Burjuva siyasal temsilde dönüşüm ve sınıf mücadelesi
11.06.2017 10:14 BİRGÜN PAZAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye dair “Metal eskimesi görüyorum” açıklaması bu çerçevede anlam kazanmaktadır. Küresel ve bölgesel düzeyde siyasi güzergâhtaki görüş mesafesinin azalması, partinin yeniden organize edilmesini gerekli kılmaktadır

KANSU YILDIRIM
Monthly Review Türkiye Editör Yardımcısı

Uluslararası ve ulusal gündemin yoğunluğu içerisinde 16 Nisan Referandumu’nun şaibesi ve sonuçları geri plana itildi. Olağanüstü halin AKP iktidarına sağladığı hukuki, siyasi ve iktisadi “imkânlar” eşliğinde Referandum sonuçlarına uygun kamu mimarisinin oluşumu hızlandırıldı. Hukuki düzlemde Hakimler ve Savcılar Kurulu, iktisadi düzlemde Varlık Fonu öne çıkan kurumsal düzenlemelerden oldu. Siyasi düzlemde ise, Referandum dayatması eşliğinde, “yeni” döneme uygun bir siyasal alan inşası gerçekleştiriliyor.

Devlet Aygıtı ve Sınıf Mücadelesi

2010 Referandumundan sonra yürütme erki ile yasama ve yargı arasındaki bütünleşmenin arttığı moment, 2017 Referandumu ile birlikte ileri aşamaya geçmektedir. Başkanlık dayatması, fiili durumu yasallaştırmanın yanında, olağanüstü hal olarak yaşanılan sürecin yasalar düzeyinde kalıcılaştırılmasına karşılık gelmektedir. Kamudaki ihraçlardan kurumların kapatılmasına dek, yargı yolunun ve denetimin siyasi iktidarca belirlendiği kararname düzeni, “olağan”laştırılmaktadır.

Anayasa değişikliğine ilişkin “Code Erdoğan” şeklindeki durum ise sadece görüntüden ibaret, sembolik mahiyete sahiptir. Anayasa değişikliği ve devleti yeniden yapılandıran kararname furyası, AKP’nin veya Erdoğan’ın şahsi menfaatlerini kapsadığı gibi bunları içererek aşmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Yiğit Bulut’un ekonomide Varlık Fonu’na uzanan hızlı yükselişi Erdoğan’ın Bulut’a beslediği duygulardan ziyade, kadro sorununa karşılık gelmektedir. İktisadi rasyonaliteyi zorlayan karar alma süreçlerinde emir-komuta zincirinin devamlılığı önemlidir. Bu örnekleri farklı alanlarda çoğaltmak mümkündür.

Model ve profil düzeyinde kategorileştirme güçlüğü çekilen “Türk tipi başkanlık”ta ısrarın sınıfsal arka planında devlet biçimine ilişkin durum bulunmaktadır. Yürütmenin güçlendiği yapı, hem iktidar partisi içerisindeki hem de devlet aygıtları arasındaki sınıf mücadelesini baskılamaktadır; “açık” sınıf mücadelesi, “klikler ve isimler olarak gizlenmektedir”.

Nicos Poulantzas’ın vaktiyle işaret ettiği gibi, olağanüstü devlet biçiminde açık sınıf mücadelesinin baskı altına alınması, sınıf mücadelesini devlet aygıtının içerisine doğru yönlendirir. Nazi iktidarında “Fritsch-Blomberg/Schacht/Hitler-Göring-Himmler/Ley/Darre” çelişkilerinde olduğu üzere, rejim içindeki klikler şeklinde siyasal çekişme görünümü öne çıkar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasal alanda hakim pozisyonunu kazandıran, açık sınıf mücadelesinin baskılanması sonucunda bir “kişi” olarak temsilidir. Kapitalist devletlerde egemen sınıflar iktidar bloğunda temsil ilişkisi ile konumlanır. Türkiye toplumsal formasyonu özelinde sorun şudur ki, Erdoğan, birden çok farklı sermaye fraksiyonunun temsiline sahiptir. İktidar bloğu içerisinde sermayenin farklı taleplerini dile getirirken ve/veya fraksiyonlar arası çelişkileri devlet aygıtına ihraç ederken, egemen sınıflar arası bir “işlev”e sahiptir.

Bu bağlamda, buradaki belirleyici odak Erdoğan değil, iktidar bloğudur. İsrail’e Davos’ta meydan okurken Mavi Marmara’daki İsrail yanlısı tutum; Rusya’yı tehdit ederken müttefiklik için uğraşmak; Hollanda ile yaşanılan diplomatik krizde Nazi diye suçlarken yeniden işbirliğine yönelmek gibi pek çok vaka, iktidar bloğu içerisindeki dengelerin sonucunda şekil almaktadır.

İktidar Bloğu ve Gerilimler

burjuva-siyasal-temsilde-donusum-ve-sinif-mucadelesi-301248-1.

