Burası: Agora Meyhanesi, yeniden!
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Ezel Akay’a beş altı sene önce bir haller oldu. Mutfağa merak sardı. Gittiği yerlerden cebinde otlarla baharatlarla dönmeye başladı. Sohbetinin yarısını yemek işgal eder oldu. Sonra ciddi ciddi aşçılık etmeye başladı. Derken kokusu Agora Meyhanesi olarak çıktı.

Agora, Yunancada bugün de kullanılan bir kelime ve “toplanılan yer” anlamına geliyor. Antik Yunan kentlerinde de şehirle bilumum kararların verildiği, bütün yolların çıktığı, kamu binalarının çevrelediği halka ait geniş açık alana deniyor. Bir nevi şehir merkezi yani.
Agora Meyhanesi de Balat’ın Agora’sında. 1890’dan beri. 1890’da Kaptan Asteri açmış. Sonra barbalık oğlu Stelyo’ya, derken 1950’lerde Stelyo’nun oğlu Hristo Dulidis’e (Kaptan Hristo da deniyor) geçmiş. Ve 1980’lerin sonuna kadar işletilmiş.
“Burası Agora Meyhanesi” diye başlayan melankolik şarkı ise aslında ilgisiz. Bahsi geçen Agora İzmir’de bir semt. Ve şarkının yazılışı meyhanenin açılışından 70 sene sonraya denk düşüyor. Şairi Onur Şenli, bestecisi de İsmet Nedim. Şarkıyı ilk kere seslendiren de Gönül Yazar. Şarkıyla beraber Balat’taki Agora Meyhanesi’nin ünü alıp başını gitmiş ama. Zaten sevilen meyhane tıklım tıklım olur. Yüzlerce Yeşilçam filmi çekilir. Sonra kapanır, kullanılmaz hale gelir.
Velhasıl, hikâye sıradan. Rumlar barbalık yapar, sonra bir şekilde gider. Agora Meyhanesi, biraz da popülerliğinin faydasıyla bütün o 6-7 Eylül, Varlık Vergisi filan gibi musibetleri atlatmış, sonrasına dayanamamış
Burası ile birkaç yıldır canla başla uğraştılar. Sağını solunu eklediler. Tarihine sadakati elden bırakmadan güncellediler. Zevkli dokunuşlarla güzelleştirdiler. Ve nihayet açtılar. Benim de bu sürece şahitlik etme şansım oldu. Ve şimdi, tarihin en önemli meyhanelerinden birisi taze bir heyecanla yeniden açıldı.
Ben, ortaklardan iki tanesini, Deniz Sevinç’i ve Ezel Akay’ı tanıyorum. Ezel’i epey uzun zamandır tanıyorum. Şunu bilirim ben, Ezel hikâye anlatmayı sever. Kendisini hikâye anlatıcısı olarak tanımlamayı da sever. Zaten bir muhtelif şekillerde hikâye anlatır, bir de bilumum sosyalist aday destekleme, savaş karşıtlığı ve sair akıntıya kürek çekme faaliyetlerinde askerlik eder.
Ezel Akay’a beş altı sene önce bir haller oldu. Mutfağa merak sardı. Gittiği yerlerden cebinde otlarla baharatlarla dönmeye başladı. Sohbetinin yarısını yemek işgal eder oldu. Sonra ciddi ciddi aşçılık etmeye başladı. Derken kokusu Agora Meyhanesi olarak çıktı.
Ben de Ezel Akay’ı yakalayıp sorguya çektim tabii.


