Bu soru için vaktiniz var mı?
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Sevdiklerinizle şu sıcak yaz günü, biraz tatil, biraz eğlence için yola koyulabilirsiniz. Akşam yola çıkmayı yeğlediniz diyelim ve yollar tenha. Yolda müziği açmış, tatlı sohbete dalmışken, ardınızdan gelen aracın iyice size sokulduğunu fark etmeyebilirsiniz. Birkaç selektör tacizi, derken küfürler, araç aniden önünüzü kesebilir. Siz daha ne oldu demeden, yumruğu yiyip, araçtan çıkarılıp, belirsiz bir geleceğe ve karanlığa yol alabilirsiniz.

Aileniz, dostlarınız ve sorumluluk sahibi insanlar birbirine şaşkın bakacak ve soracaktır: “X günlerdir nerede?”

Önce karakola başvuracaksınız, ardından savcılığa, basından yardım isteyeceksiniz belki, sonra sosyal medyada isyan, belki irkiltmek için yürekli birkaç kişiyle bir de oturma eylemi… Elimizde yanıtsız bir soru…

Yürüyüşe çıktığınız bir akşamüstü, memleket meselesinden, çevre sorunlarından da söz açtınız diyelim, söyleşerek ilerliyorsunuz. Yanınızda bir kulağın dikilip sizi dinlediğini fark etmeyebilirsiniz. Adımlarınıza kanca takan, karanlık kimselerin ayak seslerini de işitmeyeceksiniz elbette. Dostlara “iyi akşamlar” deyip, sokağınıza bir başınıza girdiğinizde, aniden ölgün lamba da sönecektir, talih bu ya! Biri kolunuza girince, daha dur diyemeden, kayıplara karışacaksınız.

Aileniz, dostlarınız hemen telefona sarılacak. Önce geç kaldınız diye sitem başlayacak, sonra mesele kavranacak telaş ve kaygı eklenecek duyguya, derken karakol, savcı, medya, eylemler. Ağzınızdan aynı kahırlı soru dökülecek: “Y günlerdir nerede?”

Daha ileri gidelim; evinizde pinekliyor, camdan dışarı seyrediyor ya da televizyona bakıyor olabilirsiniz. Günün herhangi bir saati olabilir, siz seçin… Misafir de beklemiyorsunuz. Kapı çalar. “Kim o?” diye sorarsınız, yanıt ya gelir, ya gelmez. İnsanın içine hemen düşmez bit yeniği… Dışarıdan siparişiniz yoktur, apartman görevlisi olamaz gelen, kurye olsa ses verir, belki yanlış uyarı veya bir şey sormak için gelen biri… Tanrı misafirine rastlanmaz 21.yüzyılda!

Kapıyı biraz merak ve tedirginlikle aralamaya çalıştığınızda içeri dolar karanlık adamlar. Daha tek soru sormadan, üstünüzü değiştirmeden, kimseye haber veremeden kendinizi sisli bir ortamda, yönünü kaybetmiş bulabilirisiniz. Ardınızda kalan şaşkın ve kederli bakışlar eşinizin, annenizin, çocuğunuzun olabilir.

Sonra aynı süreç: Karakol, savcılık, basın, sosyal medya, küçük eylemler ve derin unutkanlık. Dudağımızda aynı soru: “Z günlerdir nerede?”

Sıcak ve zalim gündemde, artık hiçbir acı tenimize derinden etki etmiyor. Görüntüler, sesler birbirine karışıyor. Bencillik çağının en büyük başarısı bu: Kalabalık içinde kayboluyor insan. Artık öylesine derin ve içinden çıkılmaz bir girdapta kayboluyor ki kişi, bir başkasını görmeye, varlığını duyumsamaya, kaygı duyup, özdeşleşerek paylaşmaya vakti ve mecali kalmıyor!

Böyle bir süreçte kayboluyor önce kimliğimiz, kişiliğimiz ve değerlerimiz. Bir de şımarıklık, kolaycılık, bencillik var. Komşu kapısı tıklandığından başını çevirme utanmazlığı meşru meselâ! Ya da yolda kaza sonrası yerde yatan birini çiğnemek haklı, e etraf kötü, kimin kim olduğu belli değil! Kapıya yeni bir kilit asmak, siteye bir güvenlik görevlisi daha eklemek, eve yeni bir alarm almak, insan karantinasına sokup kendini, iyice sığınak dediğin kurtarılmış bölgelere kaçmak, çözüm mü?

Hırsıza, katile önlem almak mümkün mü?

Memleket kayıplardan oluşuyor, hayalet insanlar ve ardından gözyaşı döken soluksuz yüzler. Duygu yok, düşünce yok. Sadece vahşice, birbirinin etini çiğneyerek yaşama tutunmak telaşında olan insanlar var!

Kendinizi bulmak için sormalısınız bugün soruyu:

Yarın, kapınız çalındığında, bilmem kime hakaretten gözaltına alındığınızda ya da sosyal medyada bir paylaşımınız yüzünden kolunuza kelepçe takıldığında, üç kişi bir araya geldiğinizde sizi terör örgütü üyesi diye içeri tıkacakları zaman arkanızdan birileri ses versin istiyorsanız; olmaz demeyin, olur, sizi de bulur!

Bugün bir düşünün derim;

“Nerede kayboldum ben?”