Burjuva iktisadının sefaleti
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Metropol ekonomilerinde 2008-2009 krizinin etkilerinin bir bölümü geride kaldı.
Metropol ekonomilerinde 2008-2009 krizinin etkilerinin bir bölümü geride kaldı. Sermaye, krizi şimdilik geçiştirmiş görünüyor: Üretim, istihdamdan daha hızlı artmaktadır; borsa endeksleri, bankaların kârları, yöneticilere yapılan ödentiler kriz öncesindeki düzeylere yaklaşmış veya ulaşmıştır. Krizin tortusu ise emekçi sınıfların üzerinde kalmıştır. İşsizliğin kriz öncesindeki oranlara uzun süre düşmeyeceği anlaşılmıştır. Emekçilerin gelirlerindeki, birikimlerindeki aşınmaların telâfisi söz konusu değildir.

Bir başka enkaz da, kapitalizmin meşruiyetiyle ilgili… Her alanda çok yaygın bir çürüme açık-seçik ortaya çıktı; sistemin meşruiyeti sarsıntıya uğradı. Sarsıntının bir bölümü de ideoloji alanındadır. Burjuva iktisadı, bu ideolojik alanda yer alır ve bu okul mensubu iktisatçıların krizin öncesindeki ve içindeki sicil dosyasına bakıldığında, bir sefalet tablosu ortaya çıkmaktadır.

Bu “sefalet tablosu”nun iki boyutu var: Birinci olarak, egemen iktisadın, kapitalizmin içsel çelişkilerini kavramaya yatkın olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sistemi krize sürükleyen yapısal etkenler bu nedenle algılanamadı; bunalım öngörülemedi. Dahası, bu okulun önde gelen temsilcilerinde yaygın bir yozlaşma ortaya çıktı. Anlaşıldı ki bunlar beyinlerini, bilgilerini sermayeye satmışlardı; “efendileri”nin çıkarlarına hizmet etmeye öncelik vermişlerdi ve böylece sistemdeki genel çürümenin de bir parçası olmaktaydılar.

***

Örneklere, OECD’nin 2007 tarihli Ekonomik Görünüm raporuyla başlayalım. Dünya ekonomisinin “gidişatı”nı izlemeyi üstlenmiş olan bu önemli kuruluş, uluslararası krizin arifesinde şu öngörüleri yapıyor: “Bugünkü ekonomik durum, önceki yıllara göre çok daha iyidir. ABD’de yumuşak bir iniş, Avrupa’da güçlü bir canlanma, Japonya’da sağlam bir yol haritası, Çin ve Hindistan’da canlılık; OECD ekonomilerinde güçlü istihdam artışı ve işsizlikte düşme gerçekleşecektir.”

Nobel ekonomi ödüllü Robert Lucas’tan da örnek verelim: Üstat, 2008 krizini başlatan ipotekli konut piyasasına ilişkin şu öngörüleri (“balonun patlaması”ndan hemen önce) yapıyordu: “Eşik-altı (yani “çürükçü”) ipotek piyasasının konut yatırımlarını durduracağını ve ekonominin gerilemeye sürükleneceğini iddia edenlerin hiçbir mantiki ve nicel dayanağı yoktur. İstikrar, reel ekonominin bünyesine yerleşmiştir”.

Bu iyimser öngörüler, bir başka ünlü iktisatçının, Irving Fisher’in, 15 Ekim 1929’da New York Times gazetesinde yayımlanan bir makaleyi hatırlatıyor. Fisher şunları yazmış: “Hisse senedi fiyatları, artık, yüksek bir zemine yerleşmiş görünmektedir. Birkaç ay içinde borsanın bugünkünden daha yukarı çıkacağını bekliyorum.” Bu makalenin yayımlanmasından dokuz gün sonra (“kara Perşembe” diye anılan 24 Ekim’de) New York borsası çöküyor ve büyük buhranı başlatan olaylar zincirinin ilk halkasını oluşturuyor.

