Buz kesiği...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

“Kalbimin günbatısı, bu buz kesiği
bendeki lal, bu bendeki mıh,
söktüm senindir, sana bağışladım
ağaran saçımı, senindir, al. “
Birhan Keskin
•••
“ Buz kesiği günlerden geçiyoruz. Donuyoruz…
Ama her şeyimizle; ilk önce de insanlığımız.
Bin yıllık ağaçlar sökülüyor toprağın bağrından. Bin yıllık kardeşlik öldürülüyor, kentlerin sokak aralarında.
Vatan diye, diye çürüyor bir yanımız. İnsanlığın öldüğü toprak, vatan mıdır?
Vatan mıdır, vicdanı buz kesmişler ülkesi?
Vatansa sizin olsun Hacı, bana lazım değil.“

Durdu, uzun uzun soluklandı. Masada demli çayların buharı asılı kaldı bir süre. Hacı; “ Öyle deme, kardeş,!” yollu bir iki hık mık etti, ama ardını getiremedi.

Deli gömleği ütü tutmaz derler ya, Hoşaf Sami de dellenmişti bir kere. Artık tutabilene aşk olsun. Sadece o mu? Kinik Hasan’da Hacı’ya sahip çıkmaya çalışan Sinek Efe’ye takmış, basıyordu fırçayı; “ Arsızı gün ortası bellemişle de bu tıkırdı nereden geliyo demiş. Ulan sinek, geberdirin çocuk seni. Ged! Cızdırma bana gesdaneni şincik.”
Çayları tazeleyen Şiktan Kinik’e takılarak; Hasan emmi, açtın yine bayramlık ağzını bakıyom.” Tavşan kanı çayı havada kapan Kinik koca bir yudum aldıktan sonra; “ Ülen oynak, aru gödü mü bu, bal damlasın. Delletme beni garii!”
Olup biteni sessizce izleyen Cenap Hoca baktı ki Sami daha ileri gidip kırıp dökecek lafa girdi; “ Sami elleme adama. Bilmezlikten eder çoğu lafı. Ne derler bilirsin; kuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu sanırmış. Bu da öyle bir şey işte.”
Hıdır Dayı Cenap Hoca’ya dönerek; “İyi dersin de Hocam, bu kuşlar yüzünden ne hallere geldik bak. Bunların tercihleri yüzünden memleket tarumar oldu. Toprağın altında da üstünde de kıyım var”
Cenap Hoca, haklısın babından kafayı sallayarak; “ Hava buz kesse de buz kesmez dillerimiz. Elbette ki susmayacak, bıkıp usanmadan doğru bildiğimizi anlatacağız, zihni kalın kabuklulara. Boşuna bağışlamadık bu yola saçlarımızı. “
Cenap Hoca’nın sözleriyle ortam bir miktar olsun duruldu. Masadaki harala gürele vites küçülttü. Bir de Sırçınar’ın vitrayları, bulutlardan sıyrılan soğuk kış güneşinin ışıklarıyla renklerini kahveye serpince ortalık daha da bir yumuşadı. Çaylar tazelendi.
Tazelenen umutlar gibi…