Bu tablodan memnun musunuz?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Devlet, şiddetini, saray ressamlarına yaptırdığı tabloların janjanlı estetiğinde gizleyemiyor artık. Despotun başına her baktığımızda paramparça olmuş çocukların, kadınların ve erkeklerin bedenlerini görüyoruz. Ve kan sızıyor her tarafından

Saray duvarlarının çevrelediği tabloda bir baş gözünüze çarpacak önce; dikkatli bakın, ne görüyorsunuz? Başın ölü bedenlerle örüldüğünü fark ettiniz mi? Saray ressamı Arcimboldo’nun tabloları şaşırtıcıdır, aklınızı alır. Aslına uygun resmedilmiş onlarca nesneyi bir baş oluşturacak şekilde özenle bir araya getirmiş; sanatçının ustalığı karşısında şapka çıkarırsınız. Ve sizi öylesine etkiler ki ne olup bittiğini anlamadan otoritesine boyun eğebilirsiniz. Saf aklın aklımızı çelen bir bürokratıyla karşı karşıyayız. Tikel şeylerin bir bütün, bir baş oluşturacak şekilde bir araya getirilmesi hayranlık uyandırıyor ilk bakışta. Peki, benzer bir araya gelişi despot yaptığında yine hayranlık duyacak mısınız? Bağlamlarından, toplumsal ve ekolojik ortamlarından, ilişki ağlarından zorla koparılmış canlıların “bir”in dayattığı bir formun içine sıkıştırılması hiç de kansız olmuyor, biliyorsunuz. Devletin tarihi, katliamlar tarihidir. Arcimboldo’nun tablolarında gördüğümüz baş, devletin, despotun başıdır. Ve yakından baktığımızda, despotik bir rejime hapsedilmiş canlıları fark edersiniz, devlet aygıtının tutsaklarını. Bu canlılar, doğal ve yatay ilişki ağından koparılmış ve despotun başını oluşturmak üzere zorla bir araya getirilmiş kurbanlardır. Tıpkı bir etnik grubun ulus oluşturmak üzere öteki etnik grupları zorla kendi kimliği içine sıkıştırması ya da ayrımsız herkesin despotik rejimde mermer bir büste dönüşmesi gibi.

Emperyal tınılar

bu-tablodan-memnun-musunuz-112661-1.

Arcimboldo, saray ressamıdır. 1500’lerin ikinci yarısında Viyana’da Habsburg Hanedanına ve daha sonra II. Maximilian’a ve Prag’taki oğlu II. Rudolf’a saray ressamlığı yapmıştır. Arcimboldo sanatını emperyal bütünlükten yana kullanıyor; despotun gölgesinde yetişen sanat ve felsefe her zaman emperyal tınılar taşıyacaktır ve bu tınıları göz ardı edip bize sunulan şatafatlı başı hayranlıkla seyre daldığımızda tuzağa düşmüşüz demektir. Deleuze, “Felsefi söylem, nice dönüşümün ardından emperyal bütünlükten doğdu” derken, saf aklın bürokratları olarak filozoflardan bahsediyordu (Issız Ada ve Diğer Metinler, çev. Ferhat Taylan, Bağlam). Biz de saf aklın ressam bürokratını görüyoruz Arcimboldo da. Ama önemli bir farkla. Arcimboldo bir yandan tikel şeylerin zorla bir araya getirildiği emperyal başlar yaparken, öte yandan emperyal tuzakları da ifşa ediyor aslında, başımıza nelerin geldiğini, gelebileceğini, bütünün ne pahasına elde edildiğini. Bu açıdan tabloları birer iktidar analizidir. “Bir”in, iktidarın tikel nesneler için bir hapishane olduğunu ustalıkla gösterir bize. Doğal ortamlarında dışarıyla ilişkiler kurarak kendi oluşlarını yaşayabilecek tikeller başın içine kapatılmış ve dondurulmuştur. Deleuze devam ediyor: “Yunan şehir devletinde bile, felsefi söylem despotla ya da despotun gölgesiyle, emperyalizmle, kişilerin ve şeylerin yönetimiyle temel bir ilişki içindeydi.” Arcimboldo görsel felsefe yapıyor ve şeylerin despotik düzenini resmederken sanatsal söylemin emperyalizmle ilişkisini de gözler önüne seriyor.

Despotik bir estetik

Bu emperyal tabloların benzerlerine, 17. yüzyılda ortaya çıkan çiçek natürmortlarında da rastlıyoruz. Yine ayrı zaman ve mekânlara, bambaşka doğal ilişkiler ağına sahip bitkilerin çiçeklerini tek tek koparıp, despotik bir estetikle bu kez tek bir vazonun içine sıkıştırmışlar. Başın yerine vazonun geçmesi bir şey değiştirmiyor. “Bir”in despotik tavrı, yeryüzünün tüm farklarını kökünden sökerek kendi içinde aynılaştırıyor. Flaman Jan Brueghel’in çiçek natürmortlarında, çok farklı açma zamanlarına ve ekolojik ağlara sahip çiçekler despotik tavrın tek mekân-zamanına, yani iktidarın vazosuna sıkıştırılmıştır. Kendi ortamlarında sevinçle hoplayan çocukların, gövdelerinden koparılmış başları.

Devlet, şiddetini, saray ressamlarına yaptırdığı tabloların janjanlı estetiğinde gizleyemiyor artık. Despotun başına her baktığımızda paramparça olmuş çocukların, kadınların ve erkeklerin bedenlerini görüyoruz. Ve kan sızıyor her tarafından. Peki, bu tablodan memnun musunuz?