Bunların yaptığını Gestapo yapmaz
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

1965 genel seçimi öncesi TİP’in Kadıköy mitingiydi, İnci Gazinosu/Nikâh dairesi önündeki meydanda.


Miting bitti, vapur iskelesi önünden 5 numaralı otobüse bindim, Koşuyolu’na, evime gitmek üzere. Otobüs tenha, bir Cumartesi öğleden sonrası; en fazla 6-7 kişi var. Aaa, bir de baktım mahalleden tanıdığım Mehmet (Mehdi) ile Nevzat da otobüste. Onlar da mitinge gitmişler, özellikle de Çetin Altan’ı dinlemek için, benim gibi. Daha 17-18 yaşlarındayız; tamam, tanışıyoruz; ama, ne uzun boylu bir sohbetimiz var, ne de yakın bir arkadaşlık ve dostluğumuz.


İşte o gün, o otobüste birbirimizi keşfedip dost ve arkadaş olduk: Daha geçen hafta Nevzat aradı, Datça’dan; Mehdi uğramış yanına; benimle konuşmak istemişler. 50 yılı aşkın bir dostluk ve arkadaşlık; birbirinden habersiz, Çetin Altan’ı dinlemek üzere gidilen aynı bir miting üzerinden: Güle güle uyusun, Allah (varsa) rahmet eylesin.


Tahir Elçi’ye yapılan, büyük edepsizlik. Ancak, bize karşı yapılan daha da vahim: Terörizm; Türkçesi, teDHiŞçilik; yani, insanların ruhuna DeHŞet salarak, yapacağını yapmaktan, söyleyeceğini söylemekten çekinir, korkar, kısacası mefluç (felce uğramış) hale getirmeye yönelik olarak şiddet uygulamasında ve/veya tehdidinde bulunma; TDK sözlüğündeki karşılığı da, zaten ‘yıldırı’.


Ben aşağı yukarı 25 yıldır söyleyip yazıyorum: Yegâne eylem biçimi ve nihaî hedefi insanların yüreğine dehşet salmak olan bir örgüt modeli olamaz ki, ‘terör örgütü’ diye bir şey olsun, dolayısıyla PKK veya herhangi başka bir örgüt de, terör örgütü olarak nitelendirilebilsin. Terörizm, yani tedhiş, bir eylem yöntemidir ve de insanları dehşete düşürmeye yönelik ve ilişkin olmayan hiçbir eylemin terörle, yani tedhişle ilişkilendirilmesi, böyle bir ilişkilendirmede bulunanın, biz insanların yüreğine dehşet salıp, bizi yıldırıp sindirme peşindeki alçak bir terör ajanı olduğunu göstermekten başka hiçbir anlam taşımaz. Şöyle de söyleyebiliriz: Tahir Elçi’yi en yasadışı, en akıl almaz, en utanmazca mağduriyete uğratanlar ve de tabii ve esas olarak onlara bu cüreti verenler, en mükemmelinden teröristler, Türkçesi, tedhişçiler olup, Erdoğan rejimine en uygun düşen sıfat da tedhişçiliktir.


Ama, yine de “kahrolsun terör uzantısı HDP” ve de “yaşasın gazete basıp parti merkezi yakmayada kışkırtıcılık, örgütleyicilik ve önderlik eden kolektif sergerde”.


Bu lafları ettikten sonra, daha ne kadar şerefsiz olabilirim diye düşündüm; bayağı bir zorlandım; ama, sonunda buldum: Yaşasın Dilek’i vuran polisler ve de davaya gizlilik, haberleştirilmesine ise yasak getiren pek şerefli Erdoğan yargıçları.