Büyük penis bizi gözetliyor!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Freudcu psikanalizin toplumsal cinsiyet açısından belki de en tartışmalı konusu ‘penis imrenmesi’dir. Freud’un Ödipus-Elektra karmaşasının öncül aşaması -oğlan çocukta fallik döneme denk düşüyor- olarak tanımladığı ‘penis imrenmesi’, kız çocuğun penisin olmayışı üzerinden geliştirdiği yoksunluk hissiyle ortaya çıkar.

Karen Horney bu aşırı derecede erkek-merkezli imrenme meselesini fiziksel farklılık ve organ yoksunluğu üzerinden değil, daha nesnel bir noktadan, kültürel açıdan ele alıyor: Erkek otoritesini ve etrafındaki erkekler tarafından kurulmuş dünyanın sınırlarını algıladıkça ‘erkek gücüne imrenen’ kız çocuğu...

Kadının seksüel gelişimi ve toplumsal cinsiyet bağlamında Horney’nin katkısı muhteşem: Eğer kadının erkekleşmesinin temelinde fiziksel farklılıktan kaynaklanan yoksunluk hissi yatıyorsa elimizden bir şey gelmez, ama sorunu kültürel yapı besliyorsa bir şansımız var demektir, yeterli irade gösterilirse kültür değişebilir.


Türkiye gibi ülkelerin durumu her hâlukârda zor tabii; erkek-egemen kültür dinamikleri o kadar güçlü ve yoğun ki, ‘imrenme’ kültürel bir olgu olmaktan çıkıp kültürün ta kendisi haline geliyor. Üzücü bir örneği için, bkz. Filmmor’un fallus-merkezli 13. yıl afişi...

Fondaki terkedilmiş sokak ve öndeki kaldırım taşlarıyla örülmüş küçük barikatten anlıyoruz ki bir çatışma alanındayız. Genç bir kadın kamerasını bize doğrultmuş, nişan alıyor... Afişin odağında genç kadının öfkeli, hatta neredeyse nefret dolu bakışı var. Üstündeki kırmızı ışığın yoğunlaştırılmasıyla iyice vurgulanan kamerayı sanki altında bir kabza varmış gibi tutuyor. Böylece kamera bir keskin nişancı tüfeğine, kadın da acımasız bir keskin nişancıya dönüşüyor.

Kamera, sinemayı bugünkü haline getiren erkek egemenliği nedeniyle fallik ve penetratiftir; delici, röntgenci, tacizcidir. Size sunulan bu haliyle kullanırsanız ‘penis imrenmesi’ni ister istemez yeniden üretirsiniz. Bilinçli kadın sinemacılardan beklenen kamerayı kadının bakış açısıyla kullanıp bu eril halden uzaklaştırmalarıdır. Bu yüzden mesela Agnes Varda insancıl ve mizah gücü yüksek sinemasıyla kameranın dişil ve doğurgan gücünü ortaya çıkarırken Leni Riefenstahl’in kocaman bir penisi üstümüze üstümüze salladığını görebilirsiniz.

Filmmor’un yapması gereken kameranın fallik iktidarına karşı mücadele etmek olmalı, fallusu tümüyle aynı biçimde kullanarak – ve yücelterek! - savaşmak değil... Kadınlar dünyayı değiştirmek istiyorsa önce erkek-egemen sistemin dilsel araçlarını reddedip yeni bir kültür ortamı yaratmak zorundalar. Oysa ne yazık ki öyle olmuyor, görüyorsunuz işte, kadınlar fallus-merkezli afiş tasarlıyor, eleştirisini yine bir erkek yapıyor...