Anasayfa KÜLTÜR SANAT Buzlu cam bizi çağırıyor

Buzlu cam bizi çağırıyor

Nesnelere buzlu camın arkasından bakmışsınızdır mutlaka. Ne görmüştünüz? Sınırları bulanıklaşan ve uzamın içinde titreşerek çoğalan nesneler. Çıplak bakış mı yoksa buzlu cam mı? Hangisi bize gerçeği gösteriyor. Çıplak gözle göremediklerimiz o kadar çok ki. Göz merkezli bir kültürde göremediklerimiz kültüre dahil değildir. Varsa yoksa çıplak gözle görebildiğimiz, birbirinden ayrı duran, nitelikleri ve konturlarıyla kimliklerini tespit edebildiğimiz, tanıyıp adlandırdığımız ve sınıflandırdığımız nesneler. Sınırları bulanıklaşan nesnelerin uzay içinde titreşerek yayıldıkları ve başka nesnelerle ilişki kurdukları gerçeğini çıplak göz saklarken, görmenin önünde bir engel olarak düşündüğümüz buzlu cam titreşen nesneleri görünür kılabiliyor.

Albert Einstein, 1948 tarihli ‘Atom Fiziği’ başlıklı filmde madde ve enerji hakkında söyledikleri nesnelere bakışımızdaki kırılmayı temsil ediyordu: “Kütle ve enerji, aynı şeyin farklı dışavurumlarından başka bir şey değildir.” Nesneler sadece kendilerini kütle olarak dışa vurmuyorlar, yoğunlaşmış enerji paketleri olarak titreşimler halinde de yayılıyorlar uzamda. Bedenler de öyle. Bedenleri konturlarının içine kapatıp cüsseleri kadar yer kaplamalarına çalışsalar da bedenler enerjiye dönüştüklerinde, kaos kuramının meşhur kanat çırpan kelebek örneğindeki gibi, dünyanın öbür ucunda bir kasırgaya yol açabiliyorlar.

Einstein da bize hak veriyor

Ne tuhaf, kendimizi bir kütle olarak tanımlamak hoşumuza gidiyor ama bu kütlenin formunu yitirerek enerjiye dönüşebileceğini ve yeryüzünü boydan boya geçerek başka bedenlerle titreşime geçebileceğini düşünemiyoruz bile. Einstein da bize hak veriyor: “Vasat akıl için oldukça yabancı bir kavram.” Formumuz bozuluyor çünkü. Aynanın ya da fotoğraf makinelerinin karşısında takındığımız pozlarla yaşamın içinde de var olabileceğimizi sanıyoruz. Ama yaşamın içinde hareket ettikçe formdan forma geçtiğimizi bize dışarıdan bakanlar görebiliyor ancak. O halde çıplak bakış, hem nesnelere hem de kendi bedenimize dair yanlış bilgiler içerebiliyor.


Kütle yerçekimine yenik düşerken enerji, bir akış olarak yeryüzünü ve evreni boydan boya katedebilir Yerçekimi, siyasal iktidarın da en sevdiği çekimdir. “Milli ve yerli” nitelemesiyle ulusal sınırlar içine kapatılmak istenen bedenler, toplumsal yasalarla pekiştirilmiş yerçekimi yasasına boyun eğdirileceklerdir. Yerçekiminden kurtulmaya çalışan Sovyet Konstrüktivistlerin biçimleri de, iktidarın toplumsal yerçekimine yenik düşmüş ve Stalin tarafından tekrar yere çivilenmişlerdi. Tatlin’in uçan bisikleti, Rodchenko’nun havalanan figürlerden oluşan kolajları, sabitliği temsil eden ev yaşamına saldıran Mayakovski’nin şiirleri ve yerden kurtulup, adeta havalanan Konstrüktivist mimari. Sitüasyonistleri, özellikle de Constant’ın projesini anmadan geçmeyelim; psiko-coğrafyanın ütopist bir kent projesi olan Yeni Babil’in mimarisinin de yerle ilişkisi kesilmiştir.

Çıplak göz yalıtıyor

Bir zamanlar “eksik olan halkı” çağıran ya da icat etmeye çalışan sanat şimdi yerini, yerçekiminin değerlerine, mevcut olana, tüm önyargıları, kara töreleriyle geçmişin karanlık örtüsünü günümüze taşıyan, “milli ve yerli” mevcut halka yönelik sanat anlayışına bırakmak üzere. Yeter ki sergimize insanlar gelsin ve hoşça vakit geçirsinler diye sergi alanını lunaparkın ya da mahalle aralarındaki oyun parklarının bildik nesneleriyle, klişelerle doldurmayı bile ciddi ciddi düşünebiliyorlar. Geleceğe dair umutlar tükenince giderek daha fazla gömülüyoruz yerin içine ve mevcut şeyler düzenine.

Çünkü çıplak gözle bakıyoruz, çıplak göz yalıtıyor. Titreşen bedenleriyle “henüz eksik olan halk” buzlu camın ardında bizi bekliyor; titreşen ve birbirine dokunarak, yeni karşılaşmalar, buluşmalarla yeni olanı ortaya çıkaracak kudretli bir halk. Sanat da buzlu camdır. Deleuze, Paul Klee’ye atıfta bulunarak, “Sanat, henüz eksik bir halkı bekleyen, çağıran şeydir” diye yazdığında (www.korotonomedya.net) iktidar tarafından önyargılar ve klişelerle kirletilmiş çıplak bakışa değil, sanatın gösterdiklerine güvenmemizi istiyordu. Çıplak bakışın yalıtıp ayrıştırdığını sanat ilişkilendiriyor, buzlu cam gibi. Henüz eksik olan halk buzlu camın ardında; bizi çağırıyor.

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

11,527AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Nijerya’da kaçırılan 4 Türk için 44 bin dolar fidye istendi

Nijerya’da bir taş ocağında çalışan 4 Türk vatandaşı, Cumartesi gecesi Kwara eyaletinin...

Trump’tan tehdit: 10 gün içinde dünyadan silebiliriz ama 10 milyon insanı öldürmek istemiyorum

ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Başbakanı İmran Han ile Beyaz Saray'da yaptığı...

HDP’li Temelli: Çözüm istiyorsan çık Afrin’den, Afrinliler geri dönsün

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda “Onurlu barış için demokratik çözüm”...

Ceylanpınar’da patlama

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde bir patlama meydana geldi.

İYİ Parti ilçe başkanına saldırı: 6 kişi gözaltında

İYİ Parti Güngören İlçe Başkanı Ayhan Kurt, bir grubun saldırısına uğradı. Kurt,...

CHP’li Gürsel Tekin: İntiharların en büyük nedeni işsizlik, kamu harcamalarını sıfırlayın

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2018 yılları arasında intihar sayısının 30 bin...

Yurt dışı telefon kaydı 1500 lira oldu, ‘100 liraya kayıt’ başladı

Cep telefonlarının yurt dışı fiyatı Türkiye'ye göre oldukça uygun olması nedeniyle vatandaşın...

Akar-Jeffrey görüşmesinin ardından bakanlıktan açıklama

Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Bakan Hulusi Akar'ın, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi...

Babacan’ın partisini kuracak isimlere ilişkin iddia

Karar yazarı Ali Bayramoğlu, AKP'den istifa ederek yeni parti kuracağını açıklayan Ali...

Yazar Azra Kohen: Fi dizisi benim için utanç verici hale geldi

Yazar Azra Kohen, Fi dizisinin, kitabıyla hiçbir benzerliğinin bulunmayacak hale getirildiğini belirtti...

Sonraki haber