedeyken şimdi hatırlamadığım bir haber için aramıştım. O anda Metin abi olmuştu zaten.
Hani bazı insanlar vardır, bir şeye inandıklarında o şeye dönüşürler. Zordur bu. Meşakkatlidir. Sadece içine girmen yetmez, üstüne giymen gerekir inandığın şeyi. Vicdan ister, cesaret ister, güzel ahlak ister.
Metin abi de öyleydi sanırım. Solcu değildi, soldu. Hayatta olup bitenleri ideolojisine göre yorumlamak gibi bir kaygısı olamazdı Metin abinin.
Hani solcusunuzdur, sosyalistsinizdir de, ne bileyim hayatın bir küçük noktasında çok renkli, çok zevkli, çok güzel bir şey sizi bir anlık da olsa inandığınız çerçevenin dışına çıkmaya zorlar. Küçük bir kaçamak gibi...
Metin abi için böyle bir şeyin olma ihtimali pek yoktu. Çünkü belli ki çok genç yaşlarda hayatı algılamasını sağlayan merceği, inandığı şeye göre yeniden tasarlamıştı. O mercekten herhangi bir bilgi kırıntısının inandığı şeyle çelişerek geçmesi mümkün değildi.
Metin abi hayatı inandıkları paralelinde algılamaya çalışmıyordu. Zaten başka türlü algılaması mümkün değildi. Belli ki hayatının bir döneminde başka türlüsünü unutmuştu, kendisine unutturmuştu.
Bedeli ne olursa olsun.
Bazen parasızlık. Ama en çok da yalnızlık.
Bir+Bir röportajının bir yerinde Kesmeşeker’den Cenk’i anlatırken kendi yalnızlığını nasıl algıladığını da sezdiriyor aslında:
“Cenk gibi arkadaşları gördüğüm zaman, heyecanlanıyorum, samimi söylüyorum, “vay” diyorum, “yalnız değilmişiz, yalnızlıkta yalnız değilmişiz hiç olmazsa.” En azından, yanlış değilmişiz, yanlış olmadığımız için yalnız değiliz. ”
Metin Kurt bu ülkede futbol düzeninin kendisine topyekün karşı çıkan ilk futbolcuydu. Zaman içerisinde bu öylesine bir karşı çıkışa dönüştü ki, geldiği noktada artık futbolun, yani oyunun kendisi de bu karşı çıkıştan nasibini alır olmuştu.
Metin abi futbola inanmıyordu. Galatasaray’daki, Milli Takım’daki parlak kariyeri boyunca doping yaptıklarını, şikenin her zaman söz konusu olduğunu, kurumları ve aktörleriyle sistemin bir parçası olan futbolun sistemden bağımsız olarak düşünülemeyeceğini söylüyordu.
Onun için futbol ancak bir arsada oynandığında oyun olabilirdi. Futbol arsanın dışında ‘endüstrileşmiyordu’, bunun ötesinde sistemin kendisine dönüşüyordu.
Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı sistemin, yani futbolun gadrine uğrayanların hakkını aramak için kurmuştu. Malzemecisinden, masörüne...
64 yaşında kaybettik Metin abiyi.
Bütün iyi şeyler gibi Metin abi de çok uzun kalmadı aramızda.
İyi şeyler genelde az olur, biliyoruz ama, Metin abi tekti.
Kesmeşeker’in şarkısında söylediği gibi bir ömür boyu ceza sahasında yalnızdı.
O varken, bizim de ‘yalnızlıkta yalnız değiliz hiç olmazsa’ deme şansımız vardı.
Şimdi sahiden yalnızız ceza sahasında...