Bulut olmak vardı dünyada; güneşi gezmek
08.02.2018 10:26 BİRGÜN KİTAP
‘Salyangozlar, Sandalyeler, Bulutlar’ çocuk düşlerin umudunu taşımaktan ziyade, özgürlüğümüze, hayallerimize, kendimiz olmaya, içimize dönüp çoğalmaya dair büyük bir özlem barındırıyor içinde

Beril Erbil

Gökyüzüne ayaklarından asılı, oturma yeri bembeyaz bir bulut olan kırmızı sandalyeye misafir olmuş; durduğu yerden kafasını kaldırıp gözlerini buluta dikmiş bir salyangoz kitabın kapağında beni bekliyor. Bir tuhaflık var gökyüzünde. İki ton mavi birbirinden net bir çizgiyle ayrılmış; ufuk çizgisi desen değil, renk geçişi desen değil…

Arkasını çeviriyorum kitabın: “Ve birden bulut, bir kurşun külçesi rengini ve ağırlığını aldı düşüp kaldı ahırın ortasına boğuk bir sesle. Adamcağız ahırın ortasında bulutun ve oğlunun arasında kalakaldı. Açtı ahırın kapısını boğulmamak için, ayın ışığı aralık kapıdan sokuldu içeri. Çocuk ancak görmüş geçirmiş bir adamda görülebilecek bir vakarla çıktı ahırdan. İçeriden bir urgan aldı, yerde yatan bulutun ölüsünü hayvan pisliklerini temizlemek için yapılan kanaldan sürüyüp çıkardı evin önüne.”

Belli ki bulutlar, sandalyeler ve salyangozlar kahramanlaşacak kitapta. Kapağa tersten baktığımda sandalye mavi zeminli mavi duvarlı bir odada duruyor sanki. Gökyüzünü ayıran çizginin tabanla duvarı ayıran çizgi olduğu anlaşılıyor şimdi. Bulut sandalyenin oturma yerinde hâlâ; belli ki gerçekle düş karışacak bu kitapta…

Salyangozlar, Sandalyeler, Bulutlar; 2012 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü alan Deniz Karanfil’in şiirsel bir dille kaleme aldığı bir ilk öykü kitabı... Kitap geçen ay Can Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın içindeki on dört öykü kısa olduğu kadar yoğun.

Başlangıcını yazımın başına aldığım, Osip Mandelstam’ın şiirinden bir alıntıyla başlıyor kitap.

“… çok uzak bir bahçede sallandım
tahtadan bir salıncakla,
hâlâ hatırlıyorum ılık bir sis içinden
o yüksek, kara ağaçları.”
Çocukluğun salıncağından…
Böylece daha ilk sayfadan çocukluğun salıncağından bakmaya başlıyoruz dünyaya. Bu başlangıç çocuklarla, çocuklukta bir yolculuğa hazırlıyor okuru. Çocuk gibi düşünmek, hayal kurmak, düşleyebilmek öykülerdeki kahramanların en çok yapmak istediği şey belki de. Ancak her şey o kadar kolay değil, hayaller çocukluğa sıkışmış, yetişkinlerin dünyasına taşınamamış.

Büyümüşlerin evreninde hayallere yer olmadığı için onlar ya saf çocuk geçmişlerine özlem duyuyorlar ya da özlem hissetmeyecek kadar onu unutmuşlar. Öyle ki hayata anlam yükleme çabasında sınıfta kalanlar var. “Öğrendim, hiç kaybetmezmiş anlamsızlık.”

Yalnızlık derin…
Öykülere derin bir yalnızlık duygusu hâkim. Kimi zaman bir köyün kimi zaman bir kasabanın kimi zaman da bir şehrin yalnız, köşede kalmış, kenara itilmiş insanları bu öykülerin kahramanları... Hayal güçlerini bastırdıkça sıradan, mutsuz, ailesine ve çevresine yabancı, öç alan, mutlu olmayı beceremeyen insanlara dönüşmüşler. Kimi zaman kaçmayı kimi zaman unutmayı kimi zaman yalnızlıklarını başka yüreklerle başka bedenlerde yatıştırmayı seçiyorlar. Şaşırmıyorlar, aldırmıyorlar, yaşamıyorlar, yaşayamıyorlar.

Kalabalık yalnızlıklar, kalabalığın içindeki yalnızlık…
Salyangozlar, sandalyeler ve bulutlar da yalnız bu kitapta. Yazarın yalnızlık tariflerinden biri ‘Gece Gece’ öyküsünde:
“Dört direkle yükseltilmiş üzeri taze ağaç dalları, etrafı çullarla sarılmış bir barakanın ortasında çırılçıplak insanlar buldu. Neşeli, sarhoş ve şehvetliydiler. Birbirlerinin gövdesinde kıvrılışlarını, kaybolup dönüşlerini izledi. İçeri girdi bir köşeye geçip oturdu. Ne bir davet ne bir selam vardı, kalkıp çıkarmaya başladı üzerindekileri. Çırılçıplak olduğunda herkesi giyinmiş toparlanır buldu. Sonra teker teker çekip gittiler.”

Ölümün gerçekliği…
Ölüm öykülerde sık sık karşımıza çıkıyor. Cenazede, mezarda, ölmeden önce bırakılan bir mektupta ölüm ve yaşam ortaya konuluyor. Bu, insanın kendisiyle yüzleşme şansıyken görmezlikten gelinip bir kaçış da olabiliyor.

Çocuklara bahşedilen düşler…
Düşler çocuklara bahşedilir.

“Bulut olmak vardı dünyada; güneşi gezmek.”

Yetişkin olup düşlerde olmak pek de iyi karşılanmaz. Ancak çocuk için de yetişkin için de hayal gücü önemlidir; insanda nüvesini hissettirir. Bu nedenle ‘zamanın uçtuğu zamanlar’ı var kahramanların…


Salyangozlar, Sandalyeler, Bulutlar çocuk düşlerin umudunu taşımaktan ziyade, özgürlüğümüze, hayallerimize, kendimiz olmaya, içimize dönüp çoğalmaya dair büyük bir özlem barındırıyor içinde. Hayalleri yok sayanların, arzularını bastıranların, kendi kapanlarını yaratmışların dünyasında, özümüzü kaybetmemek için gereken gücü bulmamızı fısıldıyor bir yandan da…