Hikâye mevzuu. Agora’da da bir hikâyen var mı?
Bu zaten bir hikâye anlatma işi. Sinema yönetmenliğiyle aşçılık arasında prensipte bir fark yok. Haz vermek üzere kafandan yahut ruhundan uydurarak, var olan malzemeleri bir araya getirip yeni bir hikâye yaratıyorsun. Bunu sunuyorsun, beğenilmezse depresyona giriyorsun. Dolayısıyla bir fark yok.
Mekânın zaten her köşesi hikâye dolu. Ama olay bundan ibaret değil. Biz servis ettiğimiz yiyeceklerin malzemelerini Türkiye’nin çok değişik yerlerinden topladığımız için hepsinin hikâyeleri var. Burada bilinmeyen birçok şey var. Misal ebemköftesi diye bir şey var. Bunun malzemesini, her şeyini yaşlı kadınlar hazırlıyorlar. İçine un kuzu eti koyup köfte yapıyorlar ve pişiriyorlar. Buradan kazandıkları parayla öğrenci okutuyorlar. Tokat’ta bir kasabanın ürünü. Bu yiyeceği nasıl hikâyesinden bağımsız düşünebilirsin?
Bütün mekânlarda aslında aşçıyla müşteri arasında bir mesafe var. Bu meyhanenin en büyük özelliği garsonları. Yemekleri yaparken, malzemeleri bir araya getirirken ürettiğimiz hikâyeler için garsonlar bir köprü vazifesi görüyor. Seninle girdiği ilişki, yahut sessiz kalması, seni sohbete ve yemeğe davet etmesi sadece iyi bir servise değil, bu köprüye de hizmet ediyor.
Adam içki içiyor. Yaralanabilir hale geliyor. Bütün bunlara hazırlıklı bir ekip sana güven veriyor.  Böyle bir yakınlığı, asla yalakalığa vardırmadan garsonlarımız benimsemiş durumda. Biz, bu mezelerin hikâyelerini garsonlara öğretiyoruz. Ve garsonlarımız bunu müşteriye hikâye ederken ilk sosyal ilişki, rahatlatma ilişkisi kuruluyor.


Bugünüyle 135 yıllık tarihi arasında bağlantı nedir?
Agora, tarihi anlamda mahallede nasıl bir mana taşıyorsa aynı manayı üretmeye çalışıyoruz. Esnaf meyhanesi, misal. Mahalleden epey esnaf geliyor. Mahalle fukara bir mahalle ama esnafı geliyor. 1,5 yıldır inşaattan başlayarak şu anda aldığımız müşteriden çok daha fazla mahalleden ziyaretçi aldık. Meyhanenin var olmasını dört gözle bekliyorlardı. Mahalleden kadınlar bile geliyor.

O zaman pahalı da bir yer değil.
Agora Meyhanesi, bizim klasmanda görünen meyhanelerin ortalamasını alarak fiyatlandırıldı. Ucuz bir yer denemez. Ama sosyetik meyhane asla değil. İçeri girip ucuza çıkma yolları da mümkün.
Ama gece uzadıkça tüketim artıyor, biz de uzun geceleri seviyoruz.

Eski sahipleriyle görüşüyor musunuz?
Ortaklarımızdan, kendisi de bir belgesel yönetmeni olan Chronis, Atina ve Selanik’e gidip eski sahiplerinin Hristo Bey’in eşi İfigenya Hanım ve kardeşi (aynı zamanda eski Agora’nın aşçısı) Asteri Bey’le görüştü. Röportajlar yaptık. Lakin Hristo Bey geçen sene vefat etti.

Davet ettiniz mi?
Büyük bir gala olacak ve gelecekler.

İşler nasıl?
Bu ay 1500 kişi geldi. 150 kişi alıyor mekân maksimum. Bölüm bölüm olduğu için her türlü insan kalabalığında mekân iyi duruyor, küçük yahut büyük kalabalıkları boşluk yahut izdiham olmadan kaldırabiliyor.

Çatal sofrası ne demek?
Çatal sofrası, yemeklerin çatalla yenebilecek boyutlarda kesildiği, hazırlandığı, küçük porsiyonlardan oluşan sayısı fazla yiyecek çeşitleri olan bir sofra anlayışı. Sıcak ve soğuk da var. Ana yemek hiç yemiyorsun, bol çeşit tırtıklayarak tamamlıyorsun. Bir elinle çatalı öbür elinle bardağı tutabiliyorsun.

Ya müzik?
Müzik ara ara akustik enstrümanları olan ikili üçlü gruplar geliyor. Ama sadece kalabalık gruplara. Prensipte fondan gelen, gündüz alafranga, gece alaturka, muhabbeti engellemeyecek müzikler çalıyoruz.
Bize de Agora Meyhanesi’ne güzel ve uzun hikâyelerle dolu bir yeni hayat dilemek düşüyor.
Şerefe!