Çağlayan ve Fenerbahçe: Vahim 2 olay
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Kara Salı üzerinden bir hafta geçti. Tüm yurtta elektrik kesilmesinin nedeni hâlâ bilinmiyor. Bir haftadır herkes soruyor. Niye karanlıkta kaldık?

Nihayet dün Enerji Bakanı basın toplantısı yaptı. “Çocuk kandırır” gibi baştan savma sözler etti. Halkı tatmin etmeyen nedenler söyledi.

Bir şey anlaşıldı mı? Doğrusu ben anlamadım. Anladığım TEİAŞ Genel Müdürü Kemal Yıldırım’ın görevinden istifa ettiği ve bazı görevlilerin de açığa alındığı. Her zaman olduğu gibi kabak yine 3-5 bürokratın başına patlamış. Ve anlı şanlı Bakan masum kalmış.

• • •

Aslında Davutoğlu hükümeti her işte olduğu gibi bu işte de doğrudan sorumsuz. Çünkü ülkeyi onlar değil, bir “tek adam” yönetiyor. Ama ne yazık ki; memleket “tek adam” tarafından yönetilince ülkede uğursuzluk peşi sıra devam ediyor.

• • •

Daha Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan olayların kanı kurumadan, önceki gün Rize’den dönen Fenerbahçe kafilesine yapılan alçakça saldırı, Türkiye’nin içinde bulunduğu kaosun vahametini gösteriyor. Bu saldırı basite alınamaz. Kınanarak geçiştirilemez. Ülkemizin önemli değeri olan Fenerbahçe camiasının kirli bir oyunun içine çekilmek istendiği açıktır.

Seçilen yer ve zamana bakarak, ortaya çıkacak sonucun yaratacağı infial düşünülürse eylemin ustaca planlandığı çok net anlaşılır. Üstelik; AKP iktidarı ve onun eski ortağı Cemaat’in Fenerbahçe’ye bilinen husumeti, toplumun daha da gerilmesine neden olacağı bellidir. Derin ilişkili bir yapının becerisi içinde olduğu her haliyle belli olan bu eylem, “Çağlayan olayı” kadar derinlemesine incelenmelidir.

• • •

Çağlayan olayı, daha ilk günden insanın aklına karışık duygular getiren ve gün geçtikçe bazı kuşkuları daha da yoğunlaştıran bir seyir izliyor. Binaya girişten başlayan serüvenin etapları arasında bazı kopukluklar var gibi görünse de dikkatle bakılınca tek düze giden bir bağlantının varlığı hemen anlaşılıyor. Sonuçta rehin alınan savcı da, eylem yapanlar da öldü. Yaşamalarına müsaade edilmedi. Devletin güya uzmanlaşmış tüm birimleri, isteselerdi, olayın gerçek nedenini bilmek adına kan dökmeden bu eylemi durdurabilirlerdi.

Saatlerce uzlaşma yolları aranıyormuş gibi davranıp asıl niyetlerinin kamuyu ikna etme “oyununu” oynamak olduğu açığa çıkmıştır.

• • •

Muhabirimiz Zeynep Kuray, polislerin bombalı saldırısından  20 dakika önce eylemcilerle telefon konuşması yaptığını ertesi gün BirGün’de yazmıştı. “Eylemcilerin 3 koşulundan birinin kabul edildiği için beklemekte olduklarını” belirtmişti.

Sonra birden ne olduysa oldu. Bomba sesleri ve silah sesleri aniden duyuldu. 3 kişi öldü. Bu durum iktidar yetkilileri tarafından zafer olarak ilan edildi. Olay bir muammaya dönüştü.

Sağduyuyla bu olaya bakıldığında birçok karanlık noktanın varlığı görülür. Öncelikle savcı Mehmet Kiraz’ın ölümü kuşkuludur. Yetkililer beyanlarında; “Adliyeden çıktığında yaşıyordu” diye ısrar ederken, hastane doktorları; “Geldiğinde ölü olduğunu ve tekrar yaşama döndürmek için bir saat çaba gösterildiğini” açıklamaktadırlar.

Olaydan hemen sonra TV’lere bağlanan ve polisle ilişkisi bilinen bir gazetecinin açıklaması hayli ilginçti: “Eylemciler savcıyı polis atışlarına karşı kalkan olarak kullanmışlardır.” Böylelikle, “Savcının üzerinden çıkacak olan polis kurşunlarının gerekçesi” o anda kamuya duyurulmuştu.

Ertesi gün süratle; “Savcının vücudundan 5 kurşun çıkarıldı. Silah eylemcilerindi” açıklamaları yapıldı. Ama dünkü gazetelerde; “Savcının vücudunda 10 kurşun yarası bulunduğu Adli Tıp tutanağı” ile yer alıyordu. Kurşunların kimin olduğu da belli değil.

Dahası, RTE’nin yurtdışından olaya müdahale edişinin ve verdiği emirlerin ne olduğu? Açıklığa kavuşması gerekir. RTE’nin bu olaya karışma hakkı var mıdır? Hükümeti ilgilendiren konuda emir verme yetkisi olur mu? Bunlar da üzerinde düşünülmesi gereken önemli konular. Ayrıca Savcı Kiraz’ın taziyesinde yaptığı siyasi konuşmanın içeriği de hassasiyetle incelenmelidir. Cevapsız kalan daha birçok sorunun zamanla karşımıza çıkacağından da emin olun.

• • •

Çağlayan ve Fenerbahçe olaylarından kim yararlanmıştır? Sorulması gereken asıl soru budur.

İlk bakışta AKP ve iktidarının bu iki olaydan kendine pay çıkarmaya çalıştığı görülmektedir. Oysa zamanla tıpkı Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi, bu olayların da içinde olduklarını geç de olsa anlayacaklardır. Görülen o ki; 7 Haziran seçim süreci boyunca yurt genelinde benzeri birçok provokasyonla karşılaşılma ihtimali vardır. Tek adamın oynadığı bu dönemde AKP’ye daha fazla dikkat etmek gerekecektir.