İktidar bloğu içerisindeki denge durumu ise çelişkileri ve gerilimleri minimize edecek aşamayı geride bırakmıştır. Egemen sınıfların ekonomik varlığı görece istikrarlı düzeyde seyrederken, siyasal birliğin devamlılığı için aynı şeyi söylemek güçtür. Devlet, burjuvazinin işlerini organize eden komite olması dışında, Leninist bir perspektiften, egemen sınıfların siyasal egemenliğini de sağlar. Bu bakımdan, Körfez krizinde ABD-Suudi Arabistan-BAE ekseni dışında Katar yanında yer alarak pek çok jeopolitik ve bölgesel riskin ülkeye ithal edilmesi, iktidar bloğu içerisindeki gerilimleri eskisine nazaran şiddetlendireceği söylenebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye dair “Metal eskimesi görüyorum” açıklaması bu çerçevede anlam kazanmaktadır. Küresel ve bölgesel düzeyde siyasi güzergahtaki görüş mesafesinin azalması, partinin yeniden organize edilmesini gerekli kılmaktadır. Yine aynı açıklamada “Bu yıl sonuna kadar il ve ilçe belde yönetimlerini yenilemek zorundayız” olarak ifade ettiği, revizyondan ve Cemaatten arındırmadan fazlasıdır.

Başkanlık monokrasisi dayatmasına uygun parti organizasyonu iki amaca sahiptir: 1) Açık sınıf mücadelesinin egemen kitle partisinde ve hükümet içerisinde klik ve kişi olarak belirmesine karşı ivedi önemlidir. 2) İktidar bloğu içerisinde mevcut temsil ilişkisini sürdürürken zora sokacak ittifak ve pazarlıkların önüne geçmektir. “Tek adam” olarak ifade edilen idari biçim, keyfiyetten ziyade bilakis zorunluluktur.

Partinin yeniden organizasyonu ise, siyasal alanın dönüşümü ile eşzamanlı ilerlemektedir. “Türk tipi başkanlık”la yürütmenin kuvvetlendiği ve idarenin merkezileştiği bir ortamda, çoğulcu burjuva demokrasi parametreleri de o merkeze çekilmektedir. Sermayenin çıkarlarını koruyan “devletin gece bekçileri” ve burjuvazinin siyasi organları arasındaki ideolojik bağlar yıpranmaktadır. Siyasal alana çok partili sistemle demokratik görünüm kazandırılması yerine, oy oranlarına endeksli seçim/referandum/plebisit teknikleri demokrasinin içeriğini doldurmaktadır. Siyaset, “mekan” değişikliğine de uğrar: Demokrasi ile özdeşleştirilen “parlamento” gibi kurumlardan devlet iktidarına, özel olarak egemen kitle partisine taşınır. Kapitalist demokrasinin formel ölçülerini iktidar partisi, daha doğrusu iktidar bloğunun güncel ihtiyaçları belirlemektedir.

Denge Durumu?

AKP, iktidar bloğu içerisindeki denge durumunu otoriter eğilimlerle birlikte sağlamayı öngörmektedir. Etkili ve hızlı reaksiyon gösteren devlet iktidarı, iktidar bloğundaki hakim sınıf ve fraksiyonların hegemonyasını sarsacak bir koşul oluştuğunda müdahale imkanı tanır. Devletin kriz ortamındaki müdahaleci biçimi, çeşitli sınıf ve fraksiyonları birbirine karşı harekete geçirerek, sınıf hegemonyasının yeniden düzenlenmesine olanak vermektedir.

Denge durumu korumanın etkili yöntemlerinden birisi, egemen sınıfların iktisadi hegemonyasını korumaya dönük uygulamalardır. AKP dönemi boyunca 13 kez ilan edilen grev yasağı, doğayı ve zeytinlikleri talana açan teşvik paketleri gibi birikim, sömürü ve avanta düzeni devam ettirilmektedir. Öte yandan, İSO 500 sanayi şirketi arasında ilk üç, TÜSİAD bünyesinde KOÇ’a aittir. İSO 500 sonuçlarına göre, sanayi devlerinin üretimden satışları bir önceki yıla göre %8.8’lik artışla 490 milyar liraya, toplam faaliyet karı %18.6 artışla 52.4 milyar liraya ve toplam ihracatı da %3.1 artışla 55.1 milyar dolara yükselmiştir.

Büyük sermayenin Referandum’dan önce ve sonra, AKP iktidarından “istikrar” beklentisi boşuna değildir. Süreklileşen olağanüstü hal düzeninde kar oranlarının “istikrarlı” artışını tekelleşme sürecinin büyük sermaye lehine derinleşmesi takip etmektedir. Geriye kalan sorun, düzenin sürdürülebilirliği açısından iktidar bloğu içerisindeki uluslararası ve ulusal sermaye fraksiyonlarının temsil gerilimlerinin askıya alınması ve ötelenmesidir. Çünkü egemen sınıf ve fraksiyonlar arasındaki husumetler, farklı biçimlerde (ideolojik aygıtların pozisyonu, siyasi karar alma mekanizmaları, ekonomi politikaları, vs.) olmak üzere devlet içerisinde sürmektedir.

Partinin anatomisini başkanlığa göre biçimlendirirken, siyasal alanı da dönüştüren söz konusu süreç, egemen sınıflar arasında hegemonyayı kuran sınıf namzedi olmadığı ölçüde AKP üzerinden ilerleyecek izlenimi uyandırmaktadır. İşçi sınıfı ve halk kitleleri üzerindeki kadim baskı pratiklerine yenilerini ekleyen, işsizlikle cezalandıran ve hak arama yollarını kısıtlayan “yeni” momenti “geçici” olmaktan çıkaran 16 Nisan Referandumu’dur. Bu nedenle 16 Nisan Referandumundaki “Hayır”ın devamlılığı ve ısrarla dile getirilmesi, şaibeli sonuçların kabullenilmemesi önem arz etmektedir.