Fisher, daha sonra kendisini bu öngörü hatasına sürükleyen etkenleri çözümlemeye çalıştı; bunalımların sonuçlarına ışık tutan katkılar getirdi. Bu özeleştiri çabasını bugünün burjuva iktisatçılarında göremiyoruz. Bir örnek olarak Amerika’dan Britanya’ya geçelim. Kraliçe Elizabeth, Kasım 2008’de London School of Economics’i ziyaret ettiğinde soruyor: “İktisatçılar bu krizi niçin öngöremediler?” Bunun üzerine British Academy, ülkenin seçkin üniversitelerinden, medyadan, finans dünyasından önde gelen otuz üç iktisatçının katıldığı bir oturum düzenleyerek Kraliçe’nin sorusunu yanıtlamaya çalışıyor. Kraliçe’ye hitaben kaleme aldıkları bildiri, “krizi öngöremedik; çünkü öngöremedik” ifadesiyle özetlenebilir. Bildirinin son cümlesini aktarmakla yetinelim: “Majesteleri: Krizin zamanlamasını, ağırlığını ve uzunluğunu öngörmedeki ve onu düzeltmedeki başarısızlığın ana nedeni, çok sayıda parlak insanın kolektif hayal güçlerinin yetersizliğidir.” Bildiri yazarları, açıkça, kendilerini de “çok sayıda parlak insan” grubu içinde görüyorlar. Ve Kraliçelerine bundan sonra hayal güçlerini biraz geliştireceklerini (örtülü olarak) vaat ederek…

***

Bu yıl belgesel filmlerde Oscar ödülünü Charles Ferguson’un Inside Job filmi kazandı. Türkiye’de gösterileceğini sanmadığım filmin video kopyasına ulaştım. Evveliyatı, balonun patlaması ve sonrası ile 2008 krizini anlatan filmin bir bölümü, iktisatçılar dünyasındaki yozlaşmaya odaklanıyor.

“İktisatçılarda meslek ahlâkı” sorununa daha önce bu köşede değinmiştim. Ferguson’un filminde de bu konuda bol malzeme ver. Inside Job, üniversiteler, ABD hükümeti, merkez bankası (FED), Wall Street şirketleri arasında gel-git yapan ünlü iktisatçıların, beyinlerini kimlere, ne karşılığında, kaça sattıklarını; işverenlerine nasıl hizmet ettiklerini teşhir ediyor. FED yönetiminden Prof. Frederic Mishkin ile Britanya’dan Prof. Richard Portes örnekleri ilgi çekicidir. İzlanda Ticaret Odası, bu iki iktisatçıya, ayrı ayrı, “İzlanda’daki finansal sistemin, bankacılığın güvenilirliği” üzerinde araştırmalar sipariş ediyor. İkisi de “işler yolunda, sorun yok” mesajı içeren raporlar hazırlayıp sunuyorlar. Raporların sunulmasından kısa süre sonra, İzlanda bankaları toptan iflas edecek; ekonomik çöküntü böylece başlayacaktır. İzlandalılardan 124000 dolar aldığını itiraf eden Mishkin’e filmde soruluyor: “Nasıl yazdınız bu raporu?” Profesör lâfı geveleyerek soruyu yanıtlamaktan kaçıyor.

Reel sosyalizmin çökmesiyle önce “tarihin sonu”nu ilan eden; daha sonra da, bu dönüşümü, “bir başka kötü tarihin başlangıcı” gibi yorumlamaya başlayan Francis Fukuyama, 2011’de Amerikalı iktisatçıları şu sözlerle eleştiriyor: “Wall Street, iktisatçıların çıkarlarını kendi çıkarına bağlayarak iktisat mesleğini iğfal etti. İktisatçıların üniversitelerden merkez bankalarına, “hedge fon” yönetimlerine geçmeleri pek kolay oldu. Bu dünyada herkes, açık sermaye piyasalarının yararları ve bunların kendi kendilerini yönetebilecekleri hususunda hemfikirdir. Bu işbirliği herkesin çıkarına oldu: Akademisyenler yüksek danışmanlık ücretleri aldılar. Wall Street de meşruiyet kazandı. Bu işbirliği, yarattığı (son kriz dahil) muazzam politika başarısızlıklarına rağmen sistemi ayakta tuttu.”

***

Kısacası, Batı’daki egemen iktisat öğretisi sefalet içindedir; temsilcileri kapitalizmdeki çürümeye “tam gaz” katılmışlardır.

İstisnalar yok mudur? Burjuva iktisadının “sol” kanadında yer alan bazı iktisatçılar, egemen doktrinin olumsuz sonuçlarını, geç de olsa algıladılar; çürümenin dışında kaldılar. Ancak, belli sınırları zorlamayarak… İleride tartışmak üzere…
 
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız