Bundan sonra…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Referandum sonucunu şaibeli kılan o kadar veri var ki, meşruiyet tartışması hiç bitmeyecek. Şimdi, başta CHP olmak üzere, Hayır için çalışan herkesin ilk yapması gereken oyların hakkını sonuna kadar savunmak. Bu net!

Bu köşede, kampanya boyunca, referandum sonrası yapılması gerekenlere dair düşünce egzersizleri yapıldı: Ana fikri; “Gezi’den ve Hayır kampanyasından öğrenilenler harmanlanarak yeni örgütlenme ve mücadele biçimleri ortaya konabilirse, sonuç ne olursa olsun, kazanılmıştır” olan düşünceler…

Gezi ve Hayır kampanyası; hiçbir siyasi örgütle ilişkisi olmayan ama dayatılana itiraz eden ve herkesin eşit, özgür yurttaşlar olarak bir arada yaşadığı bir Türkiye isteyenlerin öne çıkıp ilk kez eylemli mücadeleye girdikleri konjonktürel “toplumsal hareketler”di.

Bu kesimlerden, ikna edilmesi gereken geniş toplum kesimleri (Evet diyen milyonlarca vatandaş) ile ilişki ve iletişim açısından öğrenilecek çok şey var. “Örgüt” olarak mücadele edenler, kodladıkları “karşı kitle” ile doğal bir etkileşime girmekte, hayatın olağan iletişimini kurmakta zorlanıyor. Muhataplarını “birlikte olunacak” değil “kazanılacak/yenilecek” bir kesim olarak görmenin diline hapsoluyorlar.

Hayır kampanyasında gözlemlediğim, “örgüt” olarak mücadele edenlerle aynı amacı paylaşsalar da onlarla buluşmamış, hatta onlara mesafeli, özellikle kadın ve genç “örgütsüz”lerin Evetçi/AKP’li vatandaşlarla rahat iletişim ve etkileşimleriydi.

Onlar, sandıklara sahip çıkma ve sandık başında birlikte oldukları “Evet/AKP” müşahitleri ile ilişki konusunda da aynı performansı gösterdiler.

Ankara’nın ezici çoğunluğu muhafazakâr/AKP-MHP’li olan bir mahallesinde Hayır gözlemcisi “örgütsüz” iki kadının anlattıklarını aktarırsam kendimi daha net ifade edebileceğim:

“İlk kez müşahit olmanın heyecanıyla sabah 6.30’da yola çıktım… Görevli olduğum üçüncü katta … boynunda kırmızı renkli kimlik kartı askısı taşıyan kirli sakallı otuzlarında bir genç var. … yaklaştım ‘Hangi partiden müşahitsiniz?’ diye sordum. ‘Bu partilerle ilgili bir oylama değil’ dedi. Güldüm, ‘Biliyorum dedim, sadece hangi partiyi temsilen burada olduğunuzu merak ediyorum’ dedim. ‘AK Parti ... Hayırlı olsun ama sonuç evet olsun’ dedi. Gülümsedim, ‘Hayırlı olsun ama sonuç Hayır olsun’ dedim. Hafifçe omzuna dokundum, geri çekilmedi. O da güldü, katta dolaşmaya başladık.”

“Sandık başkanımız bir Hanımefendi, emekli…, CHP’den atanmış. Hayri şoför, AKP’den görevli bir genç, çok saygılı. Bektaş Bey 55 yaşında, uzun yol taşımacılığı yapmış yıllarca... CHP görevlisi gelip sadece ona ve bana öğle yemeği bırakınca, ‘Diğer arkadaşlara bırakmayacaksan bana da bırakma’ dedi. … Daha sonra AKP’nin sandviçleri gelince Hayri de aynı tepkiyi verdi; ‘Hepimize bırakmayacaksan hiç bırakma.’”

“(AKP gözlemcisi) Saliha 35 yaşında başı kapalı bir kadın, 4. sınıfta okuyan bir oğlu var. Seçmen olmadığında güzel bir sohbet var aramızda. Ben çocuklarla çalıştığımı anlattım; Saliha’nın oğlunu davet ettim. Saliha beni işyerine davet etti. … Epey dost olduk, akşam sayımı bitirip çuvalı kapattığımızda el sıkışıp sarıldık vedalaştık. Biz bir grup güzel insan kendi içimizdeki güzelliği çıkarıp, birlikte güzel bir iş yaptık.”

“Sonuca üzüldüm mü? Hayır. Görevini tamamlamış bir insanın huzur ve memnuniyeti ile dolaştım tüm gün. Ve (AKP) düşüşe geçti… Zaman doğru zaman, üçlü eş başkanlıkla çalışacak bir yapılanma, içinde kadın lider mutlaka bulunduran bir yapılanma için doğru bir zaman.”

Toplumsal değişme için; 1) Kitle mobilizasyonunu temel alan barışçıl hareketler, 2) Sıkı örgütsel yapıların uzun soluklu mücadelesi ve 3) Karşı-kültürleri yaşayıp yaşatmak şeklinde birbirlerine mesafeli/tepkili üç temel yaklaşım olduğunu yazmış ve başarının ancak bu üç yaklaşım arasında köprüler kurulabildiğinde geleceğini ileri sürmüştüm.

Bundan sonra; o köprüler kurulabilir ve memleketin Evet diyen milyonlarca iyi insanıyla da iletişime/etkileşime girilebilirse referandumda çok şey kazanan Hayır, çok daha hayırlı gelişmelere kapı aralayabilecektir!