Burak Yılmaz'ın çetelesi
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL
26 haftası geride kalan ligde 27 gol atmak göz ardı edilecek bir iş değil. Bundan çok değil 2 yıl önce Türkiye’de şampiyonluğa oynayan bir takımın forveti olup olamayacağı değil, futbolcu sınıfına sokulup sokulamayacağı tartışılıyordu. Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları onun takımlarına gelmiş en yeteneksiz forvetlerden birisi olduğundan bahsediyordu ve sırasıyla Manisaspor ile Eskişehirspor’a gönderilişinin ardından sevinç gösterilerinde bulunuluyordu. Dürüst olalım; Burak Yılmaz da bunları geri çevirecek hamleyi o yıllarda yapamadı. Manisaspor’da 2007-08 sezonunun ikinci yarısında forma giydiği 16 maçta attığı 9 golü bir kenara ayırırsak, 2006 yılında ayrıldığı Antalyaspor’daki performansının yanına geçtiğimiz sezonun başına kadar yaklaşamadı. Bu sezon ise Türkiye liglerinin gol kralı olmayı, son haftalarda bir futbol mucizesi olmazsa garantiledi gibi. Ancak halen futbolseverler arasında onun “büyük golcü” mü yoksa “iyi futbolcu” mu olduğu konusunda ve elbette “büyük maçlarda saklanan adam” rolüne büründüğü yönünde tartışmalar var. Biz bu tartışmalara açıklık getirecek bir kaç analiz yapalım.

Burak Yılmaz’ın bu sezon attığı 27 gol ligdeki 6 takımın toplam gol sayısından fazla ve 2’sine de eşit. Bu, onun neredeyse ligdeki takımların yarısının attığı gol sayısıyla yarıştığı anlamına geliyor. Trabzonspor için ise önemi daha da fazla. Bordo-mavililerin ligde attığı 48 golün 27’si ona ait ve bu da yüzde 57’lik bir rakama tekabül ediyor. Dahası Karadeniz ekibi, onun gol attığı toplam 16 maçın sadece 1’ini kaybetti ve bu da 2-1 mağlup oldukları Karabükspor deplasmanıydı. Bunun dışındaki 15 maçta 11 galibiyet 4 beraberlik aldılar. Burak gol atmadığında ise puan almaları çok zorlaşıyor. 26 yaşındaki oyuncu toplam 10 maçta golle buluşamadı. Bu maçlarda takımı 6 kez mağlup oldu (bunların 4’ünde gol dahi atamadılar), 2 beraberlik aldı ve sadece 2 kez kazanabildi. Bu 2 galibiyete baktığımızda olağandışı hadiselerin olduğunu görüyoruz. Halil Altıntop’un 90+3’te Gaziantepspor deplasmanında 1-0’lık galibiyeti getirdiği maç ve Giray Kaçar’ın kendini aşıp 2 gol attığı (2-1) Bursaspor maçı. Yani Burak suskun kalıyorsa, Şenol Güneş’in kazanması için şapkadan mutlaka tavşan çıkması gerekiyor. Tabii bu, yıldız oyuncusuna yapılan eleştirilerin de çıkış noktası. İstanbul takımlarıyla oynanan 3 maçta Burak ve dolayısıyla Trabzonspor gol atamadı. Oyuncunun Avrupa kupalarındaki toplam 9 maçta golü yok. Buradan, Burak’ın üst düzey maçların oyuncusu olmadığı tezi üretilebilir ama Trabzonspor üst düzey olmayan maçlarda dahi o sahneye çıkmadığında zorlanıyor dolayısıyla, maçları kolay hale getirenin de bizzat kendisi olduğunu söyleyebiliriz.

Burak için iç saha-dış saha ayrımı yapmayan bir golcü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 17 golü Avni Aker’de atarken 10 golü de deplasmanlarda kaydetti. Onun topu vücudunun sağına alarak, sağ ayağının içiyle yaptığı vuruş tipik bir Burak Yılmaz vuruşu. Bu vuruşu o kadar seviyor ki 27 golünün 6’sını ceza sahası dışından atmış bir oyuncu olarak, 18’in dışında iken bile sağ ayak içi plase vuruşuyla atılmış golleri var. Bunun bir sonucu olarak da attığı gollerin 20’sini sağ ayakla kaydetmiş. 7 golünü sol ayakla ağlara göndermiş ve fiziği güçlü bir oyuncu olmasına rağmen halen bu sezon kafayla attığı gol yok. Bu sebeple de duran top organizasyonu sonucunda attığı tek gol, bizzat onun kullandığı serbest vuruş sonrası Ankaragücü maçında geldi. Bu onun çok önemli bir eksiği. Geriye kalan 26 golünün 5’i penaltıdan, 3’ü de rakip defansın kaptırdığı toplar sonrası yapılan tek pas sonrası geldi. 18 gol ise Trabzonspor’un rakip sahada yaptığı hücum organizasyonları sonucundaki tek vuruşları veya topu alıp rakip kaleye inişi sonrasında atıldı. Bu, onun iyi bir hücum seti oyuncusu ve son vuruş adamı olduğunun göstergesi.

Peki gollerin skora göre dağılımı. Burak’ın 27 golünün 7’si maçların açılışını yapan goller. Ayrıca 3 tane de 0-0 dışındaki eşitliği bozan golü  var. Yani takımını öne geçirmek en sevdiği iş. Bu sayıyı farkı 2’ye çıkardığı 8 gol izliyor. Farkı 3’e ve daha fazlasına çıkaran 4 golü var. Takımı mağlup durumdayken 2 kez skora eşitliği getirmiş ve 3 kez de takımı 2 farklı mağlup durumdayken farkı 1’e indirmiş. Yani Burak skordan bağımsız olarak maçın içerisinde sürekli aktif ve oyundan düşmeyen bir golcü.

Maç dakikalarına eğilelim. En çarpıcı istatistik onun maçın ilk 15 dakikasında ortalarda görünmemesi. Bu bölümde hiç golü yok. Maçın ikinci 15 dakikalık bölümünde de 3 golü var. İlk devrenin son çeyreğine 5, ikinci devrenin ilk çeyreğine 6 gol sığdırmış ki bu soyunma odasına gidiş ve geri geliş dönemi onun en sevdiği anlar. 60-75 ve 75-90 arasında da 5’er golü var. Uzatmalarda attığı 3 gol de sayıyı 27’ye ulaştırıyor.

2000 sonrasında Türkiye’de 30 gol barajını geçen tek adam, 2004-05 sezonunda Fatih Tekke’ydi. Burak onu geçerek aynı zamanda bir kulüp rekorunu da tarihe gömecek. Üstelik tam 7 hafta boş geçmesine rağmen. Şu anda maç başına gol ortalaması 1’in üstünde ve futbol tarihimizde bunu başaran futbolcu sayısı sadece 4 (Metin Oktay, Tanju Çolak, Hakan Şükür ve Aykut Kocaman). Burak takımı play-off’a kalırsa korkunç bir rakama imza atabilir.  Türkiye Ligi’ne UEFA’nın biçtiği 1,5’luk gol katsayısı 2 olsaydı, kendisi şu an Avrupa Altın Ayakkabı yarışında zirvedeydi. Yine de bu performansını kutlamamıza engel değil.