Büyük Halep Savaşı ve İslamcıların Suriye histerisi
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Suriye’de rejim beş yılı bulan iç savaşta en kritik dönemeçlerinden birisini döndü. Rejim 72 saatte son üç yılda kaybettiğini geri kazandı. Lübnan Hizbullah’ı ve Şii milislerin karadan, Rusya uçaklarının havadan destek verdiği operasyonla Halep’in kuzey kırsalındaki Nubbul ve Zehra kasabalarındaki kuşatma da kırıldı. Böylece silahlı grupların Halep-Türkiye ikmal yolu kesilmiş oldu. Kilis-Halep yolunun düşmesi kanlı savaşta bir dönüm noktası. Kilis’ten başlayıp Öncüpınar/Bab es Selam Sınır Kapısı’ndan geçerek Azez’e ulaşan, oradan da Nubbul’un doğusundan Anadan-Hreytan hattına ve Halep’e uzanan 214 No’lu yolun kesilmesinin pek çok etkisi olacak.

Kilis’ten Halep’e uzanan lojistik hattın kontrolünün sağlanması öncelikle cihatçıların kontrolündeki İdlib, Batı Halep ve Azez arasındaki geçişlerin engellenmesi demek. Silahlı muhaliflere her türlü destek bu güzergah üzerinden sağlanıyordu. İdlib-Halep-Azez üçgenine yerleşen rejim birlikleri bu bağı kopardıkları gibi Lazkiye ve sahil kesiminin savunmasını da ileride kurmuş oldu. Rejim ile müttefiklerinin kuzey sahasındaki son ilerlemelerine bakılacak olursa yıllardır dillendirilen “Büyük Halep Savaşı” da kapıda.

•••

Suriye’nin kalbi sayılan Halep, cihatçıların elindeki Rakka ya da İdlib değil. Savaşın seyrini kökten değiştirecek stratejik öneme sahip. Hem rejim hem muhalifler hem de “vekalet savaşı”nın sahipleri bunun farkında. O nedenle bu hamlenin siyasi ve askeri etkisi kendisini çabuk gösterdi. Cenevre’de kurulan müzakere masası Halep’teki gelişmeler üzerine yıkılırken, Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez Arap Ülkeleri, Türkiye ile koordineli şekilde Suriye’ye müdahale edebileceklerini duyurdu. Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de bu plana destek verdi. Suudilerin aklında İslam Ordusu olarak 150 bin asker göndermek var. Ordu bünyesinde Malezya, Endonezya ve Brunei’nin de askerlerinin yer alacağı iddia ediliyor. Bu ihtimal her geçen gün daha fazla dillendirilir oldu.

On Arap ülkesi ile birlikte Yemen batağına saplanan ve yaklaşık iki yıldır bir arpa boyu yol alamayan Suudi Arabistan, Türkiye’yi Suriye batağına sürüklemek için gaz vermekle meşgul. Başbakan Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar geçen hafta alelacele aynı zaman diliminde soluğu Riyad’da aldı. Ziyaretin hemen ertesinde Suudilerin Suriye’ye askeri çıkarma yapma talebini ortaya atması tesadüf olmasa gerek. Dün de Katar Savunma Bakanı Khalid Bin Mohammed Al-Attiyah Ankara’daydı. İslam Ordusu’nun neferi olmak için göbek atan neo-Osmanlıcılar bu tezi iyice pişirmeye başladı. Bıraksanız soluğu Şam’da alacaklar! Çeteleri överken ayarı kaçıran Davutoğlu, cihatçı katillerin Halep savaşını Stalingrad direnişi ile karşılaştırdı!

•••

Adım adım yapılan bu açıklama ve servisler bize bir şeyi gösteriyor. Gerici Suudi monarşisinin peşine takılan neo- Osmanlıcıların ülkeyi savaşa sürükleme ihtimali hiç de az değil. Tehlike büyük. İçeride ve dışarıda sıkışan “Saray rejimi”den her türlü hamle beklenebilir. Yandaş kalemler İran ve Rusya’nın Türkiye’ye savaş açtığını ileri sürerek açık açık “Türkiye Suriye’ye müdahale etmelidir” çağrısında bulunuyor her gün. Erdoğan’dan da Irak işgali örneği üzerinden benzer sinyaller gelmeye başladı. Rusya, Türkiye’nin Suriye’de işgal hazırlığında olduğunu açıkça yazdı.

Suriye macerasının, şayet gerçekleşirse, bölgesel bir savaşın kapılarını aralama ihtimali yüksek. Bu durumda vekalet savaşı bölgesel savaşa evirilebilir. Suudi Arabistan’ın kara harekatı olasılığını dile getirmesine Suriye ve İran’ın “misliyle yanıt veririz” yanıtı, Rusya’nın sert uyarıları bunun ön sinyalleri. Suudi Arabistan’ın Suriye’de ve herhangi bir bölgede savaş yürütme kabiliyeti yok. Bu net. Suudilerin oluşturduğu İslam Ordusu adı altında ki ordunun vurucu gücü bu durumda ne Ürdün ne de Katar olacaktır. Bu güç Türkiye ordusu.

Halep bir dönüm noktası. Halep’e hükmeden tüm Suriye’ye hükmeder. Üç koldan taarruza geçen rejimin kenti ele geçirmesi uzak değil. Taraflar bunun farkında. Sahadaki vekilleri kaybeden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin bizatihi kendilerinin silah kuşanmaya meyletmesi bundan. Ancak vekillere vekalet veren unsurların silah kuşanması da hazin sonlarını engelleyemeyecektir. Halep düşerse vekiller, taşeronlar, emperyalistler tümden kaybedecektir.

O halde düşsün Halep!