Çakılıyoruz
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Memleketin sokaklarında bir bir çocuklar ölürken destan yazdığı düşünülen polis, bugün, kimsenin sağ çıkamadığı bir operasyon sonrasında da elbette başarılı sayılacaktı. Tepkinin sıradanlığı, sorulara cevap bulma isteğine engel değil. Aksine, üzerimize atılan kara örtüden sıyrılabilmek için, gerçeğe, her zamanki gibi, çok ihtiyacımız var. Bir elden toplumun üzerine serpilen nefret -ki meyvesini en çabuk veren tohumdur- vicdan, merhamet gibi insani duyguları paramparça ederken, birbirine düşman bir halk yaratarak, olabilecek en korkunç senaryoya kapı aralıyor. Bunun adı savaş ve hepsinde olduğu gibi, en çok da kazandığını zannedenin kaybettiği bir kavga.

Ön koltuk arka koltuk demeden hepimizin, kibir ve megalomaniyle zehirlenmiş bir kaptanın uçağında, yere çakılmak üzere olduğunu görebilenlerin içinde büyük bir endişe var. Ne oluyor, sorusu özellikle son üç gündür yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda, envai çeşit komplo teorisini ortaya saçacak kadar cevapsız. Türkiye’nin fişini çeken bir elektrik kesintisi, infaz ve ölümle sonuçlanan bir rehin ‘kurtaramama’ operasyonu, Başbakan’ın talimatıyla gerçekleştirilen yayın yasağı ve bugüne kadar görülmemiş bir kılıçlı al bayrak eşliğinde AKP ilçe binasına yapılan saldırı…

Neredeyse ülkenin tamamını elektriksiz bırakan şey ne? Siber saldırı mı? Özelleştirme politikaları mı? Trafoda kedi provası mı? Cevap yok. Cebimizdeki 5 kuruşa kadar üzerimizde ne var ne yok boşaltmadan kapısından geçemediğimiz Çağlayan Adliye’sine o silahlar nasıl girdi? Kamera kayıtlarına göre sivil kıyafetle kapıdan girdiği söylenen iki DHKP-C’linin, hükümet tarafından neden ısrarla avukat cübbesi giydiği söyleniyor? Avukatlar, savcı ve hâkimlerden sonra, yargıyı iktidara eklemleme sürecinin eksik kalan, direnen ayağı mı? Hedef mi? Tanık ifadesine göre savcının odasına giren 3 kişi sonra nasıl 2 kişiye düştü? Savcının odasından silah değil, patlama sesi geldikten sonra operasyonun başladığı iddia ediliyor, doğru mu? Berkin Elvan’ı vuran polislerin adının açıklanma talebi, savcının hayatını riske atmak pahasına, neden reddedildi? Savcının otopsi raporu bize ne söylüyor? Açıklayacak mısınız?

Böylesine önemli bir konuyla ilgili yayın yasağı getirmekteki amaç ne? Gerçeği saklamanın olası yalanlara çanak tutabileceği bilinmiyor mu? Avukatları, gazetecileri hedef haline getirmenin, “bundan sonra herkes dikkat edecek, izinsiz sokağa çıkmak yasak” diyerek Anayasa’yı askıya almak bir yana, halkı tehdit etmenin, daha fazla kargaşa, daha fazla öfke doğuracağı açık değil mi? Zülfikar kılıçlı bayrağın nerden çıktığı, kim tarafından ne için kullanıldığı soruları, Türkiye’nin Alevi yurttaşlarına karşı bir linç kampanyası başlatılmışken, cevapsız mı bırakılacak? İktidarın, basını ahlaksız olmakla suçlamadan önce; demokrasilerde özgürlüklerin yasaklarla korunduğu iddiasıyla halkı kandırmaya çalışmasının ne anlama geldiği üzerine düşünüp, kendi ahlakını sorgulaması gerekmez mi?

Halktan adaletin kaçırıldığı bir yere huzur gelmez. Tek bir kişinin ihtirası üzerine kurulan siyasetten hayır gelmez. Kutuplaştıran söylemlerle halkın birbirine düşman edildiği yerde iç barış sağlanmaz. Yasaklar özgürlük getirmez. Sokakta ve mahkemede, hak arama yollarının kapatıldığı ve şiddetle bastırıldığı yerde düzen olmaz. Katillerin korunduğu bir sistemde güven sağlanmaz. Ölülerin senin, benim diye ayrılıp lanet yağdırıldığı bir yerde uyku herkese haramdır. Düşen bir uçağın kaç odası olduğunun, koltuk sırasının bir önemi yok. Hepimiz içindeyiz ve çakılmak üzereyiz. Dahası yok.